<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704</id><updated>2012-02-01T18:55:01.880+02:00</updated><category term='Meknes'/><category term='Fas'/><category term='Casablanca'/><category term='Fez'/><category term='İlyas Halil'/><category term='Volubilis'/><category term='El Jadida'/><category term='Marrakesh'/><category term='imza günü'/><category term='Hakan İşcen'/><category term='öykü'/><category term='Kazablanka'/><category term='Fotograf // Fatma Özdirek'/><category term='Marakeş'/><category term='İlyas Halil / Haiku'/><category term='Moulay Idriss'/><category term='Essaoura'/><category term='Rabat'/><title type='text'>FATMA ÖZDİREK</title><subtitle type='html'>Fotograf ..... Günlük ..... Seyahat ..... Öykü ..... Mektup ..... Şiir ..... Konuk Yazarlar ............</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>154</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-6027526528561399515</id><published>2012-01-13T14:02:00.004+02:00</published><updated>2012-01-13T21:37:27.858+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İlyas Halil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>DOKTOR ATTASİ // İlyas Halil</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-feYg2iwjbYA/TxCHT6E8zMI/AAAAAAAADMk/g3l055iVZvk/s1600/DSC_0115.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 318px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5697202304700959938" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-feYg2iwjbYA/TxCHT6E8zMI/AAAAAAAADMk/g3l055iVZvk/s400/DSC_0115.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1960 yılı. Faruk amca hasta. Kapısını çaldım. Yalnızdı. Karanlıkta bekliyordu. Sevdiğim saydığım bir insandı. Yıllar boyu hastalığımıza şifa bulmuş. Üzüntümüze çare. Sonunda küçük bir evde, karanlıkta çaresiz. Yaşlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pencereyi açmış rüzgârda bir çiçek kokusu. Delikten bir ışık. Sokakta bir tanıdık. Gülen birini arıyordu.&lt;br /&gt;Nasılsın Faruk amca? dedim.&lt;br /&gt;İyiyim yeğen dedi, Borcum azaldı. Yakında tahsildar son taksidi almağa gelir. Bekliyorum. Daha önce buraları bırakıp uzağa gideceğini söylemiştin. Aman, benim işlediğim hatayı yapma. Toprak hava su unutkanı affetmiyor. Bastığın, ekmeğini yediğin toprağı evin yurdun yap. Bilmediğin elde padişah olacağına denizde köpek ol. Hiç olmazsa köpek balığı oldum dersin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dert sıkıntı parasızlık muson yağmurları. Gelen musibet tek gelmedi o yıllar. Kendimi genç zinde sandığım yıllardı. Gökten su sokaklarda sel. Önünde ben. Faruğu ağaç etti. Topraktan söktü götürdü. İnek oldum buzağımı aldı. Fırtına gelenin gidenin, önüne çıkanın canına okudu. Esen rüzgâr devlete benziyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parasızlığın işsizliğin ortasında idik o yıl. Türkçe bilmeyenin başı belada. Böyle anlarda okuman yazman varsa açlık çok zor. Gece daha kara. Hapisane daha dar. Çiğnediğin ekmeği yutmak olanaksız. Lokma boğazında büyür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşın sonu belli olmuş. İngilizler Mersin Adana yolunu genişletiyor asfalt döküyordu. Mahallede ekmeğin kokusunu az da olsa hatırlayan vardı. Uzakta birinin tüttürdüğü kokulu sigara sanki. Burunda acı bir sızı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkmadım. Ekmeği beklemeye karar verdim. Sokakta ilk kokusu belirdi. Dost bir koku. Ana sesi. Karda kışta elini avcunu ısıttığın ılık nefesti ekmek. Ama üç yaşlı emekli ekmek görmeden tatmadan çekip gitmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faruk amcanın mahallemize taşınacağını babamdan duymuştum. Bir akşam yemeğinde babam sevinçli. Anneme yakında mahalleye doktor geliyor dedi. Fakir dostu işsiz dostu. Yardımını kimseden esirgemeyen gönlü zengin bir kişi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok gecmeden Doktor Faruk Atesu mahallemize taşındı. Elle tutulur ağızda tadılır bir mutluluk hissettik sokakta. Kendimize bir kara gün dostu bulmuştuk. Hastalığı ağrıyı sokaktan kovuyorduk. Unutacaktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farook Attasi 1934 yılında Halepte liseyi bitirince Istanbullu annesinin ısrarı üzerine İstanbula tıp üniversitesine okumağa gitti. 1938 de fakülteyi yüksek bir derece ile bitirince İstanbul belediye başkanı Lütfi Kırdar beyin yardımcılarından Reşit bey Dr. Farook Attasiyi makamına davet etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farook bey dedi Sayın Belediye reisi Lütfi Kırdar Şehrin sağlık hizmetini artırmak için doktor kadrosunu genişletmek istiyor. Sizi aramıza almak istiyoruz. Sizin gibi çalışkan genç Türk doktorlara ihtiyacımız var. Size kadro dışı yüksek maaş vereceğiz. Memnun olacağınızı sanıyorum. Ayrıca dışarda muayene açabilirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farook Attasi biraz çekingen utangaç annesinden öğrendiği arapça vurgusu bariz türkçesi ile, “Efendim ben Suriyelim “dedi. “Yurduma dönmek istiyorum. Teklifinize çok teşekkür ederim. Size minnettarım. Yurduma dönmeme müsaade ederseniz sevinirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reşit beyin suratı asıldı.&lt;br /&gt;Farook bey ne dediğinin farkında mısın dedi Türkiyede yaşıyan her müslüman türktür. Üstelik türkçeyi iyi biliyorsun. Ayağına gelen bu nimeti nasıl tepersin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim türk olamaktan iftihar duyarım. Evet annem türk dedi. Babam Al Attasi ailesinden Suriyeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reşit bey elini Farook beyin omzuna koydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farook bey dedi “Anadoluda yaşayan annesi türk olan her müslüman türktür. Türk olmak hakkıdır. Daha önemlisi vazifesidir. Az kimseye nasip olan bir şeref lutfediyoruz. Nasıl Türk değilim demeğe cesaret edersin. Cevabını sayın büyüğüm Kırdar beyefendiye iletmiyeceğim. Bu ülkenin üniversitesinde okudun. Bu toprağa borçlu olabileceğini düşünmeden nasıl yapılan teklifi reddersin. Beş yıl Türkiyede kalmanı istiyoruz. Üstelik türk vatandaşı olduğunu biliyoruz. Sana baba öğütü. Türk olduğun için adını ve soyadını düzelt. Farook Attasi yerine Faruk Atesu olması daha uygun olur. Yolun açık olsun. Başarılar dilerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve öyle oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktor Atesu sokağımıza taşındıktan kısa bir süre sonra muayehanesinin önü hastadan geçilmez oldu. Hapşıran öksüren mahalleli oradaydı. Ufak tefek hastalığına, soğuk algınlığını aspirin kinin ıhlamurla tedavi etti. Annelere sütü kaynatmadan çocuklara vermemelerini, ellerini yıkamadan yemek pişirmemelerini ekmeğe dokunmamalarını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahçe mahallesinden arapça konuşan hastalar kapısını çalmağa başlayınca Doktor Atesunun mesleğinin sonu geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokakta iş yerinde yabancı dil konuşmanın yasak olduğu yıllardı. Doktorun hastaları ile arapça konuştuğu tespit edilince. Mahkeme doktorun 6 ay hapsine ruhsatının bir yıl iptaline karar verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve böylece Faruk Atesunun mosun yağmurları başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 Şubat 2011 - İlyas Halil&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-6027526528561399515?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/6027526528561399515/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=6027526528561399515&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/6027526528561399515'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/6027526528561399515'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2012/01/doktor-attasi-ilyas-halil.html' title='DOKTOR ATTASİ // İlyas Halil'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-feYg2iwjbYA/TxCHT6E8zMI/AAAAAAAADMk/g3l055iVZvk/s72-c/DSC_0115.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-1412620946747098370</id><published>2011-12-31T23:09:00.002+02:00</published><updated>2011-12-31T23:11:13.298+02:00</updated><title type='text'>mutlu yıllar...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-OIm8cEjxiWQ/Tv96ZUkqpYI/AAAAAAAADMY/ebkO_RvBV44/s1600/2012.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 294px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5692403029457413506" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-OIm8cEjxiWQ/Tv96ZUkqpYI/AAAAAAAADMY/ebkO_RvBV44/s400/2012.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-1412620946747098370?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/1412620946747098370/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=1412620946747098370&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1412620946747098370'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1412620946747098370'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2011/12/mutlu-yllar.html' title='mutlu yıllar...'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-OIm8cEjxiWQ/Tv96ZUkqpYI/AAAAAAAADMY/ebkO_RvBV44/s72-c/2012.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-3731625672658346498</id><published>2011-09-26T11:08:00.005+03:00</published><updated>2012-01-21T20:25:24.990+02:00</updated><title type='text'>Sensiz, tamı tamına üç ay...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-k1Ipzwmg3vo/TxsC9fxbXQI/AAAAAAAADMw/AAiMVGBraKI/s1600/IMG_1367.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 284px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5700153008891583746" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-k1Ipzwmg3vo/TxsC9fxbXQI/AAAAAAAADMw/AAiMVGBraKI/s400/IMG_1367.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sensiz, tamı tamına üç ay… &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kimselerin inanamayacağı üç ay.&lt;br /&gt;Benim için ölüm baş tacı ayrılık yok idi.&lt;br /&gt;Daha bir kişi çıkmamıştı ki bizim birlikteliğimizin bir gün sona ereceğini söylesin.&lt;br /&gt;Aşktan öte kara sevdaydı benimkisi.&lt;br /&gt;Baştan diyeyim, her an aklımdasın, seni asla unutmadım, unutamam da.&lt;br /&gt;Kimselerin katlanamadığı kokun bile burnumda tütüyor.&lt;br /&gt;Sensiz içilen kahve haram diyordum.&lt;br /&gt;Sen ellerin elindeyken, seninle olduğu kadar olmasa bile yine üç öğün kahvemi tas büyüklüğündeki fincanda keyifle içiyorum.&lt;br /&gt;Üstüne gül koklamam sanıyordum, leblebi çekirdekle idare ediyorum.&lt;br /&gt;Anlayacağın kör topal da olsa, sensiz de yaşayabiliyorum.&lt;br /&gt;Ben hayatının tadı tuzuydum dediğini duyar gibiyim.&lt;br /&gt;Neylersin bu ayrılığa katlanmak için tatlı ve tuzlu ile ihanete varmasa da ufak kaçamaklar yaşıyorum.&lt;br /&gt;Yine de seninle geçirdiğim kırk yıla yakın zamandan hiç pişman değilim.&lt;br /&gt;Kurtuldum diye sevinmiyorum, kaybettim diye yerinmiyorum…&lt;br /&gt;Ve asla içmem demiyorum; asla yeniden!... asla!...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-3731625672658346498?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/3731625672658346498/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=3731625672658346498&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3731625672658346498'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3731625672658346498'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2011/09/sensiz-tam-tamna-uc-ay.html' title='Sensiz, tamı tamına üç ay...'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-k1Ipzwmg3vo/TxsC9fxbXQI/AAAAAAAADMw/AAiMVGBraKI/s72-c/IMG_1367.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-1312151435992729804</id><published>2011-08-14T16:03:00.009+03:00</published><updated>2011-08-14T16:44:57.341+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kazablanka'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Moulay Idriss'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fez'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Meknes'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Volubilis'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Rabat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Marrakesh'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Marakeş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fas'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Casablanca'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Essaoura'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='El Jadida'/><title type='text'>Fas Fotografları</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-lski5lBoSZY/TkfIWyHlE2I/AAAAAAAADLU/rfljWJwPx10/s1600/DSC_0054.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 268px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5640697352041075554" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-lski5lBoSZY/TkfIWyHlE2I/AAAAAAAADLU/rfljWJwPx10/s400/DSC_0054.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.pbase.com/fatmaozdirek/morocco__fas"&gt;http://www.pbase.com/fatmaozdirek/morocco__fas&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;El Jadida... Essaouira... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Fes / Fez... Meknes... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Moulay Idriss... Volubilis... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Rabat... Marrakes,, h / Marakeş... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Casablanca / Kazablanka ... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mayıs'11&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-1312151435992729804?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/1312151435992729804/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=1312151435992729804&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1312151435992729804'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1312151435992729804'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2011/08/fas-fotograflar.html' title='Fas Fotografları'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-lski5lBoSZY/TkfIWyHlE2I/AAAAAAAADLU/rfljWJwPx10/s72-c/DSC_0054.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-3115085014148744527</id><published>2011-05-16T09:34:00.006+03:00</published><updated>2011-05-16T19:53:53.822+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İlyas Halil'/><title type='text'>DOĞU PENCEREMDE MASALLAR // İlyas Halil</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-vSfEx8cOg4U/TdFU7r-9RFI/AAAAAAAADLI/VIGDxgJm24w/s1600/DSC_0060-1.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 264px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607356395448779858" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-vSfEx8cOg4U/TdFU7r-9RFI/AAAAAAAADLI/VIGDxgJm24w/s400/DSC_0060-1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hala doğuya bakan penceremi severim. Hala o çocuk yıllarımda, gerçek ışığını beklediğim pencerede. Günün loş olacağı anı hayallerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yaşta çocukluğum buğulu bir rüya oldu çok uzakta. Hiç yaşamamış sanki. Hiç bitmemiş gibi. Hep o yıllarda olduğum çocuğu aradım. Ben değildim sanki hayatını yaşadığım o çocuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevinci nasıl öğrendiğimi bilmek isteyince çocuk ben yine, saçımdan tırnağıma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinlediğim masalları tekrar duymak. Üzüntümde küçük sevincimde sığındığım masal oynadığım çocuk bahçesi. Devlerle savaşan parmak çocuk ben. Korkmam korkmayacağım dedim. Deyince çocuk sevinmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazartesi akşamı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem Bir varmış bir yokmuş dedi. Seccadeye bindim. Açık penceremden bazen oda yeşil bazen mor karanlık ile doldu. Üvey annenin çocuğuna nasıl kötü davrandığı Pamuk Prenses masalında buldum. Gözlerim dolu annem gözümde uyudum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cuma sabahı mutfağa girmeden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ken fi, bi zeman. Ken ya me kan ya mustemeiin al kelam dediğini duyarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir ülke penceremde. Geniş ova yeni bir çocuk ben Kırk haramilerin mağarası. Malını kaybetmiş fakirlerin gözyaşı haramiler gelmeden iade eder sevinirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Perşembe öğleüstü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıcak yaz. Sivrisinek ince saz sesleri. Kulağımda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Once upon a time masal saati.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benden daha önemli bir varlığın olduğunu öğrendiğim an.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annemin Sheakespare anlattığı üç duvarlı oda. İki genç sevmeyi sevilmeyi öğrenirken sevinçle canlarını yitirir. Var olmak önemli değilmiş anlaşılan. Sevgi olmadan. Burnun aldığı hava imiş. Oksijen değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Il etait une fois: Pazar gecesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Syrano de Bergerac’ın umutsuz aşkı karanlıkta. Garam sevgilisi Roxane’dan, umutsuzluktan daha büyük daha önemli. Garam amour umutsuzluğa bürünmüş de gelse kovalamağa aramağa yaşamağa değer. Evet deyince sevindim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masalsız çocuk. Ayaksız fil. Varmaz gitmez yenmez yutulmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mayıs 14 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-ansi-language: TR;font-family:'Arial', 'sans-serif';font-size:11;"  &gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-3115085014148744527?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/3115085014148744527/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=3115085014148744527&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3115085014148744527'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3115085014148744527'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2011/05/dogu-penceremde-masallar-ilyas-halil.html' title='DOĞU PENCEREMDE MASALLAR // İlyas Halil'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-vSfEx8cOg4U/TdFU7r-9RFI/AAAAAAAADLI/VIGDxgJm24w/s72-c/DSC_0060-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-7690751927796064705</id><published>2011-02-03T10:47:00.011+02:00</published><updated>2011-02-18T17:26:19.356+02:00</updated><title type='text'>HAYATÂNI “1975-2010  Şiirler ” //  HAKAN  İŞCEN</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/TUps63a4cUI/AAAAAAAADLA/9_n4TfkRuSM/s1600/hayatani%2Bhi.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 291px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5569383647761953090" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/TUps63a4cUI/AAAAAAAADLA/9_n4TfkRuSM/s400/hayatani%2Bhi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Trebuchet MS', 'sans-serif'; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-: 242; mso-fareast-: ENfont-family:'Times New Roman';color:#0d0d0d;" lang="EN"  &gt;&lt;span style="color:#ffcccc;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;2007’de “Yaratıcı Yazarlık Kursu” adında bir öykü kitabı, 2010’da “Aşkın Haçsız Seferi” adında bir romanı yayımlanan Hakan İşcen’in ilk şiir kitabı. Hayatânı, bir avuç kuşlokumu uğruna çevresine topladığı arkadaşlarına ipe sapa gelmez korkunç öyküler uyduran on iki yaşında bir çocuğun düşlerinden, yarım asırlık bir ömrü tamamlamanın arifesindeki bir babanın şu yaşadığımız garip zamana ilişkin kaygılarına uzanan bir şiir serüveni… Her yılın tarihine bir şiirle kayıt düşülen, hem hayatı, hem de bu toprakların çileli kaderini yıl yıl sorgulayan 1975’den 2010’a, 35 yıllık bir şiir yolculuğu… Yolculuk bitse de, yolun bitmediğinin şiirli hikâyesi, sonsuza adresli isimsiz bir mektup… “…ellerim Orion’a uzanır yüreğim Knidos’a attığım demir… bağışla beni; dokunuşum öpüşüm sevişim artık şiir...” &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#ffcccc;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#ffcccc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Trebuchet MS', 'sans-serif'; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-: 242; mso-fareast-: ENfont-family:'Times New Roman';color:#0d0d0d;" lang="EN"  &gt;&lt;span style="color:#ffcccc;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Trebuchet MS', 'sans-serif'; mso-fareast-language: TR; mso-fareast-: ENfont-family:'Times New Roman';color:#ffcccc;" lang="EN"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Trebuchet MS', 'sans-serif'; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-: 242; mso-fareast-: ENfont-family:'Times New Roman';color:#0d0d0d;" lang="EN"  &gt;&lt;span style="color:#ffcccc;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Eser Adı: Hayatânı &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Trebuchet MS', 'sans-serif'; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-: 242; mso-fareast-: ENfont-family:'Times New Roman';color:#0d0d0d;" lang="EN"  &gt;&lt;span style="color:#ffcccc;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Yazarı: Hakan İşcen &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Trebuchet MS', 'sans-serif'; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-: 242; mso-fareast-: ENfont-family:'Times New Roman';color:#0d0d0d;" lang="EN"  &gt;&lt;span style="color:#ffcccc;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Yayın Yönetmeni: Tuncay Takmaz &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Trebuchet MS', 'sans-serif'; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-: 242; mso-fareast-: ENfont-family:'Times New Roman';color:#0d0d0d;" lang="EN"  &gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#ffcccc;"&gt;Tasarım: Betül Başol &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Trebuchet MS', 'sans-serif'; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-: 242; mso-fareast-: ENfont-family:'Times New Roman';color:#0d0d0d;" lang="EN"  &gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#ffcccc;"&gt;Kapak: Cavid Mukaddes&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Trebuchet MS', 'sans-serif'; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-: 242; mso-fareast-: ENfont-family:'Times New Roman';color:#0d0d0d;" lang="EN"  &gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#ffcccc;"&gt;Çekirdek Sanat Yayınları&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Trebuchet MS', 'sans-serif'; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-: 242; mso-fareast-: ENfont-family:'Times New Roman';color:#0d0d0d;" lang="EN"  &gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#ffcccc;"&gt;Fiyatı: 5 TL&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Trebuchet MS', 'sans-serif'; mso-fareast-language: TR; mso-fareast-: ENfont-family:'Times New Roman';color:#ffcccc;" lang="EN"  &gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;+++++&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;"bir zamanlar çoktuk&lt;br /&gt;ve yeryüzündeydik.." - H.İ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, "çoktuk" ve "yeryüzündeydik". Kısa ve iki belirlemeyi&lt;br /&gt;(pozitif-negatif) birlikte vurgulayan sözcükler-düşünceler ve yaşam&lt;br /&gt;biçimini sorgulayan durumlar. Demokles'in kılıcı olabilme şansı en&lt;br /&gt;yüksek tartışma konularındandır her halde..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmamalıyız bir duygu anlam değil sadece yaşam üretir.."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakan İşcen'in "Hayatanı" kitabı için JM yazdı..&lt;br /&gt;siteye eklendi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://borgesdefteri.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;span id="lw_1298042463_0" class="yshortcuts"  style="color:#3333ff;"&gt;http://borgesdefteri.blogspot.com/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;defter&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-7690751927796064705?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/7690751927796064705/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=7690751927796064705&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/7690751927796064705'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/7690751927796064705'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2011/02/hayatani-1975-2010-siirler-hakan-iscen.html' title='HAYATÂNI “1975-2010  Şiirler ” //  HAKAN  İŞCEN'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/TUps63a4cUI/AAAAAAAADLA/9_n4TfkRuSM/s72-c/hayatani%2Bhi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-4901606650342657830</id><published>2011-01-23T09:48:00.008+02:00</published><updated>2011-01-23T10:10:45.775+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İlyas Halil / Haiku'/><title type='text'>Haikular // İlyas Halir</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5565287616954264690" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 282px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/TTvfmflwbHI/AAAAAAAADKc/mFZP_hEIdyU/s400/ih%2B3%2Bk.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5565289331450731874" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 272px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/TTvhKSlkXWI/AAAAAAAADKk/THvji5g4k6c/s400/ih%2B4%2Bk.JPG" border="0" /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5565289907967002018" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 374px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/TTvhr2RwhaI/AAAAAAAADK0/r2baHJty9ZE/s400/ih%2B2%2Bk.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5565289686076142658" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/TTvhe7q2tEI/AAAAAAAADKs/IkcaKPPYCek/s400/ih%2B1%2Bk.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-4901606650342657830?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/4901606650342657830/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=4901606650342657830&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/4901606650342657830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/4901606650342657830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2011/01/haikular-ilyas-halir.html' title='Haikular // İlyas Halir'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/TTvfmflwbHI/AAAAAAAADKc/mFZP_hEIdyU/s72-c/ih%2B3%2Bk.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-3198689159897548817</id><published>2010-10-15T08:55:00.007+03:00</published><updated>2010-10-15T09:12:27.915+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='imza günü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hakan İşcen'/><title type='text'>Aşk Üstüne Akıloynatmalar // Hakan İşcen</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/TLfwEVwBybI/AAAAAAAADIU/w8APOfCY5kI/s1600/hakan+iscen.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5528151024969304498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 267px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/TLfwEVwBybI/AAAAAAAADIU/w8APOfCY5kI/s400/hakan+iscen.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Eşya ile tabiatının arasına girer aşk...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.hakaniscen.blogspot.com/" target="_blank" rel="nofollow"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;www.hakaniscen.blogspot.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İmza Günü: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;30 Ekim Cumartesi,&lt;br /&gt;TÜYAP Kitap Fuarı, Doğan Kitap Standı&lt;br /&gt;Saat 12.00 - 13.00&lt;br /&gt;Hakan İşcen&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-3198689159897548817?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/3198689159897548817/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=3198689159897548817&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3198689159897548817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3198689159897548817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2010/10/ask-ustune-akiloynatmalar-hakan-iscen.html' title='Aşk Üstüne Akıloynatmalar // Hakan İşcen'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/TLfwEVwBybI/AAAAAAAADIU/w8APOfCY5kI/s72-c/hakan+iscen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-5501890575429753526</id><published>2010-03-22T23:02:00.002+02:00</published><updated>2010-03-22T23:20:48.338+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fotograf // Fatma Özdirek'/><title type='text'>California</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S6fbbWJjKDI/AAAAAAAAC9g/vQkD9_cutqk/s1600-h/SCruz+6.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5451567136803858482" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 264px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S6fbbWJjKDI/AAAAAAAAC9g/vQkD9_cutqk/s400/SCruz+6.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Photo link: California - Santa Cruz&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.pbase.com/fatmaozdirek/california"&gt;http://www.pbase.com/fatmaozdirek/california&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-5501890575429753526?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/5501890575429753526/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=5501890575429753526&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/5501890575429753526'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/5501890575429753526'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2010/03/california.html' title='California'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S6fbbWJjKDI/AAAAAAAAC9g/vQkD9_cutqk/s72-c/SCruz+6.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-1059664108949511942</id><published>2010-01-13T21:01:00.007+02:00</published><updated>2012-01-02T21:38:02.902+02:00</updated><title type='text'>Kuşlar bilir mi, bulutlar nereye gider?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04aH4a-UNI/AAAAAAAACm4/J2nUZta5Vvk/s1600-h/DSC_0246.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 256px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426303323734954194" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04aH4a-UNI/AAAAAAAACm4/J2nUZta5Vvk/s400/DSC_0246.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04aGQDLaRI/AAAAAAAACmw/uPUGUN7D-pQ/s1600-h/DSC_0241-1.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 268px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426303295717861650" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04aGQDLaRI/AAAAAAAACmw/uPUGUN7D-pQ/s400/DSC_0241-1.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04aDAmVdWI/AAAAAAAACmo/w_HR_0AgsGg/s1600-h/DSC_0236.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 268px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426303240030745954" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04aDAmVdWI/AAAAAAAACmo/w_HR_0AgsGg/s400/DSC_0236.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04aCLaOVKI/AAAAAAAACmg/pLSY47nPWSY/s1600-h/DSC_0235-1.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 268px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426303225752868002" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04aCLaOVKI/AAAAAAAACmg/pLSY47nPWSY/s400/DSC_0235-1.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04Z_CwMyPI/AAAAAAAACmY/0g0tCkV2kPw/s1600-h/DSC_0235.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 268px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426303171889514738" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04Z_CwMyPI/AAAAAAAACmY/0g0tCkV2kPw/s400/DSC_0235.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04ZaYJD7oI/AAAAAAAACmQ/R9xXJg1aenU/s1600-h/DSC_0234.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 284px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426302541975776898" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04ZaYJD7oI/AAAAAAAACmQ/R9xXJg1aenU/s400/DSC_0234.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04ZYzxiEpI/AAAAAAAACmI/QqgP9OzBGHE/s1600-h/DSC_0233.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 282px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426302515033543314" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04ZYzxiEpI/AAAAAAAACmI/QqgP9OzBGHE/s400/DSC_0233.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04ZWp9_KwI/AAAAAAAACmA/IJcXBeXrJFU/s1600-h/DSC_0106.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 282px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426302478041688834" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04ZWp9_KwI/AAAAAAAACmA/IJcXBeXrJFU/s400/DSC_0106.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04ZWNuma2I/AAAAAAAACl4/gx3DbSfa_tk/s1600-h/DSC_0105.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 279px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426302470460959586" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04ZWNuma2I/AAAAAAAACl4/gx3DbSfa_tk/s400/DSC_0105.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04ZUmc8zwI/AAAAAAAAClw/7kJtHgWH2DQ/s1600-h/DSC_0103.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 268px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426302442738077442" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04ZUmc8zwI/AAAAAAAAClw/7kJtHgWH2DQ/s400/DSC_0103.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04YtCJwvuI/AAAAAAAAClo/gUmGCWxcHpI/s1600-h/DSC_0035.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 268px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426301762979020514" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04YtCJwvuI/AAAAAAAAClo/gUmGCWxcHpI/s400/DSC_0035.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-1059664108949511942?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/1059664108949511942/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=1059664108949511942&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1059664108949511942'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1059664108949511942'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2010/01/kuslar-bilir-mi-bulutlar-nereye-gider.html' title='Kuşlar bilir mi, bulutlar nereye gider?'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/S04aH4a-UNI/AAAAAAAACm4/J2nUZta5Vvk/s72-c/DSC_0246.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-3447784081496118137</id><published>2009-12-29T22:58:00.001+02:00</published><updated>2009-12-29T23:02:23.739+02:00</updated><title type='text'>Mutlu Yıllar...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SzpuOvK6W7I/AAAAAAAACiI/EEilq9RLXwA/s1600-h/DSC_0119.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420766300953271218" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 268px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SzpuOvK6W7I/AAAAAAAACiI/EEilq9RLXwA/s400/DSC_0119.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-3447784081496118137?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/3447784081496118137/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=3447784081496118137&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3447784081496118137'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3447784081496118137'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2009/12/mutlu-yllar.html' title='Mutlu Yıllar...'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SzpuOvK6W7I/AAAAAAAACiI/EEilq9RLXwA/s72-c/DSC_0119.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-4022519583653691063</id><published>2009-12-15T00:33:00.003+02:00</published><updated>2010-03-10T23:03:20.168+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İlyas Halil / Haiku'/><title type='text'>Haiku / İlyas Halil</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Sya9oqEhMrI/AAAAAAAACgY/E_yMLuICbpw/s1600-h/cakiltaslari.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415224108145259186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 288px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Sya9oqEhMrI/AAAAAAAACgY/E_yMLuICbpw/s400/cakiltaslari.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Sya9emJP8vI/AAAAAAAACgQ/2OeocCVmtt0/s1600-h/karalamadefteri.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415223935292666610" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 372px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Sya9emJP8vI/AAAAAAAACgQ/2OeocCVmtt0/s400/karalamadefteri.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-4022519583653691063?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/4022519583653691063/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=4022519583653691063&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/4022519583653691063'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/4022519583653691063'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2009/12/haiku-ilyas-halil.html' title='Haiku / İlyas Halil'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Sya9oqEhMrI/AAAAAAAACgY/E_yMLuICbpw/s72-c/cakiltaslari.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-1155708020992125817</id><published>2009-12-15T00:23:00.007+02:00</published><updated>2009-12-15T22:40:53.566+02:00</updated><title type='text'>GEZGİN / Ulus Fatih</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Syf0JmEBOoI/AAAAAAAAChQ/nfJM2_mapy0/s1600-h/4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415565522609715842" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 294px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Syf0JmEBOoI/AAAAAAAAChQ/nfJM2_mapy0/s400/4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(‘Nerede’ yazıyor bu eski sağrakta, gizil bir göktaşı / erkil bir kaya, orada kıstakta, ıssız ağaçlar altında / siborglar geçiyor dağ köylerinden, kırmızı demon kolonileri / lâlelim Dor işlemeleri, Pessoa dizeleri, zülüflü baltacılar / inci salip atlaslar, zaman zaman içinde, hunhardı büyük ataları / han soyundan kuğu kanı içer bir Moğol, gezegen irisi atları / aşıkâne bir kuark, safkan kirpikler, öyle soyluydu ki onlar / atomdan ayaklarla kutuplar aşmışlardı / Narodnik budunlar, kitap çiftlikleri, nalları ters voyvodalarla, Mars’a ulaşmışlardı.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Şamanizmin Çalçepen adında bir peygamberi varsa, bir zamanlar Curcan kentinde de bir gezgin varmış. Gerçek yola çıktığında yalan dünyayı dolaşmış olur demezmiş ama, aslında bir derviş, bir evliya, ermiş kişiymiş. 1’i kendine bölerseniz 7, 8’i ortayından böldüğünüzde sıfır, 6’yı tutmayı başarabilirseniz 9 elde edersiniz gibi belirtkeleri, tümceden yalnız bir harf ekleyip ya da eksilterek (özneyi veya zamanın boyutunu değiştirip) suçluyu ya da aşığı başkalaştırmak gibi değişkeleri veya ‘Tanrı gücünü nereden alıyor’ yahut da ‘Madde varsa tanrı vardır diyebiliriz ama tanrı varsa madde vardır diyemeyiz, çünkü onun ne yaratacağını bilemeyiz’ gibi zındıklara yakışır aforizmaları, arayışları, hünerleri varmış. İroniyi de severmiş, bir keresinde en büyük filozoflar kuşlardır, çünkü karınlarını doyurduktan sonra yalnızca düşünürler demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün birinde gezgin, geçmiş günlerde olduğu gibi, yine diyarlar dolaşmak, sufîlere yakışır bir abdallıkla kendinden kurtularak, bambaşka ellere, derin ve anlamlarla dolu bir hava solumak içinde, derbederlik ve çıkmazlarla büyülenmiş yollara, onulmaz ufuklara yelken açmak istemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşkabat aşkından, Kaşgar’ın sevgisine, Allahabad elmasından, Delhi mihracesine, Mekong deltasından, Hanbalık ötesine, Ulanbator bozkırından, Kuşhan illerine, Frenze küffarından, Kahire ülkesine, Urumçi bucağından, Hindiçini’ne dolaşarak, her bir yöreyi, her bir eli, en görklüsünden, iğne deliğine dek, âlâi vâlâ ile bir kez daha tanımak, Hotan’dan Karabalgasun’a, oradan tüm cihana bir kez daha el sallamak istemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezginin düşüncesine ortak olan yoldaşları, meserretten arkadaşları, müritleri, tilmizleri kim varsa başında toplanarak, ellerinde avuçlarında ne varsa mecidiyeden akçaya, gümüşten altın kaplamaya dervişe bahşederek, konakladığı hanlardan, geçtiği kervansaraylardan kendilerine uygun bir armağan, olmadı koku, olmadı Cezeri ibriği gibi durduraksız bir hacırevan alması için bir şeyler ısmarlayasıymış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Odysseus gibi, ne Lestrigonlardan korkup, Kikloplardan kaçmadan ve öfkeli Poseidon’un gazabına uğramadan, Fenike çarşılarına girip, Mısır illerinde dolaşarak, ejderhalar görüp, ölümsüzlük bağışlayan ırmaklarda (Ganj) yüzerek, meyvesi yeşil kuş olan ağaçlardan ve taç yapraklarında ‘Tanrıdan başka yoktur tapacak’ yazan gülhaçlardan geçerek, gerçekte ruhunun derinliklerine açılmak ve dostlarından her birine ayrı ayrı ant verip, eşi benzeri olmayan mallar, kimine sedef, kimine mercan, kimine abanoz, kimine kehribar, kimine de baş döndürücü kokular vaat ederek yollara düşesiymiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama biri de varmış ki gezginin çevresinden, o denli yoksulmuş ki, gezginimize ancak 1 kuruş verebilmiş, kendisine bir anmalık alabilmesi için, dostlar; ders olsun ve unutulmasın ki, fenafillah yalnızca kesir tamamlar 1 kuruş verebilmiş gezginimize bu yoksul, hiçbir şey beklemeden, hiçbir şey ummadan, hırpaniliğine aldırmadan ve belki de bir kıssa, belki de bir hiç uğruna…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve gezgin bir Cuma günü, Cem Sultan gibi mavi suları arkasında bırakarak, yadellere doğru adım atarken, derler ki o gün, gökte de bir Kuran kuşu uçuvermiş. Gün batısından gün doğusuna doğru tuhaf ötüşlerle, bir boydan bir boya çınlayışlarla süzülüp, ufuklara doğru yitip giderken, bin bir renkli ve hayranlık verici yalımlarla, mavi boşlukta kanat çırpıvermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezgin nice yurtluklara girmiş, nice doruklarda ‘Samanyolu gülleri’ görmüş, Cennetabad’a uğramış, Kazvin’e geçmiş, yalnızca gölgesi görünen bir varlıkla dertleşmiş, inci korsanlığı yapan bir harami çetesinin masum prensesiyle söyleşmiş, yaşamını Tiber ırmağında yıkanmaya adayan Alba Longa kralıyla karşılaşmış, kekre, paldımsız, tatava insanlarla ağlaşmış…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Frenze küffarında Alighieri derler birinin evinde ‘Herod’un kılıçlarını karşılamak için doğmak en kötüsü / Afrika’da ki en uzun ağaçlara çarpıyor gök gürültüsü’ gibi rüzgârın uz dilini ve şiirin yönünü şaşırtacak şeyler dinlemiş. Göğsü güzel hanım ey diyen kızlar, Prypyat’a uğrayanlar, Petropolis’te oturanlar, Lishan dağına çıkanlar, Weishui ırmağına dalanlar (bir daha yeryüzüne çıkamaz kendilerini ayda bulurlarmış), Mekke mumu gibi kuş ağırlığında kadınlar, kofracılar, çuhacılar, Dacia’ya yolu düşenler, iki afalina yunus ve mutur görenler, adalet aşkına yüzbaşı Habip olup Kırım’a gidenler, tanrılara sunulan erkek keçiyle şarap içenler, ağaçları yapraklarının sesinden ayırt edebilenler, Hint ineği sidiğinin görkemli bir sarıya dönüşebileceğini bilenler, bir kayın ağacının yanmış kabuğunda sanki büyü yapılmışçasına; Van Dyck tablosunda ki gölgeleri görenler, harf heykellerinin içinden son kaplanı seçenler, beneklerinde evrenin gizemini arayanlar, Puvatya çiçeği koklayıp zamandan önce gök nasıldı, sonsuzluk gülünün altın mırıltıları nasıldı diyenler, karların, güneşin ve rüzgârın oyunlarıyla Mars’a çevirdiği tepelerden geçenler, Arap hanedanlığı hadarîliğin ve debdebenin türlü türlü yollarını tutarak, çölden gelip kasaba ve şehirlere yerleşmiştir diye düşünenler, gezginin dünyasından bir bir geçip gitmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey olmuş, her şey bitmiş, her şey yolunda gitmiş, alacağı vereceği bütün işlerini halletmiş ve gezgin ‘Kavi ve aziz olan Allah’tır’ diye şükredecekmiş ki, sizlere başından geçen iki vakayı anlatmadan edememiş, işte o vaka ki ruh mürekkebiyle yazılmıştır diyor gezgin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II&lt;br /&gt;O sıra Semerkant’ı, belki de Buhara’yı geçip, Artemis’le kargışlanan üzünçler satrabı gibi, Isfahan’a (ki dünyanın yarısıdır) doğru gidiyordum. Isfahan sultanı kucağında o güne dek görmediğim kısamsı bir kulağı ve bacakları olan, gözleri güneş gibi yakıcı, ay gibi aydınlatıcı, yırtıcı bir hayvan seviyordu. Hayvan biblo gibi, kimi zaman minyatür bir aslan, kimi zaman cücemsi bir kaplan, pars ya da leopar yavrusunu andırır bir şeydi. Tüyleri uzunca, bakışları nazlı, beli kıvrımlı, adımları sülün gibi çalımlıydı, mırıltılar çıkarıyor, arada bir sahibinin kollarına kıvrılıp uzanarak, tüylerini yalıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek hayran oldum, sultandan bahşederlerse bu hayvancıktan sahip olmak istediğimi söyledim. Sultan bu canlının Isfahan dışına çıkarılmasının yasak olduğunu, böyle bir girişimde bulunacak olanların idamla cezalandırılacağını söyledi, ama bir de baş edemediği bir dertten söz etti. Hazinesinin her hazinedar, her maliye nazırı, her defterdar tarafından yağmalanmaktan kurtulamadığını ve böyle giderse tamtakır olup boşalacağı bir yana, sultanlığının da çöküp yok olmaktan kurtulamayacağını, çok güç durumda olduğunu söyledi. Bir yol gösterecek olur, hazineye güvenilir bir vekil atanacak olursa, Isfahan’ın biricik hayvanından kulunuza bağışlanacak bir çift olup olamayacağını sordum. Hünkâr gözlerini kırptı. Dedim ki, şehre tellâl sal, çığırtkan; hazineye vekil arandığını duyurmalı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa keseyim, binlerce insan başvurdu, sıygaya çekip içlerinden onunu ayırdık ve hazinenin içinden geçtikten sonra, hakanın önünde raks edip, en güzel bir donunda oynayanın vekil olacağını söyledik. Sırayla dokuz kişi hazinenin önünden geçerek huzura geldiklerinde o denli berbat, öyle cansız, yürürsüz oynadılar ki, sanki hiç kıpırdamadılar. Pek karamsarlığa kapıldım, umudumu kesiyordum ki, onuncu kimesne beni ziyadesiyle şaşırttı, öyle güzel, öyle çılgınca figürler çalıp sergiledi ki, boşlukta kavisler çiziyor, bir canbaz, bir gözbağcı gibi acayip devinim, parendeler, jest ve mimikler, ritme uygun kalça ve kıvrımlarla hepimizi hayran bırakıyordu. Mest olmuştum. Vekil bu dedim!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü diğerleri nefislerine yenilmişler, hazineden doldurdukları altın, gümüş ve çeşitli mücevheratla değil hoplayıp zıplamak adım bile atamaz olmuşlardı. Gitanjali’yi hatmetmiş en dürüst maliye nazırı, işte ayağımıza geldi gibi bir duyguyla sevinçlere gark olmuştuk doğrusu!.. Bunun üzerine sultan çok takdirde bulundu ve kentin dışına çıkarılması yasak olan hayvandan iki yavruyu sembolik bir ücretle ‘1 kuruşa’ verebileceğini, kuruşunda hazineye irat kaydedileceğini buyurdu (yoksulun 1 kuruşu böylece işe yaradı ve hararetle uzatarak iki yavruyu sahiplendim, Isfahan Hanı da, divanı da pek memnundu.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük bir saadetle, yanımda iki yavru, dönüş yolunda bahtım İnguş imparatorluğunun kalbinden geçecekmiş ki, payitahtta veba salgını olduğunu söylediler, merak ve şifa dürtüsüyle apansız yönümü, efsanevi surlarıyla meşhur, ulaşılmaz kente çevirdim, kral beni huzuruna kabul etti, ziyafetler tertipledi, vebadan halkın kırıldığından dem vurarak, soylarına kıran girmesinin yakın olduğunu, bu gidişle imparatorluğunun da helâk olacağını sözlerine ekledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok acındım, insanlar inanılmaz sefillikte yaşıyor, sessiz bir çılgınlıkla sarnıçlardan su içiyor, uğursuz felâketin pençesinde bir bir kırılıyordu. Haşmetmeaplarına dönerek, bir umar, bir yöntem bulursam ne bahşedebileceğini sordum. Yetkileri sonsuz kralın boynu bükülmez mi (bir kez daha elem denizlerinde boğuldum). Sepetimden iki kedi yavrusunu çıkarıp; bu tür, sokaklarda cirit atan fareleri yok ediyor; bu ateş gözleri ortalığa bıraktığınız takdirde, telef olmaktan kurtulacaklarını, salgının yok olacağını, imparatorluğun ilânihaye bir beladan kurtulacağını, gözümde yaşlarla dile getirdim. Kral çok şaşırdı, kedileri ortalığa saldığında farelerin nasıl kaçıştığını, bir bir nasıl da çığlık attıklarını gördüler. Ve 1 kuruşa aldığım hayvanı, 1000 altına alıkoyarak, koca bir sandukayı boşaltıp, bir torbaya doldurmak suretiyle, emanetime verdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri döndüğümde, herkes koşuşup armağanını, anda; ısmarladıkları her bir şeyi almıştı bile… Mutluydular. Bir kişi dışında. 1 kuruşu veren o meczup, yoksul dışında. Zira 1 kuruşa ne alınır ki diye düşünüyor, kendisini mahcup, beni de zorda bırakmamak için, doğrucası gelmiyor, uğrayamıyordu. Onu çağırttım ve herkesin gözleri önünde; senin verdiğin 1 kuruş, İnguş imparatorunun 1000 altınına mazhar oldu, hayırlı olsun diyerek, bir torba altını yersiz yurtsuza teslim ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söylemeliyim ki yoksulun şaşkınlığı anlaşılacak türden değildi.&lt;br /&gt;Kavi ve aziz olan Allah’tır.&lt;br /&gt;Bitti.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;ULUS FATİH&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-1155708020992125817?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/1155708020992125817/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=1155708020992125817&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1155708020992125817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1155708020992125817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2009/12/gezgin-ulus-fatih.html' title='GEZGİN / Ulus Fatih'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Syf0JmEBOoI/AAAAAAAAChQ/nfJM2_mapy0/s72-c/4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-7944132766449686884</id><published>2009-12-12T00:14:00.006+02:00</published><updated>2009-12-13T13:44:34.437+02:00</updated><title type='text'>Bilgi / Özcan Yurdalan</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SyLF3l8KVcI/AAAAAAAACfQ/RqMwhJxHIuY/s1600-h/IMG_7796.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5414107260920681922" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 230px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SyLF3l8KVcI/AAAAAAAACfQ/RqMwhJxHIuY/s320/IMG_7796.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir yolcu gördüm,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ne üstünde gölgesi vardı zamanın, ne de bir işaret taşıyordu yollardan. Çoğu yol erbabının, ne kadar saklamaya çalışsa bile başaramadığı emarelerin herhangi birine rastlanmıyordu bedeninde. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mesela o yolcuların çoğu, yollarda yaşanmış her şeyi yüzlerinde gösterirler görebilenlere, halbuki o öyle değildi. Hatta gözbebeklerinin arkasında bir yerlere çekilmiş olması gereken kıvılcımlardan bile iz yoktu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Böyledir. Yollar, yolcunun içinde devam etmeye başlamışsa eğer, rüyalarından geçip hayallerine ulaşıyorsa, önceki yolculuklardan kalan bütün emareler de toplanıp gider, bir kuytuya çekilip orada bekler. Kimseye kendini aşikar etmez. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ne zaman ki aynı yolun iki yolcusu bir araya gelir, iki su zerresinin buluşması gibi buluşur tek bir damla olurlar. İşte o zaman alazı sönmüş, kıvılcımı geçmiş ne varsa hepsi ortaya çıkar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ne bir kelime konuşmak gerekir o vakit, ne tek bir sözü dinlemek ister, birbirlerine bakmaları bile fazladır aslında. Yan yana durur, maviden geçip turuncuya giderler.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Onu gördüğüm zaman, “kendi halinde biri” diye geçmişti içimden.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Ne yapardın sen yollara düşmeden önce” diye sormuştum, ilk kez karşılaşıyorduk o gün.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Yolculuk yapardım,” oldu cevabı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tekrar sordum aynı soruyu; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Ne iş yaparsın, marifetin nedir?” diye,&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Yolculuk yaparım en iyisinden, elimden en iyi yolculuk yapmak gelir, başka bir şey bilmem” dedi ve yürüyüp gitti. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Giderken arkasında bir tavus kuyruğu gibi sürüklediği kıvılcımları gördüm. Tek başına gidiyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;---&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Evrensel Gazetesi ( &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;a href="http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=62015"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=62015&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt; ) 'nde Özcan Yurdalan / Yolcular İçin El Aynası köşesinde yayınlanan bu yazı, bir yol sevdalısı olarak bendeki çarpıntıları nedeniyle ve sevgili Özcan Yurdalan'ın izniyle burada paylaşılmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-7944132766449686884?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/7944132766449686884/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=7944132766449686884&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/7944132766449686884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/7944132766449686884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2009/12/bilgi-ozcan-yurdalan.html' title='Bilgi / Özcan Yurdalan'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SyLF3l8KVcI/AAAAAAAACfQ/RqMwhJxHIuY/s72-c/IMG_7796.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-698082330176216516</id><published>2009-11-01T14:43:00.006+02:00</published><updated>2010-03-10T23:04:17.216+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İlyas Halil / Haiku'/><title type='text'>Haiku / İlyas Halil</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5399115118363163890" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 268px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Su2CmCt6PPI/AAAAAAAACa4/G7DY-7bulNs/s400/DSC_0067-2.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5399180808670937970" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 275px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Su2-VuLwA3I/AAAAAAAACbA/GUYTKtjucpA/s400/DSC_0003.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Şiir: İlyas Halil ... Foto: Fatma Özdirek&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-698082330176216516?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/698082330176216516/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=698082330176216516&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/698082330176216516'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/698082330176216516'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2009/11/siir-ilyas-halil-foto-fatma-ozdirek.html' title='Haiku / İlyas Halil'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Su2CmCt6PPI/AAAAAAAACa4/G7DY-7bulNs/s72-c/DSC_0067-2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-7232281961232734183</id><published>2009-07-12T21:20:00.002+03:00</published><updated>2009-07-12T21:29:13.121+03:00</updated><title type='text'>Ezel Bahar'dan Furuğ</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SlorXtbnTgI/AAAAAAAACQg/PaaDuoy4zCk/s1600-h/DSC_0165.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357642393043029506" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 287px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SlorXtbnTgI/AAAAAAAACQg/PaaDuoy4zCk/s400/DSC_0165.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SlopwdRYadI/AAAAAAAACQQ/SxvBkDXB_rY/s1600-h/DSC_0175.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357640619178617298" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 272px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SlopwdRYadI/AAAAAAAACQQ/SxvBkDXB_rY/s400/DSC_0175.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-7232281961232734183?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/7232281961232734183/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=7232281961232734183&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/7232281961232734183'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/7232281961232734183'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2009/07/ezel-bahardan-furug.html' title='Ezel Bahar&apos;dan Furuğ'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SlorXtbnTgI/AAAAAAAACQg/PaaDuoy4zCk/s72-c/DSC_0165.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-1252395699602184053</id><published>2009-04-08T23:26:00.001+03:00</published><updated>2009-04-08T23:29:15.240+03:00</updated><title type='text'>GÜÇ DEĞİLMİŞ - İlyas Halil</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Sd0JBJNvo1I/AAAAAAAACE4/1s24f_Vkxkg/s1600-h/guc+degildi.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322420249879880530" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 324px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Sd0JBJNvo1I/AAAAAAAACE4/1s24f_Vkxkg/s400/guc+degildi.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir Şehri Mersindi. Kokusu yasemindi. Denizin ucu zambak ak. Sevinçte dünya büyük. Üzgün bir çocuğa avuç içi kadardı.&lt;br /&gt;Nereden geldiğimizi bilmiyor, nereye gittiğimizi damla damla damıktan, adım adım günden mevsimlerden öğreniyorduk.&lt;br /&gt;Sihir doluyduk yan yana. O henüz genç kadın. Ben de bendim. Yıllar geçti. Onu an be an, her gülde, her yağmurda ana ana, bu güne vardım. Avucumun içinde onu kadın buldum.&lt;br /&gt;Her yorulduğumda her öksürdüğümde, o doyulmaz yirmibir yaşı içimde. Kendime aspirin yaptım yuttum. Tansiyon hapı oldu. Yürek çarpıntılarımı azalttı. Ne güzel bir rastlantı. Çarpıntılarımın başlangıcı da oydu.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Herkesin uyuduğu saatlerde çiçek kokusuna denizin mırıltısına dayanılmaz bir kentti Mersin. Evleri yasemin güneşi yasemin, yasemin kokulu kızları ile yaşadığımı her gün bir daha yaşıyordum.&lt;br /&gt;Bir sabah uyandım gençlik yakama yapışmış. Gittiğim yerde karşımda. Baktığım şeyin rengi duyduğum kuşun sesi. Uyarı. Vaktin geldi diyordu.&lt;br /&gt;Kokladığın her çiçek uyan günün geldi diye davul çalıyordu.&lt;br /&gt;Yavaş yavaş uyanmağa başladım. İlk önce gözlerim elmalar armutlar seçmeğe başladı kızlarda. Koku ile doldum her yanımdan, ağzımdan, burnumdan, kulaklarımdan.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;O günlerin tadına doyulmuyordu. Her şeye bir anlam buluyordum. İçimde bir mıknatıs. İçimi güzellikle dolduruyordum.&lt;br /&gt;Yaşamak aydınlıktı güzeldi. Yaşanmağa değerdi.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Ülkenin kendi iç kavgası vardı. Düşündüren bir olay. Günümüzde yer aldığı için. Güzeldi. Yaşadığımız bir savaştı. Her şey o güzel kızı sevdiğim yıl oluyordu..&lt;br /&gt;Ordu Menderes’in peşinde. Her şeyi bilen albaylar. Bir demokrasiyi silip süpürecekler, yeni bir düzen getireceklerdi.&lt;br /&gt;27 Mayıs cuma sabahı. Radyoda haberleri duyunca çocuk parmaklarımla kolay soyulan mandalina ağacının altında çocuktum. Sevinçle uyanmıştım. Yeni bir düzene uyanmıştık. Öğrenemediğimiz bir şeyi oldurmuştuk.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Beni büyülemiş bir kıza, nedenini anlamadığım bir ilgi gösteriyordum. Vücuduna bakıp tanrısal bir varlığın ne olduğunu anlamağa çalışıyordum.&lt;br /&gt;Kızın her yerinde doğa, yağmur bulutu, sıcak yaz güneşi, bahçelerde yeşil marul, kızıl domates vardı, bir gizli yerinde tanrı vardı. Yaşıyordu. Beni çağırıyordu. Yazılacak şiirlerim vardı. Göğüslerinden dizine kadar.&lt;br /&gt;Kızın alevini, karanlık bir odaya görmüş. Ne olduğunu anlamağa çalışıyordum. Daha önce bunu tatmamıştım. Yeni bir duyguyu ağzımda arıyor ellerimle anlıyordum. Sensin diyordu bir duygu içimde Sen ve o. Yeni bitki yeni güneş taze bir koku. Güzel bir yarın olun.&lt;br /&gt;İçimde incirler limonlar ağaç olmuş, Ne meyve vereceklerini şaşırmış beni, onu, bizi bekliyorlardı.&lt;br /&gt;İste böyle bir bahçeydim, ağaçlar tırtıllar hep beraber ağustos böcekleri ne olduğumuzu anlamadan iç içe yan yanaydık.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Şöyle başlamıştı. O yıl kentin genç kızları çoğalınca içimde bir ses “Yaşın yirminin üstünde demişti. Yaşını yaşa. Ödevin var. demişti.&lt;br /&gt;Peki efendim dedim. Ne yapmamı istiyorsun?&lt;br /&gt;Yaşına uygun, kız bul. Görmezsen tatmazsan eksik yaşayacaksın.&lt;br /&gt;Sonra bir tanığım kızın elleri, bluzundan taşan göğüsleri “Neden beni görmek, istemiyorsun” dedi “İnan ki güzelim. Bir elma ağacının arıyı çekecek her şeyim var. Doğa ben, hayat ben, görmezsen beni yaşayamam ben.”&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Yıllar geçti. Düşündükçe düşündüğüm kızı. Tiryaki sigara öksürüğü tutar beni. Kokusu hala ciğerlerimdedir. Düşündüğümün..&lt;br /&gt;Yasemin kokulu bir kentte sesinden sarhoş olmuştum. Her sabah gözümü açanda, adini gagamda cıvıltı ettiğim kuş olmuştum.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Şimdi Prince Arthur sokağındayız. Yine aynı öksürük ciğerlerinde. Bu öksürüğüm sevinçten. Bahçemizin çiçekleri temmuz ağustos çiçekleri kızın saçlarını anımsatınca.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Yanımda duran kızın kim olduğunu biliyorum. Toprağa vuran gölgesinden. Sabah güneşinde iki gonca vermiş gül fidanı sandığımdan. Her düşündüğümde her baktığımda beni üzgün ezgin bırakırdı.. Sevinçte sevincimden.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Yeni mevsim yaşadığım mevsim. Bilmediğim bir istasyon beklediğimiz yer. Bizim mahalleden yalnız iki yolcu vardı. Bana “Beni gör “diyen kız hala yanı başımda. Hala öğrenmeğe çabalıyorum.&lt;br /&gt;Yalnızlık yağmuruna tutulmuş iki insan olduk. Yeni ıslaklığın ne olduğunu yan yana tadıyoruz. Öğreniyoruz.&lt;br /&gt;“Yağmurda durma” diyecek biliyorum, “öksüreceksin”. Sesini duyacağı için seviniyorum&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Güneş doğunca. Yüzümüzü yıkayınca. Işıklar serpilince bahçeye. Seni çiçekleri sularken görünce.&lt;br /&gt;O kadar güç değilmiş yetmişyedi yaşında olmak diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylül 22 2007 - İlyas Halil&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-1252395699602184053?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/1252395699602184053/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=1252395699602184053&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1252395699602184053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1252395699602184053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2009/04/guc-degilmis-ilyas-halil.html' title='GÜÇ DEĞİLMİŞ - İlyas Halil'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Sd0JBJNvo1I/AAAAAAAACE4/1s24f_Vkxkg/s72-c/guc+degildi.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-9154218331572068297</id><published>2009-01-18T21:30:00.003+02:00</published><updated>2009-01-18T21:51:38.574+02:00</updated><title type='text'>Hrant Dink'i anarken</title><content type='html'>İkinci ölüm yıldönümünde sevgili Hrant Dink’in anısı önünde bir kez daha saygıyla eğilerek, farklılıkların bizi zenginleştirmesinin katliamlarla engellenmediği bir dünya diliyor&lt;br /&gt;ve&lt;br /&gt;bloğuma katkılarından onur duyduğum aziz dost İlyas Halil’in uzak diyarlardan O’na seslenişi ile sizleri baş başa bırakıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygılarımla,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatma Özdirek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*********&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292723415688962274" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SXOH546IYOI/AAAAAAAAB2Q/OQy5XbwaHcw/s400/Resim+108+a.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Sayın Baron Hrant’a açık mektup &lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;Bir yazında ruh halinin güvercin tedirginliği içinde olduğunu yazmıştın. O yazını okumakta biraz geç kaldım. Affını rica ederim.&lt;br /&gt;Söz ettiğin duruma beraber bakalım. İlk hata başlangıçta oldu. “Ben Türk değilim” deyince yapıldı.&lt;br /&gt;Bu lafı her ülkede çekinmeden söyleyebilirsin. “Ben Alman, İtalyan değilim” diyebilirsin. Ama iş Türk olmağa gelince değişir.&lt;br /&gt;Bu gerçeği söylemeğe yalnız bir Türk’ün hakkı var. Senin Türk olmadığını sana ancak bir Türk söyleyebilir.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Baron Hrant sen güvercin de olsan Türk olmağa mecbursun. Bizim camilerin birinin damında yumurtadan çıkmış bir kuş kendini Türk saymağa mecburdur.&lt;br /&gt;Bu gerçeği sen söyleyince anlamı değişir. Benim bu memlekette Türk olmadan yasamağa hakkim var demek olur.&lt;br /&gt;Düşün Baron Dikran bu dediğini bütün İstanbul güvercinleri deseydi ne olurdu? Biz Türk değil biz güverciniz.&lt;br /&gt;Dünyanın bütün güvercinleri güzel İstanbul’a akın etseler İstanbul’un hali nice olurdu?&lt;br /&gt;Sayın Hrant halkımızın tam yedi yüz yılda meydana getirdiği medeniyet ellerinden giderdi. Her taraf güvercin dolardı. Olacak iş mi bu?&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Kardeşim halkımız bütün haklarını tanıdı. Doğmak istedin kimse mani olmadı. Bebek olacağım dedin. Hoş geldin dediler. Sana bakanlar bakkaldan mama aldı seni besledi kimse karışmadı. Rahat bir hayat yasadın. Kilisene gittin. Kimseye faydası olmayan bir dili öğrendin. Hoş gördüler.&lt;br /&gt;Başka bir zamanda olsaydı. Adını değiştirmen gerecekti. Mimar olmak isteydin mesela adını Sinan koyman gerekirdi.&lt;br /&gt;Ben Türk değilim deyince akan sular durdu.&lt;br /&gt;Dur hele dediler sen bu işi çok uzattın. Burada yollarımız ayrılır. Sen başka bir yere buyur dediler biz burada kalıyoruz.&lt;br /&gt;Olduğun yerde hoşnut ol Baron Hrant.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlyas Halil&lt;/em&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-9154218331572068297?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/9154218331572068297/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=9154218331572068297&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/9154218331572068297'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/9154218331572068297'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2009/01/hrant-dinki-anarken.html' title='Hrant Dink&apos;i anarken'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SXOH546IYOI/AAAAAAAAB2Q/OQy5XbwaHcw/s72-c/Resim+108+a.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-6011685945085412315</id><published>2009-01-16T02:28:00.002+02:00</published><updated>2009-01-16T02:31:57.842+02:00</updated><title type='text'>AHIRA YAKIN OLMAK - İlyas Halil</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SW_VWOIKsJI/AAAAAAAAB0o/x93XOFCOzmk/s1600-h/DSC_0164.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5291682664909811858" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 309px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SW_VWOIKsJI/AAAAAAAAB0o/x93XOFCOzmk/s400/DSC_0164.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Asinusten önce doğu illeri ocakta asude kardı. Yaz ortası ağaçların altında cilveli yar. Eylül dedi mi köyler kırlar nar, güz kızıl nardı.&lt;br /&gt;Asinus Ağa köylüyü evinden barkından atıncaya kadar.&lt;br /&gt;Sürgün olayı, karı bol, yağmuru belirsiz inen, nar kızaran üzüm bağları içinde Eşvan köyünde başladı.&lt;br /&gt;Kısa bir süre içinde Asinus Anwa Ağa köyde kızdığı ineği keçiyi yerinden ağılından etti. Kurdun çakalın kucağına itti.&lt;br /&gt;Olayın yankıları bir süre kulaktan kulağa yayıldı. Sonra sağırlar dehlizinde eridi gitti.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Bir güzel sonbahar günü Rumeli eşrafından Asinus Anwa Ağa, komşusu Egor’un evini barkını yıkarken semada bir iki damla su belirmiş. Yağmur çiselemeğe başlamıştı.&lt;br /&gt;Çamaşır yıkayan Cece kadınlar Anwa Ağa’ya&lt;br /&gt;“Ağam” demişler “Gökyüzü huzursuz. Burada uzun süre oyalanma. Köye dön.”&lt;br /&gt;Ağa isini ancak yatsı namazında bitirmiş, köye ıslak dönmüştü. Dereyi yüzerek geçmiş sıpaya benziyordu. Uzun kulakları, boynu su içindeydi.&lt;br /&gt;Ağanın ıslak olması köy halkına gülünç gelmiş, Cece kadınlardan biri Asinus’e “Ağam” dedi “Tutulduğuna yağmur derler. Bu meredin yağdığını bilmek için sırılsıklam ıslanmana gerek yoktu.”&lt;br /&gt;Ağa, Cece kadının yersiz ikazına kızdı. O gece Cece kadını ve onu ıslak sanan köy halkını cezalandırmağa karar verdi.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Ertesi sabah Asinus Ağa’nın köylülere kızdığı bilinince, Köylüler Ağa’nın yağmurda ıslanmaması için Yağmur tanrısına dua etmeğe karar vermişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köyün tavuk, tavsan ve inekleri Asinusun uzun kulaklarının her zaman kuru kalmasını Yağmur ve Güneş tanrısından istemeğe gittiler.&lt;br /&gt;Kahin baykuş “Yağmur baba” dedi “Ağamızın ıslanmaması için, suyun neden oluştuğunu bilmesine gerek olmadığını, ama ıslatıcı bir sıvı olduğunu lütfen söyler misin?”&lt;br /&gt;Cece Tavuk “Ulu Yağmur” dedi “Biz tavuklar korkak canız. Ulu Ağa ıslanmayı istemiyorsa tavuk gibi dikkatli olmasını tavsiye ederiz.”&lt;br /&gt;Koyunlar “Şanlı Yağmur” dedi “Dedelerimiz bize balık olmadığımız için ıslanırsak bize hasta olacağımızı söylemişlerdi. Ulu ağamıza balık olmadığını hatırlatır mısın lütfen.”&lt;br /&gt;İnek “Yağmur baba” dedi “Ben pek akıllı bir yaratık değilim. Ama Senden korkmayı dana iken öğrendim. Sen çiseleyince ahıra yakın olmak isterim. Asinus Ağa inek olmak ister mi bilmem?”&lt;br /&gt;Köyde yaşayanlar Asinus Ağa’nın konağına gittiler. Tek ağızdan tavuklar gıdak dedi. Koyunlar meledi. İnekler böğürdü. Yağmur babadan sakınmasını söylediler.&lt;br /&gt;“Ulu Ağamız seni ıslak görmek bizi üzdü” dediler “Bundan böyle çalıştığın tarlaya Yağmur babanın yağmaması için yalvardık.”&lt;br /&gt;Asinus Ağa köylülerin onu kafasız sanmasına kızdı. Onu ıslak sanan, ıslak gören köylüleri Fizan’a sürmeğe karar verdi.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Ertesi sabah köy çığırtkanlarını köye saldı. Sürgün fermanını halka bildirdiler.&lt;br /&gt;“Sevgili Asinuslular” diye bağırdılar”. Son günlerde aramızda bazı muzur yaratıkların köy düzenimizi bozmak istediklerini görüyorum. Ağanızın yağmurda salakça ıslandığına dair dedikodu yapıyorlar.&lt;br /&gt;Bu muzur hayvanların huzur sever köyümüzü bırakıp gitmelerini istiyorum.&lt;br /&gt;Yarın sabah yan yan yürüyen tavukların, yalan yanlış düşünen keçilerin, yan gören ineklerin, yan havlayan köpeklerin köyümüzü bırakıp gitmelerine karar verdim.&lt;br /&gt;Bu köyde yıllarca yaşayıp bu ülkeyi sevmeyen Yan olan her can Fizan’a gidecektir. Yan olmanın cezası sürgündür.&lt;br /&gt;Ertesi günü köyün hayvanları bebeleri sırtlarında enikleri peşlerinde yollara döküldü. Tavşanlar yolda ot bulup bulamıyacaklarından korkuyordu.&lt;br /&gt;Tavuklar “Ulu ağamız biz ne uçmasını ne de yürümesini biliyoruz, suçumuzu affet, kulun kölen olalım burada kalalım” dediler.&lt;br /&gt;Bazı köylü, komşularının evinden toprağından sürüldüğüne çok üzüldü. Bazıları gidenlerin kümeslerine ağıllarına sahip olacaklarına biraz sevindi.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Köyün güvercinleri köy damlarından olan biteni üzüntü ile seyretti. Biri “Yağmurun köye bu denli zorluk getireceğini hiç tahmin etmezdim” dedi “Oysa yağmur güzel bir doğa olaydır. Kuzulardan sıpalardan daha çocuk. Dağlardan ovalardan daha büyük daha uludur.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Bazı tavuklar inekler Fizan yolunda aç kurtlara yiyecek oldu. Cece tavuk, Kurdun ağzında, Yağmur babaya döndü “Ulu baba” dedi “Asinus Ağa beni köyden sürmeseydi. Bu aç kurda bir lokmalık yiyecek olacağıma yaşam boyu Ağama omletlik yumurta verirdim. Asinus oğlu Asinus bu gerçeği göremedi.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlyas Halil - 25 Ekim 2007&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-6011685945085412315?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/6011685945085412315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=6011685945085412315&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/6011685945085412315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/6011685945085412315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2009/01/ahira-yakin-olmak-ilyas-halil.html' title='AHIRA YAKIN OLMAK - İlyas Halil'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SW_VWOIKsJI/AAAAAAAAB0o/x93XOFCOzmk/s72-c/DSC_0164.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-6515938092050017120</id><published>2009-01-01T18:19:00.006+02:00</published><updated>2009-01-04T21:27:47.848+02:00</updated><title type='text'>REHANA - İlyas Halil</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SV0LTE28W-I/AAAAAAAABx4/ThxiY9eusPA/s1600-h/DSC_0166.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5286393959952440290" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 304px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SV0LTE28W-I/AAAAAAAABx4/ThxiY9eusPA/s400/DSC_0166.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SVztxtNx05I/AAAAAAAABxw/vHcSjb465J8/s1600-h/DSC_0178-1.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;Sabah uyandım. Dışarda sis. Gürültü durmuş. Dallar bir ak giz. Bir ömür geçmiş. Sessiz. Sanki biz.&lt;br /&gt;Yorgun gelin yatağı sabah. Sere serpe iki ak göğüs nefes aldıkça. Uykuda yar. Karlı dallar iner kalkar.&lt;br /&gt;Kapım önü. Martı ak. Kar. Lapa lapa dolmuş, güneşin başladığı yerden kapıma kadar.&lt;br /&gt;Bir ses duydum “Gel çocuk karda yuvarlanalım” dedi “Annen ayıp deyinceye kadar.”.&lt;br /&gt;Tanrının yalın ayak dolaştığı bahçeden ak çiçek iniyordu. Mahalleme kar yağıyordu.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Kapı çalındı.&lt;br /&gt;Kapımın önünde bir kadın.&lt;br /&gt;“Buyrun “ dedim.&lt;br /&gt;“Ben Rehana” dedi “Farouk sevgilimi görmeğe geldim.”&lt;br /&gt;“Farouk, Rehana” adları kulağımda. Otuz yıl uzak, bir ülkeye vardım.&lt;br /&gt;Yağan kar tanelerinin arası bir anda renk doldu. Yaz ülkesinin renkleri iniyordu. Çiçek yağıyordu. Yasemin doluyordu.&lt;br /&gt;Arap Körfezi. Otuz yıl uzak bir ülke burnumda tütüyordu.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Rehana’yı hatırladım. Kasımpatı ak sabah. Yüzü. Sinesi. Yaz yağmur üstü toprak kokulu kadındı. Körfezde Farouk dostumun arkadaşı idi.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;“ Farouk’u bekleyebilir miyim?” dedi.&lt;br /&gt;“ Memnuniyetle. Buyur otur.” dedim “Farouk senin burada olduğunu biliyor mu?”&lt;br /&gt;“Ben burada isem Farouk bilir” dedi “Sevmeyi unutmadı ise. Dışarda yağan çiçekleri. Kar arası inen renkleri görüyorsun. Farouk sevgilime saldığım. Haber bu.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Arap Körfezi. Güneşte gün boyu ölüme mahkum olduğumuz yıllara gitti aklım. Rehana’nın arkadaşlığı, denizden bir esimlik rüzgardı. Akşamları. Sesini duyunca yaşamağa nefes almağa başladığımız, nedendi.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;“Gelir Bengalli Rehana” dedim “Buyur bir kahve içer misin?”&lt;br /&gt;“İyi olur” dedi “Körfez yıllarım güzeldi. O şiir havasında. Her mevsim yeni bir insandım. Farouk şiir yazıyordu. Ben yaşıyordum. Sevilen olmak, kadın olmak. Yaşamaktı.”&lt;br /&gt;“Bu karda dışarı çıkmayı nasıl göze aldın?” dedim “Birkaç yıl önce Farouk’u Ottawa’da görmüştüm. O da seni arıyordu.”&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Karşımda duran, otuz yıl önce çölde kuru yapraklarımıza serpilmiş su olan kadına baktım. Zekası hariç, değişmişti.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Ne düşündüğümü sezince “Ne yaparsın?” dedi “Kar değildim. Her kış ak yağamam. Zaman değiştirdi beni.&lt;br /&gt;O yıllar gençtim. Her mevsim başka tazeydim.&lt;br /&gt;Yağmur yağardım. Gökten su. Ağaçlara can. Dallarda kadın. Sevdiğimi görünce çiçektim. Kadın olmaktan sevinçli. Ayın Nisan mı, mayıs mı olduğunu yürüyüşümden anlardın.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Celaddini Rumi’nin mesnevisinden su içtiğim, sesini dinlediğim gün. Bu Rehana oldum. Şimdi Farouk’u arıyorum.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Öteki Rehana kadar güzel değilim. Öteki bir kaç dakikalık kadındı. Yeni yağmış kar taze. Genç kızdı. Şimdi derin büyük denizim. Karın ak rengiyim.&lt;br /&gt;Farouk’a bunu söylemeğe geldim.&lt;br /&gt;“Sevgili Farouk diyeceğim yıllar gitti. Sev dedin ne demek istediğini ancak şimdi idrak ettim. Bunu şimdi yetmişlik ellerimle anlatmak isterim.&lt;br /&gt;Farouk diyeceğim.&lt;br /&gt;O yıllar seninle sevildim diyeceğim. Sevilmesini bildim.&lt;br /&gt;Bir gün kar gibi sevgi yağacaksam toprağa hep ak yağacağım.&lt;br /&gt;Ülkemden iki tür uzaktım.&lt;br /&gt;Ülkemde sevmedim. Ülkemde sevilmedim.&lt;br /&gt;Ülkemin toprağı gençlerine sevişmeyi bir Bengal baharında bir Bengal bahçesinde öğretir.&lt;br /&gt;Aşk dilimizi yalnız Bengalli bilir. Beni ancak Bengalli bir ağızın öpmesi gerekir.&lt;br /&gt;Sevgi sözünü yalnız köyümün gencinden duyar kulağım.&lt;br /&gt;Yabanda bana bakanın gözü beni görmez.&lt;br /&gt;Güzelliğimi bilmez. Bengal’de göğüslerim başka göğüs.&lt;br /&gt;Ben bir sözüm yabancının dili beni söylemeğe dönmez. Söyleyemez.&lt;br /&gt;Ben Bengal dışında gelinlik kızdım. Rüzgarda kibrit ışığı idim.&lt;br /&gt;Bengal dışında bana aşk. Bana yatakta rüyadan daha uzaktı.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Farouk gelince. “Güzel Farouk” diyeceğim “Beni sevdiğini sandın. Sevginde yittin mi, yok oldun mu? Saçın benim gibi ak oldu mu? Yüzün yüzüme benzedi mi?”&lt;br /&gt;Sevgili Farouk diyeceğim elimi tut Bengal’e gidelim.&lt;br /&gt;Yağmur mevsimi ikimiz ayrı ayrı sokakta aynı anda ıslanalım.&lt;br /&gt;Sevgide yitmeden var olmak istemem. Ülkemin selleri ineğimi evimi alıp götürmedikçe. Farouk adını duyunca. Seni yanımda bulmayınca.&lt;br /&gt;Gölgeyim derim. Farouk’un gölgesi, gölgeyi yapan güneş ben, gölgenin düştüğü toprak yine ben.&lt;br /&gt;Sevecekse Farouk beni. Karda beyaz gülün yaprağını bulur gibi bulmalı beni.&lt;br /&gt;Ak karın içinde ak gül belirsiz isem.&lt;br /&gt;Seven Farouk bulur beni.&lt;br /&gt;Kokudan.&lt;br /&gt;Seven bulur beni gözleri kapalı. Ona vereceğim güzel yarından.&lt;br /&gt;Seven sevilen. Alev ve gölgesiyim.&lt;br /&gt;Güneşin gölgesini gören olmadı sevenden başka.&lt;br /&gt;Birazdan kapı çalınacak.&lt;br /&gt;Farouk gelecek.&lt;br /&gt;Bana Rehana diyecek, benimle Bengal’a gel.&lt;br /&gt;Evet diyeceğim.&lt;br /&gt;Yağmur damlası olmanın mevsimi yok.&lt;br /&gt;Yan yana iki damla su biz.&lt;br /&gt;Bir olmayı öğreneceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 Mart 2008 &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlyas Halil&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-6515938092050017120?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/6515938092050017120/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=6515938092050017120&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/6515938092050017120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/6515938092050017120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2009/01/rehana-ilyas-halil.html' title='REHANA - İlyas Halil'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SV0LTE28W-I/AAAAAAAABx4/ThxiY9eusPA/s72-c/DSC_0166.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-5046044635473641272</id><published>2008-08-10T12:40:00.008+03:00</published><updated>2008-11-09T23:14:18.854+02:00</updated><title type='text'>Furuğ'un mektubu</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SJ64cayMUSI/AAAAAAAABR8/KXwf8a_Y3ZQ/s1600-h/Furug+1+057.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5232822615416787234" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SJ64cayMUSI/AAAAAAAABR8/KXwf8a_Y3ZQ/s400/Furug+1+057.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Merhabalar efendim.&lt;br /&gt;Duydum ki beni tanımak istermişsiniz.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ben bugün tam tamına 57 günlüğüm.&lt;br /&gt;Artık büyümüşüm. Ailem bana iyi bakacağını düşünerek annem, babam ve kardeşlerimden ayırıp Fatma diye birine verdiler. Onun çalıştığı şirkete götürüp bıraktılar.&lt;br /&gt;Onun şirketindeki bir amca beni aldı odasına kilitledi, kimseye göstermek istemedi.&lt;br /&gt;Yine de onlarca kişi yasağı delip beni kucağına alıp sevdi.&lt;br /&gt;Sonra bu odada toplantı yapıldı. Ben de bunu fırsat bilip o koltuk senin bu koltuk benim dolaşıp durdum.&lt;br /&gt;Fatma bana "Kartanesi" diyordu, kimse bu ismi beğenmedi. Uzunmuş, iki sözcükten oluşuyormuş...&lt;br /&gt;Bu arada bana isim arayıp durdular. Benim annem Vanlı, Babam İranlı. Bu nedenle Farsça bir ad bana yakışırmış. Zaten Türkçe’de de bir sürü Farsça sözcük varmış.&lt;br /&gt;Deli mi ne bu karılar? Bana baba tarafından bir ad arıyorlar. Bir de feminist olacaklar.&lt;br /&gt;Deseler ya bana pamuk, pampiş, mampiş... Yok olmazmış efendim.&lt;br /&gt;İlle de Farsça olacakmış. İran manyakları.&lt;br /&gt;Farsça’da Berf, kar demekmiş. Tane-i berf ise kar tanesi. Berfin, karlı.&lt;br /&gt;Şeb, geceymiş. Bu/buy, koku. Şeb-buy, şeb-boy: Gece kokusu.&lt;br /&gt;Ruz, gündüzmüş.&lt;br /&gt;Fatma Şeb-ruz olsun dedi önce. Yahu benim gibi bembeyaz yaratığa gece-gündüz denir mi?&lt;br /&gt;Pembe demeyi düşündüler, Farsça'da pamuk demekmiş. Onu da tutmadılar.&lt;br /&gt;Aslında Fatma’nın gönlü Kartanesi/Tane-i Berf’de ya, o da çok uzun bulundu. Güya ben bu adı öğrenemezmişim. Benim adıma düşünüyorlar. Bu duruma çok bozuldum ya, neyse.&lt;br /&gt;Hüs'ün ABD’deki arkadaşi Behruz, Farsça isimleri saymaya başlayınca ve Fatma FURUĞ'u duyunca, tamam dedi benim güzel kızıma en uygun isim bu.&lt;br /&gt;Furuğ Ferruhzad diye İranlı bir şair varmış. Onu çok severmiş. Zaten ben de şiir gibi güzelmişim. Peh peh.... Ne demekse şiir?&lt;br /&gt;Hem Furuğ aydınlık demekmiş, bana uyarmış. Ayrıca Furuğ Ferruhzad yalnızca dünyanın en iyi kadın şairlerinden biri değil; değişik, sınır tanımaz bir kadınmış. Şairliği yanında pek çok başka yeteneği de varmış. Hazret Furuğ da karar kıldı. Artık bana "Furuğ" deyip duruyorlar.&lt;br /&gt;Sonra Fatma bana bir sürü ciciler alıp evine getirdi. Artık benim yeni evim burasıymış.&lt;br /&gt;Birbirimize yoldaş olacakmışız.&lt;br /&gt;Evde ev hani,30 metrekare yok. Benim yatağım, yemek kaplarım, mamalarım, çiş kabım, kumlarım nereye sığacağız bilmem.&lt;br /&gt;Ayrıca onun bir tane daha Yoldaş'ı varmış ama beni de ondan ayırmayacakmış.&lt;br /&gt;Ben eve gelir gelmez toplarla oynamaya başladım. Sonra uykum geldi.&lt;br /&gt;O da zaten bilgisayar başında takır tukur edip duruyor. Gerçi bu tıkırtılar uykumu dağıtıyor ya ben yine de aldırmayıp klavyenin yanında uyumaya çalışıyorum.&lt;br /&gt;Deli bana hiç rahat vermiyor. Ben hareketsiz kalınca korkuyormuş, bana bir şey oldu diye ödü kopuyor.&lt;br /&gt;Bir de arkadaşları ona "sen kendine bakamıyorsun, bunu ne yapacaksın?" diyorlar?&lt;br /&gt;Dedim ya deli mi deli bu Fatma. Bununla işimiz var gibi görünüyor ya, haydi hayırlısı.&lt;br /&gt;Ben biraz büyüyeyim de görsün bak bu pasaklı, evini barkını birbirine nasıl katacağım.&lt;br /&gt;Şimdilik size bu kadar hikaye yeter. Sonra yine anlatırım.&lt;br /&gt;Hadi bana iyi uykular, size de güzel günler olsun...&lt;br /&gt;Sizin FURUĞ. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;06.08.2008&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-5046044635473641272?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/5046044635473641272/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=5046044635473641272&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/5046044635473641272'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/5046044635473641272'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2008/08/ben-bugn-tam-tamna-57-gnlm.html' title='Furuğ&apos;un mektubu'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SJ64cayMUSI/AAAAAAAABR8/KXwf8a_Y3ZQ/s72-c/Furug+1+057.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-1521166193237944002</id><published>2008-07-26T11:41:00.001+03:00</published><updated>2008-07-26T11:50:51.768+03:00</updated><title type='text'>Türkçem benim ses bayrağım</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;"Türkçem benim ses bayrağım."&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Fazıl Hüsnü Dağlarca&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-1521166193237944002?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/1521166193237944002/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=1521166193237944002&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1521166193237944002'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1521166193237944002'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2008/07/trkem-benim-ses-bayram.html' title='Türkçem benim ses bayrağım'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-4949683592155762347</id><published>2008-07-16T23:24:00.011+03:00</published><updated>2010-03-10T23:04:51.858+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İlyas Halil / Haiku'/><title type='text'>Haiku / İlyas Halil</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SH5Z4IbglEI/AAAAAAAABRU/FwoqyPv_oh0/s1600-h/Y+457-1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5223711438666765378" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SH5Z4IbglEI/AAAAAAAABRU/FwoqyPv_oh0/s400/Y+457-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;strong&gt;Sessizlik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gül&lt;br /&gt;Yaprağının&lt;br /&gt;Gül yaprağına&lt;br /&gt;Vuran&lt;br /&gt;Gölgesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stillness&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The shade&lt;br /&gt;Of a rose petal&lt;br /&gt;On a&lt;br /&gt;Rose Petal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;__________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Kitap:&lt;br /&gt;Pazar Sabahı Güvercinler&lt;br /&gt;(Pigeons on a Sunday Morning)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şair:&lt;br /&gt;İlyas Halil&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ürün Yayınları&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-4949683592155762347?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/4949683592155762347/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=4949683592155762347&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/4949683592155762347'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/4949683592155762347'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2008/07/haiku-ilyas-halil_16.html' title='Haiku / İlyas Halil'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SH5Z4IbglEI/AAAAAAAABRU/FwoqyPv_oh0/s72-c/Y+457-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-2032952075470482791</id><published>2008-07-16T23:11:00.004+03:00</published><updated>2008-07-17T23:41:46.365+03:00</updated><title type='text'>Haiku / İlyas Halil</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SH5WFIIi_8I/AAAAAAAABRM/boPJL0vrTvo/s1600-h/05.2008+012-1.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5224085814272535426" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SH-uXqPfK4I/AAAAAAAABRc/sgbyvr_mu1E/s400/nisan.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-2032952075470482791?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/2032952075470482791/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=2032952075470482791&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/2032952075470482791'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/2032952075470482791'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2008/07/haiku-ilyas-halil.html' title='Haiku / İlyas Halil'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SH-uXqPfK4I/AAAAAAAABRc/sgbyvr_mu1E/s72-c/nisan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-7046667410173750031</id><published>2008-06-03T16:16:00.019+03:00</published><updated>2008-06-10T11:06:29.263+03:00</updated><title type='text'>İslam’ın 3 Başkenti</title><content type='html'>&lt;strong&gt;İSTANBUL   *   İSFAHAN   *   DELHİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geniş İran coğrafyasına egemen olmuş Timuriler’in (1396-1510) kültür mirasını paylaştıkları Osmanlı İmparatorluğu ile İran’daki Safavi ve Hindistan’daki Baburi İmparatorlukları arasındaki tarihi ilişkilerin kültürel yansımalarının gösterildiği, sanatsal açıdan ortak ve farklı yönlerin vurgulandığı;&lt;br /&gt;Louvre Müzesi’nin en önemli koleksiyonlarından İslam Sanatları Bölümü’nde toplanmış ve korunmuş olan hazineler arasında Osmanlılar (1299-1923), İran’da 16. yüzyıl başlarında kurulmuş olan Safavi Devleti (1501-1722) ve yine aynı dönemde Hindistan’da hüküm sürmüş Baburi Hanedanı (1526-1858) ’na ait çeşitli eserler&lt;br /&gt;19 Şubat – 1 Haziran 2008 tarihleri arasında Sabancı Müzesi’ndeki sergiyle İstanbullu sanatseverlerle buluştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVKFQl2s2I/AAAAAAAABA0/iyBpOAoe0dc/s1600-h/IMG_3683-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207649998337389410" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVKFQl2s2I/AAAAAAAABA0/iyBpOAoe0dc/s400/IMG_3683-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVJ6P67xZI/AAAAAAAABAs/ClQ2n9xiQBk/s1600-h/IMG_3682-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207649809178805650" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVJ6P67xZI/AAAAAAAABAs/ClQ2n9xiQBk/s400/IMG_3682-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVJznOaUEI/AAAAAAAABAk/cD57k2hIesM/s1600-h/IMG_3681-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207649695175430210" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVJznOaUEI/AAAAAAAABAk/cD57k2hIesM/s400/IMG_3681-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVJk5NPTvI/AAAAAAAABAc/fRDNN-JUngI/s1600-h/IMG_3635-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207649442304315122" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVJk5NPTvI/AAAAAAAABAc/fRDNN-JUngI/s400/IMG_3635-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVJY9zV62I/AAAAAAAABAU/k_HGXeNnH50/s1600-h/IMG_3636-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207649237379443554" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVJY9zV62I/AAAAAAAABAU/k_HGXeNnH50/s400/IMG_3636-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVJQBbTVoI/AAAAAAAABAM/13wfxhExEiE/s1600-h/IMG_3637-2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207649083733530242" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVJQBbTVoI/AAAAAAAABAM/13wfxhExEiE/s400/IMG_3637-2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVJIJ7tfTI/AAAAAAAABAE/_DS5PmgYro4/s1600-h/IMG_3638-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207648948577991986" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVJIJ7tfTI/AAAAAAAABAE/_DS5PmgYro4/s400/IMG_3638-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVJANJZH9I/AAAAAAAAA_8/TV5EB90EjY0/s1600-h/IMG_3639-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207648812001730514" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVJANJZH9I/AAAAAAAAA_8/TV5EB90EjY0/s400/IMG_3639-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVI4W6nLeI/AAAAAAAAA_0/vnCDaAvUn_E/s1600-h/IMG_3641-2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207648677185138146" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVI4W6nLeI/AAAAAAAAA_0/vnCDaAvUn_E/s400/IMG_3641-2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVIxp_n0yI/AAAAAAAAA_s/mFOyoZcCui8/s1600-h/IMG_3644-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207648562047341346" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVIxp_n0yI/AAAAAAAAA_s/mFOyoZcCui8/s400/IMG_3644-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVIEwOhEXI/AAAAAAAAA_k/VdAX9I6UDAY/s1600-h/IMG_3647-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207647790626312562" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVIEwOhEXI/AAAAAAAAA_k/VdAX9I6UDAY/s400/IMG_3647-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVH5ThNIZI/AAAAAAAAA_c/yhcucfME27Q/s1600-h/IMG_3648-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207647593941508498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVH5ThNIZI/AAAAAAAAA_c/yhcucfME27Q/s400/IMG_3648-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVHzAByvPI/AAAAAAAAA_U/4DesfVpvhM8/s1600-h/IMG_3649-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207647485630266610" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVHzAByvPI/AAAAAAAAA_U/4DesfVpvhM8/s400/IMG_3649-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVHsVRszgI/AAAAAAAAA_M/yyeuHjBoq90/s1600-h/IMG_3650-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207647371075046914" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVHsVRszgI/AAAAAAAAA_M/yyeuHjBoq90/s400/IMG_3650-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVHlb7Jl4I/AAAAAAAAA_E/j-njFdYcNLk/s1600-h/IMG_3653-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207647252600428418" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVHlb7Jl4I/AAAAAAAAA_E/j-njFdYcNLk/s400/IMG_3653-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVHdkmDRDI/AAAAAAAAA-8/8i4aw8aUA3s/s1600-h/IMG_3656-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207647117488899122" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVHdkmDRDI/AAAAAAAAA-8/8i4aw8aUA3s/s400/IMG_3656-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVGrvXYdAI/AAAAAAAAA-0/D1JunbAlfAY/s1600-h/IMG_3658-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207646261386703874" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVGrvXYdAI/AAAAAAAAA-0/D1JunbAlfAY/s400/IMG_3658-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVGe7OU7HI/AAAAAAAAA-s/OtHbD9tkXSs/s1600-h/IMG_3659-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207646041231649906" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVGe7OU7HI/AAAAAAAAA-s/OtHbD9tkXSs/s400/IMG_3659-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVGXn72XKI/AAAAAAAAA-k/7ld-Wjchq6w/s1600-h/IMG_3662-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207645915794791586" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVGXn72XKI/AAAAAAAAA-k/7ld-Wjchq6w/s400/IMG_3662-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVGQOMbEoI/AAAAAAAAA-c/Macvjm5AN98/s1600-h/IMG_3667-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207645788625900162" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVGQOMbEoI/AAAAAAAAA-c/Macvjm5AN98/s400/IMG_3667-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVGIpQ5TKI/AAAAAAAAA-U/JUbCBtG97FA/s1600-h/IMG_3670-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207645658453462178" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVGIpQ5TKI/AAAAAAAAA-U/JUbCBtG97FA/s400/IMG_3670-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVGARgLHvI/AAAAAAAAA-M/RQyx-PK9pJo/s1600-h/IMG_3671-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207645514636140274" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVGARgLHvI/AAAAAAAAA-M/RQyx-PK9pJo/s400/IMG_3671-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVF3THW3bI/AAAAAAAAA-E/4MY5DXWQhjo/s1600-h/IMG_3672-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207645360450100658" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVF3THW3bI/AAAAAAAAA-E/4MY5DXWQhjo/s400/IMG_3672-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVFxgHPjCI/AAAAAAAAA98/CPEqLw4o75A/s1600-h/IMG_3673-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207645260860066850" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVFxgHPjCI/AAAAAAAAA98/CPEqLw4o75A/s400/IMG_3673-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVFrkjQXuI/AAAAAAAAA90/EegJys-ni1k/s1600-h/IMG_3674-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207645158972088034" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVFrkjQXuI/AAAAAAAAA90/EegJys-ni1k/s400/IMG_3674-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVFlA_I8eI/AAAAAAAAA9s/ighprMdOtt8/s1600-h/IMG_3676-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207645046346150370" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVFlA_I8eI/AAAAAAAAA9s/ighprMdOtt8/s400/IMG_3676-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVFejNRMWI/AAAAAAAAA9k/pkh_yeueuGg/s1600-h/IMG_3677-2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207644935273132386" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVFejNRMWI/AAAAAAAAA9k/pkh_yeueuGg/s400/IMG_3677-2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVFPqkiVBI/AAAAAAAAA9c/mdf5s_5CVzU/s1600-h/IMG_3678-2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207644679551734802" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVFPqkiVBI/AAAAAAAAA9c/mdf5s_5CVzU/s400/IMG_3678-2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVFIQgpHCI/AAAAAAAAA9U/chc8eknz9qw/s1600-h/IMG_3679-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207644552296995874" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVFIQgpHCI/AAAAAAAAA9U/chc8eknz9qw/s400/IMG_3679-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207644077780947794" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVEsozM01I/AAAAAAAAA9E/KYV8hE_tFOc/s400/son.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVEsozM01I/AAAAAAAAA9E/KYV8hE_tFOc/s1600-h/son.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-7046667410173750031?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/7046667410173750031/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=7046667410173750031&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/7046667410173750031'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/7046667410173750031'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2008/06/islamn-3-bakenti.html' title='İslam’ın 3 Başkenti'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEVKFQl2s2I/AAAAAAAABA0/iyBpOAoe0dc/s72-c/IMG_3683-1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-816359930209684615</id><published>2008-06-01T00:19:00.004+03:00</published><updated>2008-07-16T23:16:38.152+03:00</updated><title type='text'>Haiku / İlyas Halil</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5206654880849198834" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEHBBzER_vI/AAAAAAAAA88/Erb-ysWnIcA/s400/petunia+1.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-816359930209684615?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/816359930209684615/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=816359930209684615&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/816359930209684615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/816359930209684615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2008/06/blog-post.html' title='Haiku / İlyas Halil'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SEHBBzER_vI/AAAAAAAAA88/Erb-ysWnIcA/s72-c/petunia+1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-3284446243431000897</id><published>2008-05-30T02:01:00.006+03:00</published><updated>2008-07-16T23:17:14.809+03:00</updated><title type='text'>Haiku / İlyas Halil</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205939245271218178" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SD82KUyn-AI/AAAAAAAAA80/-LOV1sPjEEY/s400/cloud.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-3284446243431000897?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/3284446243431000897/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=3284446243431000897&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3284446243431000897'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3284446243431000897'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2008/05/blog-post.html' title='Haiku / İlyas Halil'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SD82KUyn-AI/AAAAAAAAA80/-LOV1sPjEEY/s72-c/cloud.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-2529400873102090308</id><published>2008-05-20T14:00:00.012+03:00</published><updated>2008-05-21T19:13:09.222+03:00</updated><title type='text'>KADINLAR İÇİN KADINLAR TARAFINDAN PROJESİNİN SON AÇIK ARTIRMASI</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SDRJ-6IbBqI/AAAAAAAAA78/vXVGeM1sEBI/s1600-h/afis(5).jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5202864814625064610" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SDRJ-6IbBqI/AAAAAAAAA78/vXVGeM1sEBI/s400/afis(5).jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SDKxG6IbBpI/AAAAAAAAA70/14kedQSTAdc/s1600-h/afis4.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Türkiyeli kadın fotografçıların kadına yönelik şiddete dikkat çekmek ve durdurulmasına katkıda bulunmak için başlattığı&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;KADINLAR İÇİN KADINLAR TARAFINDAN PROJESİ 25 Mayıs 2008'deki SON AÇIK ARTIRMA İLE NOKTALANIYOR... &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.kadinlaricin.org/"&gt;http://www.kadinlaricin.org/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;25 Mayıs'ta The Hall'de yapılacak SON açık arttırmaya 0539.280 20 59 no'lu telefonu arayarak katılım da mümkün olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25 Mayis etkinliği ile ilgili tüm bilgilere: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://kadinlaricinkadinlartarafindan.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;http://kadinlaricinkadinlartarafindan.blogspot.com/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:130%;"&gt;Fotograflara:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://25mayisfotograflar.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;http://25mayisfotograflar.blogspot.com/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:130%;"&gt;linklerinden ulaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Kadınlar İçin Kadınlar Tarafından Projesi iletişim:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bikem Ekberzade &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="mailto:bikem@thevirtualstory.com"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;bikem@thevirtualstory.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Elif İstanbulluoğlu &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="mailto:elifistanbulluoglu@yahoo.com"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;elifistanbulluoglu@yahoo.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-2529400873102090308?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/2529400873102090308/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=2529400873102090308&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/2529400873102090308'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/2529400873102090308'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2008/05/kadinlar-iin-kadinlar-tarafindan.html' title='KADINLAR İÇİN KADINLAR TARAFINDAN PROJESİNİN SON AÇIK ARTIRMASI'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SDRJ-6IbBqI/AAAAAAAAA78/vXVGeM1sEBI/s72-c/afis(5).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-2389391162260493088</id><published>2008-04-18T14:21:00.030+03:00</published><updated>2008-05-02T11:17:42.607+03:00</updated><title type='text'>YALNIZ / LONELY 1</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;Yalnızlık paylaşılmaz...&lt;br /&gt;Loneliness is not shared...&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190549499465155026" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiJROCzwdI/AAAAAAAAA7U/j_VM3LGd5iU/s400/DSC_0002-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiJIuCzwcI/AAAAAAAAA7M/rEuSymvWGTU/s1600-h/DSC_0008-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190549353436266946" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiJIuCzwcI/AAAAAAAAA7M/rEuSymvWGTU/s400/DSC_0008-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiJBuCzwbI/AAAAAAAAA7E/xSloWD_tGUM/s1600-h/DSC_0013-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190549233177182642" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiJBuCzwbI/AAAAAAAAA7E/xSloWD_tGUM/s400/DSC_0013-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiI6eCzwaI/AAAAAAAAA68/V-8y1haEq5c/s1600-h/DSC_0015-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190549108623131042" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiI6eCzwaI/AAAAAAAAA68/V-8y1haEq5c/s400/DSC_0015-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiIq-CzwYI/AAAAAAAAA6s/EvFj4m99bpY/s1600-h/DSC_0028-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190548842335158658" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiIq-CzwYI/AAAAAAAAA6s/EvFj4m99bpY/s400/DSC_0028-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiIjuCzwXI/AAAAAAAAA6k/TqiNTZnpn4I/s1600-h/DSC_0029-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190548717781107058" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiIjuCzwXI/AAAAAAAAA6k/TqiNTZnpn4I/s400/DSC_0029-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiIbOCzwWI/AAAAAAAAA6c/L2wc5CSY9Uo/s1600-h/DSC_0030-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190548571752218978" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiIbOCzwWI/AAAAAAAAA6c/L2wc5CSY9Uo/s400/DSC_0030-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiIS-CzwVI/AAAAAAAAA6U/oYc1lgmX7PI/s1600-h/DSC_0031-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190548430018298194" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiIS-CzwVI/AAAAAAAAA6U/oYc1lgmX7PI/s400/DSC_0031-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiILOCzwUI/AAAAAAAAA6M/VGb6_HNEkY0/s1600-h/DSC_0035-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190548296874312002" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiILOCzwUI/AAAAAAAAA6M/VGb6_HNEkY0/s400/DSC_0035-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiIDuCzwTI/AAAAAAAAA6E/Dkt3tJ9OmqM/s1600-h/DSC_0040-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190548168025293106" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiIDuCzwTI/AAAAAAAAA6E/Dkt3tJ9OmqM/s400/DSC_0040-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiH8OCzwSI/AAAAAAAAA58/6q6BesPG--M/s1600-h/DSC_0044-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190548039176274210" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiH8OCzwSI/AAAAAAAAA58/6q6BesPG--M/s400/DSC_0044-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiHy-CzwRI/AAAAAAAAA50/xmM7txKyoXY/s1600-h/DSC_0053-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190547880262484242" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiHy-CzwRI/AAAAAAAAA50/xmM7txKyoXY/s400/DSC_0053-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiHleCzwQI/AAAAAAAAA5s/PDZ6fbPM-5k/s1600-h/DSC_0097-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190547648334250242" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiHleCzwQI/AAAAAAAAA5s/PDZ6fbPM-5k/s400/DSC_0097-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiHZeCzwPI/AAAAAAAAA5k/LIOYpu-k518/s1600-h/DSC_0103-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190547442175820018" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiHZeCzwPI/AAAAAAAAA5k/LIOYpu-k518/s400/DSC_0103-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiHOOCzwOI/AAAAAAAAA5c/9lg3vbQ3g6M/s1600-h/DSC_0113-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190547248902291682" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiHOOCzwOI/AAAAAAAAA5c/9lg3vbQ3g6M/s400/DSC_0113-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiGjeCzwMI/AAAAAAAAA5M/VRDQNGthyYA/s1600-h/DSC_0139-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190546514462884034" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiGjeCzwMI/AAAAAAAAA5M/VRDQNGthyYA/s400/DSC_0139-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiGaOCzwLI/AAAAAAAAA5E/TtxtLGWeqtM/s1600-h/DSC_0140-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190546355549094066" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiGaOCzwLI/AAAAAAAAA5E/TtxtLGWeqtM/s400/DSC_0140-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiGQeCzwKI/AAAAAAAAA48/NyEnc0snEPM/s1600-h/DSC_0148-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190546188045369506" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiGQeCzwKI/AAAAAAAAA48/NyEnc0snEPM/s400/DSC_0148-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiGIuCzwJI/AAAAAAAAA40/37IsMStOdfs/s1600-h/DSC_0152-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190546054901383314" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiGIuCzwJI/AAAAAAAAA40/37IsMStOdfs/s400/DSC_0152-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiF6uCzwII/AAAAAAAAA4s/KK7cXOLs4Co/s1600-h/DSC_0164-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190545814383214722" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiF6uCzwII/AAAAAAAAA4s/KK7cXOLs4Co/s400/DSC_0164-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiFvOCzwHI/AAAAAAAAA4k/XaHwHV1tqpw/s1600-h/DSC_0185-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190545616814719090" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiFvOCzwHI/AAAAAAAAA4k/XaHwHV1tqpw/s400/DSC_0185-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiEk-CzwGI/AAAAAAAAA4c/-xYJCHA8f1M/s1600-h/DSC_0189-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190544341209432162" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiEk-CzwGI/AAAAAAAAA4c/-xYJCHA8f1M/s400/DSC_0189-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-2389391162260493088?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/2389391162260493088/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=2389391162260493088&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/2389391162260493088'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/2389391162260493088'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2008/04/yalniz-lonely-1.html' title='YALNIZ / LONELY 1'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiJROCzwdI/AAAAAAAAA7U/j_VM3LGd5iU/s72-c/DSC_0002-1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-3469168604254530492</id><published>2008-04-18T13:58:00.017+03:00</published><updated>2008-04-18T14:19:40.028+03:00</updated><title type='text'>YALNIZ / LONELY 2</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiCruCzwFI/AAAAAAAAA4U/XZ7wLl2R2XY/s1600-h/DSC_0206-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190542258150293586" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiCruCzwFI/AAAAAAAAA4U/XZ7wLl2R2XY/s400/DSC_0206-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiCeOCzwEI/AAAAAAAAA4M/rfnVRozX2sY/s1600-h/DSC_0238-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190542026222059586" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiCeOCzwEI/AAAAAAAAA4M/rfnVRozX2sY/s400/DSC_0238-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiCN-CzwDI/AAAAAAAAA4E/vbrWBB8Nf58/s1600-h/DSC_0242-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190541747049185330" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiCN-CzwDI/AAAAAAAAA4E/vbrWBB8Nf58/s400/DSC_0242-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiCFeCzwCI/AAAAAAAAA38/AVfZbe0rLJI/s1600-h/DSC_00244-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190541601020297250" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiCFeCzwCI/AAAAAAAAA38/AVfZbe0rLJI/s400/DSC_00244-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiB7uCzwBI/AAAAAAAAA30/fDeBmWAUB5E/s1600-h/DSC_0245-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190541433516572690" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiB7uCzwBI/AAAAAAAAA30/fDeBmWAUB5E/s400/DSC_0245-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiBw-CzwAI/AAAAAAAAA3s/GGGIzqf5oPU/s1600-h/DSC_0309-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190541248832978946" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiBw-CzwAI/AAAAAAAAA3s/GGGIzqf5oPU/s400/DSC_0309-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiBneCzv_I/AAAAAAAAA3k/7QZ7wOsj8CA/s1600-h/DSC_00355-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190541085624221682" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiBneCzv_I/AAAAAAAAA3k/7QZ7wOsj8CA/s400/DSC_00355-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiBe-Czv-I/AAAAAAAAA3c/_Ng_nf-fWA4/s1600-h/DSC_0363-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190540939595333602" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiBe-Czv-I/AAAAAAAAA3c/_Ng_nf-fWA4/s400/DSC_0363-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiBUeCzv9I/AAAAAAAAA3U/GZqDXNltj_4/s1600-h/DSC_0396-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190540759206707154" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiBUeCzv9I/AAAAAAAAA3U/GZqDXNltj_4/s400/DSC_0396-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiA-OCzv8I/AAAAAAAAA3M/DLEukGRl71Q/s1600-h/DSC_01488-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190540376954617794" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiA-OCzv8I/AAAAAAAAA3M/DLEukGRl71Q/s400/DSC_01488-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiAbOCzv7I/AAAAAAAAA3E/2uuZs72Z3J8/s1600-h/DSC_0369-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190539775659196338" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiAbOCzv7I/AAAAAAAAA3E/2uuZs72Z3J8/s400/DSC_0369-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiADOCzv6I/AAAAAAAAA28/ierqiF7hRyE/s1600-h/IMG_3068-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190539363342335906" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiADOCzv6I/AAAAAAAAA28/ierqiF7hRyE/s400/IMG_3068-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAh_6OCzv5I/AAAAAAAAA20/Sj9TFki4gt8/s1600-h/IMG_3077-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190539208723513234" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAh_6OCzv5I/AAAAAAAAA20/Sj9TFki4gt8/s400/IMG_3077-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAh_yOCzv4I/AAAAAAAAA2s/LRoUWACI6i0/s1600-h/IMG_3079-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190539071284559746" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAh_yOCzv4I/AAAAAAAAA2s/LRoUWACI6i0/s400/IMG_3079-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAh_feCzv3I/AAAAAAAAA2k/pdG_GZAxSpo/s1600-h/IMG_3121-1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190538749162012530" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAh_feCzv3I/AAAAAAAAA2k/pdG_GZAxSpo/s400/IMG_3121-1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-3469168604254530492?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/3469168604254530492/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=3469168604254530492&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3469168604254530492'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3469168604254530492'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2008/04/yalniz-lonely-2.html' title='YALNIZ / LONELY 2'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAiCruCzwFI/AAAAAAAAA4U/XZ7wLl2R2XY/s72-c/DSC_0206-1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-3033932902836982827</id><published>2008-04-15T22:44:00.005+03:00</published><updated>2008-04-17T00:35:20.870+03:00</updated><title type='text'>Pippa Bacca('ya)</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAZxBuCzv2I/AAAAAAAAA2c/iDZY-rJNQmI/s1600-h/Pippa+Bacca.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5189959894944694114" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAZxBuCzv2I/AAAAAAAAA2c/iDZY-rJNQmI/s400/Pippa+Bacca.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAUF-OCzv0I/AAAAAAAAA1g/JRZjPiMJ-e0/s1600-h/Pippa+Bacca.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-3033932902836982827?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/3033932902836982827/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=3033932902836982827&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3033932902836982827'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3033932902836982827'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2008/04/pippa-baccaya.html' title='Pippa Bacca(&apos;ya)'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/SAZxBuCzv2I/AAAAAAAAA2c/iDZY-rJNQmI/s72-c/Pippa+Bacca.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-2642188214918005504</id><published>2008-02-25T23:46:00.001+02:00</published><updated>2008-07-16T23:15:19.460+03:00</updated><title type='text'>Tutku</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R8M3mvI03CI/AAAAAAAAA1Y/kY2S8F4MIiU/s1600-h/git.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5171037935779503138" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R8M3mvI03CI/AAAAAAAAA1Y/kY2S8F4MIiU/s400/git.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-2642188214918005504?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/2642188214918005504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=2642188214918005504&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/2642188214918005504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/2642188214918005504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2008/02/blog-post.html' title='Tutku'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R8M3mvI03CI/AAAAAAAAA1Y/kY2S8F4MIiU/s72-c/git.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-5276819405295947439</id><published>2008-02-14T10:16:00.001+02:00</published><updated>2008-02-14T10:18:05.893+02:00</updated><title type='text'>ÖYKÜ ve SEVGİLİLER Günü</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R7P5C_I03BI/AAAAAAAAA1M/kz-mSl8Ma4E/s1600-h/Sgunu.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5166747027227597842" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R7P5C_I03BI/AAAAAAAAA1M/kz-mSl8Ma4E/s400/Sgunu.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-5276819405295947439?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/5276819405295947439/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=5276819405295947439&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/5276819405295947439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/5276819405295947439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2008/02/yk-ve-sevgililer-gn_14.html' title='ÖYKÜ ve SEVGİLİLER Günü'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R7P5C_I03BI/AAAAAAAAA1M/kz-mSl8Ma4E/s72-c/Sgunu.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-3404628309962146693</id><published>2008-02-13T11:07:00.005+02:00</published><updated>2008-02-14T01:14:02.858+02:00</updated><title type='text'>Yeni Kitap: GAVUR AŞEVİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R7KzivI02_I/AAAAAAAAA08/LsXfNCTq8JI/s1600-h/gavur+asevi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5166389131897789426" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R7KzivI02_I/AAAAAAAAA08/LsXfNCTq8JI/s400/gavur+asevi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Öykünün yetmişlik delikanlısı &lt;span style="color:#33ccff;"&gt;İlyas Halil&lt;/span&gt; 2007’nin sonunda &lt;span style="color:#3366ff;"&gt;Gavur Aşevi&lt;/span&gt; adlı öykü kitabını okurlarıyla buluşturdu. Aslında ikiz kardeşler öykü ile şiiri yüreğinde taşıyan ve ikisinden birbirini besleyen İlyas Halil’in söyledikleri söylenmemiş sözler değil gibi, lakin onun söyleyişi farklı. Üç beş sözcükten oluşan, hatta bir iki sözcüklü cümleleriyle öyle çok şey anlatıyor ki yanına bir sözcük ekleseniz ya da çıkartsanız cümlenin dengesi bozulur, adeta kalp atışları durur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe’nin önemli emekçilerinden Talat S. Halman onun yazım dilini “&lt;em&gt;Türkçemizde ve nice başka dillerde, bu kadar az söz kullanarak bu kadar çok öze ulaşan öykücüye pek rastlanmaz. İlyas Halil’de bin dereden su getirmek, lafı uzatmak, tasannu gibi gereksiz bir gösterişçiliğe sapmak söz konusu olmaz. Özeni öyle baş tacı etmiştir ki özentiden uzak durur.&lt;/em&gt;" diye değerlendiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlyas Halil’in öyküleriyle Anadolu’dan yola çıkar, kıtaları dolaşır tekrar Akdeniz’e akarsınız. Geçtiği yolların, yerlerin, zamanların dikkatli ve bir o kadar özenli gözlemi; metafor ve imgelerle sağanak olup sizi ıslatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben sözü uzatmayıp kendisine yazım ve yaşamında daha nice başarılı ürünlerle bizlerle olmasını dileyerek sevgili Hrant Dink’in anısına kaleme aldığı ve bu kitaba da adını veren “Gavur Aşevi” öyküsüyle sizi baş başa bırakayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygı ile…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatma Özdirek&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;..................................&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;GAVUR AŞEVİ&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;................................................... &lt;/span&gt;Kardeşim Hrant Dink’in anısına&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Madam Mari ile Dikran Efendi bizim mahalleye taşındıkları ay, Çukurova’da bahardı. Taştan topraktan renkler fışkırıyordu. Ve kokular… O yaz mahallemiz bayram yeri gibiydi.. Mari ile Dikran’ın evini, yağmurda gökyüzünden inen sevinç ıslatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noel’e kalmadan Mari mahallede konu komşunun doktoru, akıl rehberi, kara günde yanan mumu oldu. Karnı ağrıyana hatmi kaynattı. “Sıcak içersen sabaha bir şeyin kalmaz” derdi. Dişi düşen çocuğun yastığının altına “Diş Perisi” ile yirmi beş kuruş gönderirdi. Arabacılar Sokağı’nda bakkal Sağır Zeki’ye de bir işitme aleti uydurmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orta yaşlı, ak saçlı, elma yüzlü Ermeni Mari, birkaç ay içinde uzun boylu ince belli bir peri oldu. Bir damdan bir dama uçuyor, dertlilere çare buluyordu. Eşi Dikran Efendi konuşkan bir adam değildi. Pazar günleri Papaz Anotyos’a kilisenin temizliğine yardım ederdi. Bir kezinde Tahtalı Cami’de bir tamir işi olduğunu duyunca Reşit Hoca’nın yardımına koşmuştu. Gençliğinde Doğu Anadolu’da jandarma çavuşu olduğunu öğrendiğimizde çok şaşırmıştık. Bir gün dayanamadım Mari Teyze’ye sordum. “Dikran Amca jandarmadaki görevinden neden ayrılmıştı?” Mari Teyze gülümseyerek yanıtladı “Bu soruyu soracağınızı biliyordum” dedi. “Dikran, bebek yaşta annesi ile babasını salgın bir hastalıkta kaybetmiş. Ama yine de neşeli ve umutlu bir insan olarak büyümüş. Babasının yakın arkadaşı olan köy muhtarı, Dikran’ı evlat edinerek, ona Osman adını vermiş. On sekiz yaşına gelinceye kadar Dikran’ı, bütün dinlerin kutsal olduğunu anlatarak büyütmüş. On sekiz yaşına bastığı gün “Bak oğul” demiş muhtar, “Seni annenin babasın adına emaneten büyüttüm. Bundan böyle Tanrı ile konuşacağın dili, Tanrı’ya varacağın yolu senin seçmen gerekiyor. İşte Kuranı Kerim, işte Kutsal İncil. Her iki dine de saygılı ol.. Bir gün bunlar arasında seçim yapman gerektiğinde bu konuda yeterince bilgin olsun. İki inanç arasında çelişkiye düşmeyesin. İster Osman ol, ister Dikran. Tek ölçün doğruluk olsun. Tanrı’nın seni babanın dininden caydırdığımı düşünmesini hiç istemem. Bundan böyle kendinden sorumlusun. Seni Tanrı’ya emanet ediyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askerlik çağı gelinceye kadar Osman, Muhtar’ın tarlasında çalışmış. Askere girince jandarma olmuş. Dört kere tezkere bırakıp çavuşluğa kadar yükselmiş.. Köyünde kendine uygun bir gelin bulmakta güçlük çekeceğini anlayınca, babasından izin istemiş. Tanıdıklarının yardımıyla kendine gelin bulmak için Kayseri’ye gitmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikran Amca’nın Mari Teyze ile ilişkisini Dikran Amca’dan dinlemiştim: “Mari o yıllar Talas’ta bir sağlık kliniğinde çalışıyordu” diye anlatmaya başladı. “O da benim gibi evlenme yaşını geçirmek üzereydi. Doğu Anadolu’dan gelmiş bir jandarma çavuşunun gelin aradığını duyunca sevinmiş. ‘Nihayet kısmet kapımı çaldı’ demiş. ‘Kaderimde jandarma çavuşu ile evlenmek varsa, varsın olsun’ demiş. Tanıdığı yaşlı görücülere ‘Osman Çavuş’u bulun’ demiş, ‘hala gelin arıyorsa onu görmek tanımak istediğimi söyleyin.’ “Mari ile böyle tanıştım. Böyle düşünen, böyle konuşan bir kadına nasıl hayır diyebilirdim? Mari hatunu görmeden onunla evlenmeye karar verdim..”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlendikten birkaç yıl sonra, Talas Sağlık Kliniği kapanınca, Mari Teyze ile eşi Dikran Amca bizim kasabaya taşındılar. Bulutlu bir ekim günü yağan yağmur kadar, sokağımızın bir parçası, bir görüntüsü oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mari, sokağın insanlarını öz akrabası saydı. Komşunun derdi Mari’nin derdi oldu. Komşusu nezle olduğunda önce Mari’nin burnu aktı. Komşusunu üzgün görürse kapısını çalar “Nazife Teyze bugün güzel bir vartabet çorbası yaptım” derdi, “Müsaade edersen biraz göndereyim. Eski bir papaz çorbasıdır. İnsanın bütün derdini alır götürür, sıkıntılarını yok eder.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mari’nin Kayseri vurgulu dili mahalleliyi güldürür; öbür yandan güçlü mantığı ile onları korurdu. Öğütlerinde seksenlik bir ninenin deneyimini bulurdu komşular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mari mahalleye taşındıktan bir süre sonra, Yoğurt Pazarı’nda GAVUR AŞEVİ adında bir lokanta açtı. Doğrusu çok kimse gibi biz de lokantanın adını oldukça garip bulsak da sesimizi çıkarmadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün bu lokantada yemek yiyen karakol komiseri “Hanımefendi” demiş Mari’ye, “Şimdiye kadar böyle lezzetli yemek yemedim. Bizim yemeklerin hiçbirine benzemiyor. Yemek pişirmesini hangi Hıristiyan aşçıdan öğrendin?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mari “Komiser Bey” demiş, “Yemek pişirmesini ben Anadolulu gavur annemden öğrendim. Hıristiyan dediğin Avrupa’da Amerika’da yaşar. Türkiye’de yaşıyana gavur derler. Bizim memlekette gayrimüslime yalnız bayramdan bayrama Hıristiyan denir. Geri kalan zamanlarda hep gavurdur”. “Dediğimi yanlış anladın madam” demiş komiser, “Bu ülkede hepimiz Türküz. Hepimiz eşitiz. Aramızda gavur yoktur”. “Komser Bey” demiş Mari, “Sen ne diyorsun; bu memlekette gavurun gavurluktan kurtulması, Topal Timur’un Himalaya dağının tepesine çıkmasından daha güçtür. Kötü alışkanlıklardan kurtulamadığımız için kendi toprağımızda dışarıda kaldık.. Böyle devam ederse, doğduğumuz toprakta bin yıl daha yabancı olacağız. Şu kötü alışkanlıktan kurtulsak, belki bir gün aynı yağmurda ıslanan mahalle çocukları oluruz. Gavur olmak güç iş. Toprağa, insanlara daha çok bağlanıyorsun.. Kendine uygun bir iş uydurman için çok çalışman ve bilgili olman gerek.. Babam çocukken bana bağırmadan kızmadan konuşmasını öğretiyordu. Bir gün kızıp bağırdım. Babam karşılık vermedi bana. Ertesi günü sakin bir sesle, ‘Mari’ dedi, ‘Düşüneceksin. Bileceksin. Yapacaksın. Susacaksın. Hep konuşursan düşünemez, bilemez ve beceremezsin..’.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komiser “Bu kez uzattın abla” dedi, “Sana yemeğin güzel olduğunu söylemek istedim sadece, sen ise bin yıllık dertleri döktün ortaya…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Komiser Bey” diyerek ayağa kalktı Mari “Sen bir ahçının yemeği neden güzel pişirdiğini bilir misin? Bir ahçı, yemek sunacağı insanları önce kendi çocukları sayacak. Sonra yaşadığı yerin dört mevsimini tenceresine sığdırmaya çalışacak. Erciyes’in kışı, Ak lahana tenceresinde sarma… Bursa’nın baharı, Yeşil ıspanak, soğan. Çukurova’nın yazı Kızıl domates tenceresinde… Güz gelince konu komşu, açı toku sofra başında sohbettedir… Dışarıda yağmur. İçerde odun ateşi. İste Anadolu yemeği. Aziz komser bey, Avrupa’lı nasıl pişirsin bunu? 700 yıllık yeşil biber, taze mor patlıcan. 700 yıllık ateşte imil imil Anadolumuzu tadacaksın.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qubec (Kanada), 14 Kasım 2006 &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;*** &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Gavur Aşevi&lt;/strong&gt; - İlyas Halil,  Ürün Yayınları'ndan&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-3404628309962146693?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/3404628309962146693/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=3404628309962146693&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3404628309962146693'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3404628309962146693'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2008/02/yeni-kitap-gavur-aevi.html' title='Yeni Kitap: GAVUR AŞEVİ'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R7KzivI02_I/AAAAAAAAA08/LsXfNCTq8JI/s72-c/gavur+asevi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-6852044549289395526</id><published>2008-02-13T00:44:00.006+02:00</published><updated>2008-02-13T10:33:35.251+02:00</updated><title type='text'>TEMMUZ ÇAKIL TAŞLARI - İlyas Halil</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R7KqzfI029I/AAAAAAAAA0s/h20a9yYlgxU/s1600-h/M+12.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5166379524055948242" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R7KqzfI029I/AAAAAAAAA0s/h20a9yYlgxU/s400/M+12.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Martın başıydı. Vakit akşamın altısı. Kaleci Hasan Balık’ın büvetinin önünde orta yaşlı bir adam, durdu. Bir şişe “Yirmilik” aldı. Güneş sinemasına doğru yürüdü. Akkahve’ye girdi. Masamızda durdu kendini tanıttı. “Ben Bekir Uluğ” dedi. “Fuat Akbaş’ın gazetesinde yazarım. Şiirle resimle uğraştığınızı duydum. Sizinle tanışmak istedim. Size Doktor Reşit Galib’in, Antun Zablit’in emanetini getirdim. Şiirinizin bittiğini sandığınız gün bu şişeden iki damla. Gerçekler değişir. Yeniden var olursunuz”. Celal Çumralı kalktı Bekir beyin elini sıktı. “Buyur” dedi “bize katılırsanız memnun oluruz”. Bekir Uluğ özür diledi. “Matbaaya dönmem gerek Besim Akbaş beni bekliyor” dedi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Akkahve’den geç çıktık. Çiçekler gökyüzüne fışkırmış, geceye yapışmıştı. Bahar kokuları üstümüze yürüyordu. Havada ısırgan otu. Köstebekler uyanmış. Yakın bir mahallede toprak kabarmıştı. Bazı evlerde kızların göğüslerini dışarı tepmişti.&lt;br /&gt;Yarın Güneş sinemasının önünde Jaleler, Perihanlar şaşkın. Reşitler Reşatlar sevinçli birbirilerine bakacak. Bilmedikleri bir mevsim yaşıyacaklardı. Baştan düşünmesini öğrenecek Sevgide acıyı tadacaklardı.&lt;br /&gt;Nuri, Hasmet, Sudi, Osman, Celal çiçek bezeli o gecede yağmura tutulmuş, ertesi günü güneşe sırılsıklam vardık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O 1954 yılını birkaç kez yaşıyacaktım. Akşam üstleri banka çıkışı iki ressam iki şairdim ben. Nevittim müzik yazan. Osmandı adım felsefeden söz edince, Sudi idim elimde kalem karikatür çizen..&lt;br /&gt;Akkahve’de güneşli masalarının birine oturur Mersin’i baştan kurar, yeniden boyardım toprağı. Kabarmış kızları evirir çevirir yeni çiçek adları takardım. Geniş etek giyenlerin ardından rüzgar olur eserdim.&lt;br /&gt;Sonra kıtlık yokluk günleri geldi çattı. Yaşam güçlüğü yapıştı yakama.. Hırsız olduk. Geceleri sokaklardan el ayak çekilince, Nuri ile mahallelere dalar sevdiğimiz şeyleri çuvallarımıza doldururduk. Nuri renk çalar, boya toplardı, murtların akı Latife’nin yüzü idi. Kahve Leyla’nın gözüne uygun. Gecenin karası ile çingene kızın saçının bir telini boyamıştı.&lt;br /&gt;Haşmet Akal toprağın rengini sıyırır topraktan, tuvaline sürerdi. Ben solcuyum derdi. Kadınlarım topraktan olmalı. Elleri nasırlı.&lt;br /&gt;Parasızlık günlerinde gece karası yalnızlıktı. Açlık işsizlikti. Polisle savaştı. Sınıf kavgasına nedendi.&lt;br /&gt;Güneş batınca akşam değişir bambaşka şey olurdu.. Genç kadın göğüslerinin gölgesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adliye sarayının damı Ak kumrular tekkesiydi. Mahkeme koridorları kumruların guguklarıyla köylülerin dertleriyle uğuldardı. Keçisini yitirmiş Fadime Ana, Sudi’nin kapısına dikilmiş “Kadanı alayım avukat bey” diyordu “Hakim beye söyle keçimi bulsunlar”.&lt;br /&gt;Ertesi gün Sudi’nin karikatür defterini gördüm. Sütlü keçi her zaman yolunu şaşıran Fadime Anayı mahkeme koridorlarında arıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nevit ses ustasıydı. Sabah erken uyanır rüzgara nasıl eseceğini anlatır falsosuz üflemesini öğretirdi. “Bak rüzgar efendi” derdi “Gençlerin sana ihtiyacı var. Bahar seninle başlıyor. Arılar zamanlarını sana göre ayarlıyor.. Çiçek yaprakları birbirine değince çıkan ses arılara aşk saatinin geldiğini söyler. Kelebekler otların nasıl hışırdadığına kulak verir. Gelinciklerin arasında erkekler dişiler birbirlerini aramağa çıkar. Arıların kurbağaların kelebeklerin seslerini topluyorum”.&lt;br /&gt;Bir erken sabahtı Nevit kıyıların sesini, kumların, çakıl taşlarının hışırtısını kucaklamış denizi saz gibi çalıyordu.. Kuşlar bulutlar dansediyordu mavilerin içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Celal Çumralı aşık ozandı. Yüzüne gömülmüş gözleri. Derin iki kuyu... Bir gün bana “Kilisenin önünde kekremsi Türkçe konuşan bir kız buldum” demişti. “Elma çiçek kokusu gülüyordu gülünce. Gül fidanı ince beli. Yüzü nar çiçeğinin gölgesi. Eteği rüzgarda bacaklarını sarmış gül yaprağı. Uçtu uçacak. Sabırla rüzgarı bekliyorum. Yaprakları savurduğu gün başımı öte yöne çevireceğim.&lt;br /&gt;Akşam üstleri ev dönüşü alaca karanlık hava, kekremsi Türkçe konuşan kızın nar çiçek gölgeli yüzünü andırır. Kapısının önünden geçerken yorgunluğumu unutuyorum. Yargıçlığı bırakıp şair oluyorum.. Bir gün sokakta görürsem, adını soracağım. Sonra hemen unutacağım.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hangi mahallede gördün” dedim. Muzip bir gülüşle “Petunia yaprağının kokusunda buldum” dedi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevsimler arası bir gündü. Osmanla denize karşı bir masada oturmuş notlarımın içinde bulduğum bir şiiri düzeltiyordum. Ay sonuydu. On gündür ayin otuzu olmuş bir turlu ay başı gelmiyordu. Kömürü bitmiş lokomotiftik hepimiz. Garda parasız çakılı kalmıştık. Az sonra Haşmet gelecek Osman’ın ceplerini karıştıracaktı. Gizlediği on lirayı bulacak. Hep beraber yemeğe gidecektik. Osman yüzünde gülümseme Haşmet’in gelmesini bekliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimiz gençtik. Bekir Uluğ’un şişesini kokluyor Petunua kokusunda kız arıyorduk. Aşık olmaktan başka bildiği bir iş yoktu kimsenin.. O yıllarda Mersin’de yaşamak. Yağmurda ıslanan ağaca benzerdi. Sırılsıklam aşık olmak, kaçmadığımız bir olaydı. Aysel’in Suna’nın Nurten’in güzelliğine kim karşı koyabilirdi?&lt;br /&gt;Biraz daha var olduk her sabah güneş doğunca. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Penceresi açılınca yarin.&lt;br /&gt;Biraz daha var oldu ağaçlar dallarına kuşlar konunca.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;**&lt;br /&gt;2004 yazı Mersin’deyim. Şiirin renklerin içinde miyim diye bakıyorum. Parklardan renk koku çaldığımız yılları arıyorum. Aradan elli yılın geçtiğine inanmak güç.&lt;br /&gt;1954 yağmurları yağmıyordu artık. Geçtiğimiz sokaklarda. Pencerelerde bildiğim yüzleri aradım. Petunia saksıları boştu.&lt;br /&gt;1956 denizini aradım. Nereye gittiğini bilen yoktu. Elimle boyadığım denizi alıp götürmüşlerdi. Belediye memurları çöplüğe atmış olmalı. Ellerimde hala o günün mavi lekesi duruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nuri Abaç Ankara’dan haber salmıştı.. “Boşuna arama” diyordu. “Renklerden sarhoş kimse kalmadı. Nevin’in saçını dağıtacak rüzgarı bulamıyacaksın. Renkler kokular göçtü” dedi.&lt;br /&gt;Ne aradığımı bilsem bulurdum herhalde. Gökyüzü açılmış mavi şemsiye ben kuş. Mersin’i güneş ışınlarında deniz kıyısında bulmak için uçuyorum. Önümde yokluktan büyük bir yokluk.&lt;br /&gt;Elimi sürünce. Nane yaprağını bulacakmışım gibi ellerime bakıyorum.&lt;br /&gt;Yok bir şeyi bulmak aradığımı bulmaktan daha kolaydı.&lt;br /&gt;Kumları teker kaldırıyor altlarına bakıyorum. Kayaların üstünde iki çakıl taşı gördüm.. Gözüm ısırıyordu. Daha önce bir yerde görmüştüm. Taslara dokundum.&lt;br /&gt;Biri Mari’nin yüzü. Ak. Yumuşak.&lt;br /&gt;Bakınca şaşırmıyacaktım yolumu. Bir yere varacaktım. Mari’nin yüzüne dokununca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dimitra’nın göğüsleri idi iki çakıl taşi. Sıcaktı. Ufaktı.&lt;br /&gt;Ellerim içinde eski iki dostumu tutuyordum sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğumda paskalyada boyadığım martı yumurtasıydı. Daha sonra martı yumurtalarından daha güzel şeye döneceklerini nereden bilecektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar önce sevdiğim bir kızın elleriydi şeftali çiçekleri.. Soyulmuş şeftali koktu dilim.&lt;br /&gt;1960 yılı denize yakındı.. Eren’in apartmanı denizden pek uzak değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çakılları salladım içleri yarı yarıya deniz.&lt;br /&gt;Kollarından bacaklarından damlıyordu denizden getirdiği..&lt;br /&gt;Yarın ıslandığını görmek bugüne kalmış demek.&lt;br /&gt;“Kurunmak ister misin?” dedim.&lt;br /&gt;Havlu verdim elli yıl sonra..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekir Uluğ’un iskir’ini, Celal Çumralı’nın petunia kokan kızını bulmam gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parklarda petunia çiçeklerinin önünde duruyor biri bana Çumralı’yı sorar mi diye bakıyorum.&lt;br /&gt;Beyaz elbise giymiş. Düğüne gelmişti. Elinde bir tutam çiçek. Beş yaşındaydı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;**&lt;br /&gt;Kulübün terasındaydı tüm Mersin. Yaşlısı genci. Nuri’nin çaldığı renkleri, Hasmet’in parklardan topladığı boyaları buldum terasta. Celal Çumralı’nın şiirden yarattığı kız aralarındaydı. Kodallı’nın eline alıp çaldığı saz deniz yakındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündüz Artan Mersin şairlerini toplamıştı etrafına.. Tarsuslu gazeteci Ahmet Caner’i, Mersinli Aysel Payaslı’yı bulup getirmişti.&lt;br /&gt;Gündüz elinde kürek 1956 yılının çiçeklerini ağaçlarını 2004 yılına taşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nuri’nin çaldığı renkler Ahmet Yeşil’in, Doğan Akca’nın gözlerine trahom gibi bulaşmış. Renkten başka bir şey görmüyordu iki sanatçı.&lt;br /&gt;Gencay elinde fırça bütün kenti boyamıştı.&lt;br /&gt;Petunia kokusuna gizlenmiş genç kadın Celal Soycanın şiirlerinden başını kaldırdı. Bizimle gülüyor bizimle içiyordu.&lt;br /&gt;Hafize Okan Şiiri şairi Ağacı çiçeği Mersin’e dağıtmış gülümsüyordu. Çumralı’nın Petunia kokularını, Abaç’ın renklerini teker teker mayıs sesiyle ağaçlara yapraklara ekliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yan masada Ferruh Yardım, Semihi Vural, Mehmetali Sulutaş, Mersin’i taze marul gibi yolmuş tuz biber eklemiş yeni bir tat veriyorlardı.&lt;br /&gt;Celal Çumralı Haşmet Akal sessiz oturuyordu köşede. Çumralı’ya “meraklanma” dedim. “Bekir Uluğ’un şişesini gençlere” bıraktım. Dün sokakta senin petunia kokan kızla yürüyordum. Caddenin kıyısında ekili petunialar bizi görünce koku vermeyi durdurdular. Hala senin yarattığın gün kadar güzel. Haberin olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlyas Halil&lt;br /&gt;31 Ağustos 2004&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-6852044549289395526?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/6852044549289395526/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=6852044549289395526&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/6852044549289395526'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/6852044549289395526'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2008/02/temmuz-akil-talari-ilyas-halil.html' title='TEMMUZ ÇAKIL TAŞLARI - İlyas Halil'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R7KqzfI029I/AAAAAAAAA0s/h20a9yYlgxU/s72-c/M+12.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-3404891466892374471</id><published>2008-01-30T00:21:00.002+02:00</published><updated>2008-02-13T10:45:23.068+02:00</updated><title type='text'>AVUÇ İÇİNDE ŞATO - İlyas Halil</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R7Kt6PI02-I/AAAAAAAAA00/vnz7YoaoKik/s1600-h/avui.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5166382938554948578" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R7Kt6PI02-I/AAAAAAAAA00/vnz7YoaoKik/s400/avui.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bertrand parkında kitabına dalmıştın. Geç bir yaz akşamı… Gökyüzünde karga lekeleri… Anadolu yüzünde batan güneşin kızıllığı… Yanında oturan ben. Sana anlatıyor dediğimi duymuyordun. Civar evlerin pencereleri teker teker aydınlanıyor, karanlık şemsiye açılıyordu. Günün ışıkları uzakta, ağaçların kızıl ardında kalmıştı. Kitabını kapattın. “Yıllar önce seni gördüğümden eminim” dedim sana. “Gülümsemen anımda bariz kalmış. Paskalya sabahı topladığım gülleri andırıyor”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne okuyorsun?” dedim. Bir şey söylemeden kitabını gösterdin. Victor Hugo'nun şiirleriydi. “Bana yıllar önce yaşadığım bir günü anımsattın” dedim. “Kitap elinden düşmezdi. Parkta yan yana yürür, parklarda yan yana gülerdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yirmi iki yaşına yakin bir gündü. Çarşıya fıstık almağa gidiyorduk. Her dakika duruyor yüzüne bakıyordum. Yanımda olduğundan emin olmak ister gibi… Tepemizde iri bir ay… Durdum. Sana minik bir şato yapmak istiyorum” dedim, "Aya bitişik." Bahçesinde çiçekler ağaçlarında papağanlar hep adını söyliyecek”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana döndün. “Daha çekiç tutmasını beceremiyorsun” demiştin. “Şato mu yapacaksın?” “Öğrenirim” dedim.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Sonra harman rüzgarına kapıldık. Köy köy kent kent savrulduk. Aynı yerlerde konu komşu olduk. Her sabah benden erken kalktın. Güneşle penceremi aydınlattın. Her öğle patlıcanları domatesleri tencereye doğradın kaynattın. Her akşam lambamı yaktın. Yıllar geçmiş hala kuyunun nerede olduğunu bilmem… Susayınca elinden su beklerim.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Parkın kuşları etrafımızı sarmış, bizi dinliyordu. Ben konuştukça zaman değişiyordu. Kah Anadolulu bir kız. Kah Montrealli bir kadındın. “İsteğimi hoş gör.” dedim sana “Avucuna bakabilir miyim?” Gülümsedin “Çingene misin?” dedin “Falıma mı bakacaksın?” “Hayır” dedim, “Güzel bir günümde sana benzer bir kadına söz verdiğim şatoyu yapacağım”. “Teşekkür ederim” dedi “Şatonu başka bir yerde yapmanı rica ederim.” “Şatonun yapı malzemesini getirdim.” dedim “Çekiç tutmasını öğrendim. Yıllardır bu anı bekledim.” “Boşuna beklemişsin” dedi “Aradığın insan çoktan yaşlandı. Bana benzer yanı kalmadı herhalde.” “Sen değilsen. Sen olur musun, bu anlık?” dedim “Parka girince, yirmiiki yaşında olduğumuz o günü buldum. Yüzün bir demet çiçek yine. Tepemizde aynı iri ay. Elinde satın aldığımız fıstık kesesi… Saçların patlıcan moru, yürüdüğümüz aksamın karanlığı oldu.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;“O gün yanımdaydın. Anımsamanı isterim.” “Neredeydik ki?” dedin. “İsteklerin gerçeğe döndüğü yerdi” dedim. “Elli yıllık yolda palmiyeli bir kentti. Gelir misin benimle bir daha? Çarşısına gidelim. Oturacak bir bahçe, konuşacak bir konu bulurum. Acıkırsak yağmurlu bir sokak bulur. Bir kafeye girer, sandviç ister seninle burun buruna kahve içeriz.” “Ellerin titriyor” dedin. “Kahvenin sana zararlı olduğunu bilmiyor musun?” “Elli yıl sonra olacak şeylerden söz ediyorsun.” dedim. “Biz şimdi kendi taze zaman dilimini yaşıyoruz. İnanç gücünü bul. Turunç kokularını, güneş sarılarını, mart böcek seslerini o kentin hemşehirlisi yaparım. Hepsi karşında kulun kölen. Bal topluyan arılar göğünü doldurur istersen. Sen sürahiyi dolduran su olursun, sürahinin kendisi sen. İnanman kafi.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;“Hatırlıyor musun? ” dedim. “Yaşam boyu palmiyeli kentte koku süpürgecisiydim. Sen iki önü çiçekli genç kadın. Bütün kokularını senden devşirdim. Kokuları sokağımıza getiren bendim. Baharda yeşil bayırdın... Çiçekli giysin üstündeydi bir gün. Tepelerin kekik kokularını ellerimle topladım. Karıncalar gibi kış yiyeceği yaptım rayihanı…”&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Zaman bekçisiydim. Kışı güzü karanlığa iterdim. Uyanık saatlerinde sen penceremizde güneş. Aydınlığına yeni renkler taze kokular eklerdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı bir dede bana bir gün “Oğul sevdiğin güzelin yüzünün aydınlığını geceye serp” demişti. “Her sabah baştan güneş dolu. Karanlıktan sonra ak yastığında yüzü gün güneşlik her sabah “&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;“Yarım kalmaz insan seninle” dedim. “Her acıktığımda seni acıkmıştım. İlk ışıkta burnumda kızarmış ekmek oldun. Karanlıklar basınca günden büyük. Gök boşluğu dolduruyorduk.”&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Parkta bir sessizlik. Karanlık koyulaştı. Karşımda yüzünü zor seçiyordum. Kalktın. “Nereye gidiyorsun?” dedim. “Tılsımlı günlerde kendimi bulmağa” dedin. “Arama” dedim. “Beni görünce kendini bulursun.” “Saçlarımı çöz. Karşındayım. Yıkanmak istersen, yanında akan dere ben. Sesimi duyunca, nerede olduğunu bilirsin.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu an şatonun yasasını yazdım” dedim. “Bundan böyle huzurunda gülümsemek yasa… Şatonun halkı gülen renklerden sevinen kokulardan seslerden olacak. Sen geçerken herkes şapkasını çıkaracak, kokular reverans yapacak, başlarını eğip selam verecek. Sevinçten gülecek. Kokunu alan… Karlı yolları kuş sesleri temizliyecek. Renkler seslerle sevişecek… Doğan çiçeklerin kimi Japon gülü, gözleri çekik, kimi Çin zambağı olacak, ayakları takunyeli…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Güzel değil mi sevgilim?” dedim. “İnanınca çiçekler başını eğdi, “Hoşça kal” dedi sana Bertrand parkından çıkınca…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlyas Halil&lt;br /&gt;Ekim 23 2006&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-3404891466892374471?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/3404891466892374471/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=3404891466892374471&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3404891466892374471'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3404891466892374471'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2008/01/avu-iinde-ato-ilyas-halil.html' title='AVUÇ İÇİNDE ŞATO - İlyas Halil'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R7Kt6PI02-I/AAAAAAAAA00/vnz7YoaoKik/s72-c/avui.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-1335532285256265602</id><published>2007-12-31T13:08:00.001+02:00</published><updated>2007-12-31T13:09:22.324+02:00</updated><title type='text'>Yeni Yılınız Kutlu Olsun</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R3jNxmUJpDI/AAAAAAAAAyg/bgsti9D_nE8/s1600-h/YY1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150092425880511538" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R3jNxmUJpDI/AAAAAAAAAyg/bgsti9D_nE8/s400/YY1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; .&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-1335532285256265602?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/1335532285256265602/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=1335532285256265602&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1335532285256265602'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1335532285256265602'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/12/yeni-ylnz-kutlu-olsun.html' title='Yeni Yılınız Kutlu Olsun'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R3jNxmUJpDI/AAAAAAAAAyg/bgsti9D_nE8/s72-c/YY1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-8502339140879608154</id><published>2007-12-30T21:54:00.000+02:00</published><updated>2007-12-30T22:22:49.860+02:00</updated><title type='text'>Belirteç</title><content type='html'>&lt;div&gt;Dünya Kültür Başkenti Adayı İstanbul'un belirteçleri&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Hiç mi yüreğiniz sızlamadı? &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Böylesine değerli bir yapının böğrüne mıhlarken o belirteci.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R3f4OGUJpBI/AAAAAAAAAyQ/bQPs_eRJY1s/s1600-h/Taksim-1.jpg"&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5149857620018439186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R3f4OGUJpBI/AAAAAAAAAyQ/bQPs_eRJY1s/s400/Taksim-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Kütüphane ve tuvalet &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;elbette ki en gerekli ihtiyaç!&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5149858612155884578" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R3f5H2UJpCI/AAAAAAAAAyY/u842okBh16Y/s400/Uskudar.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-8502339140879608154?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/8502339140879608154/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=8502339140879608154&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/8502339140879608154'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/8502339140879608154'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/12/belirte.html' title='Belirteç'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R3f4OGUJpBI/AAAAAAAAAyQ/bQPs_eRJY1s/s72-c/Taksim-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-3542977850102161545</id><published>2007-12-27T14:20:00.000+02:00</published><updated>2008-02-13T00:44:07.486+02:00</updated><title type='text'>Ak Leylek</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R3OZbmUJpAI/AAAAAAAAAyI/DqoiAfkkqWQ/s1600-h/Leylek.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5148627498435191810" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R3OZbmUJpAI/AAAAAAAAAyI/DqoiAfkkqWQ/s400/Leylek.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Adı Beyaz olan ak leylek “Sevgilim altı ay bitti, artık Vaal nehri civarı iyice ısındı, kışlığımıza gitme vaktimiz geldi” dedi. Pamuk isimli dişi ak leyleğin gözleri parladı. Başını onun göğsünden kaldırdı, heyecanla gagaları birleşti. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün köyün yaşlı ak leylekleri bir toplantı düzenleyip göç vaktini kararlaştırdılar. Beş gün sonra yola çıkacaklardı. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Akşam yavru ak leylekler yuvaya dönünce anne babaları durumu onlara açıkladı: “Yavrularımız biz kış aylarını güney yarımkürede, yaz aylarını kuzey yarımkürede geçiririz. Artık kuzeye göç zamanımız geldi. Biliyorsunuz hepimiz kuzeyde doğduk. Şimdi doğduğumuz yerlere gitme vakti.” Genç ak leylekler heyecanla “Demek doğduğumuz yerleri görebileceğiz” deyip kanatlarını çırptılar. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ak leyleklerin uçma tüyleri siyah, diğer tüyleri beyaz, gagaları uzun, bacakları kırmızı, açık kanatlarının uzunluğu bir metreyi geçer. İçgüdüleri insanların pusulaları gibidir, şaşmaz. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Beş gün sonra köyün tüm ak leylekleri toplanıp birlikte havalandılar. Uzun boyunları önde, gökyüzünde hava akımlarıyla daireler çizerek oldukça yavaş yükselip alçalarak olabildiğince karadan uçarak yol aldılar.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ülkeler aştılar, kıtalar geçtiler. Geçtikleri yerlerde her geçen gün çalılıkların, sulak yerlerin ve ormanların azaldığına içleri burkularak tanık oldular. Elbette ki bunların nedeninin gözü doymaz ve bilinçsiz insanlar olduğunu bilmediler. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bazı yerlerde ise silah sesleri duydular, uçaklardan bombalar atıldığına tanık oldular, hatta birkaçı bunlardan nasibini alıp, vuruldu. Çok üzüldüler ama ellerinden bir şey gelmedi. İnsanlar değil miydi birbirini kuş beyinli diye küçümseyen? Onların beyinleri küçücüktü, bu işlere akıl ermediler.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Günler günleri kovaladı, bir de baktılar bir boğazı aşıyorlar. “Aaaa!” dediler “Çanakkale boğazına gelmişiz”. Tabi yavru ak leylekler buraları tanıyamadı. Onlar anne babalarıyla güneye giderken daha çok küçüktüler, her yeri hatırlamaları mümkün değildi. Ama artık büyümeye başlayıp aşkla tanışmıştılar. Yolda hemen hepsi kendine bir eş bile bulmuştu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Yol uzadıkça dişi ak leylekler arkalarda kaldı. Baba ak leylekler, yeni aşık delikanlılar kışlıklara vardı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Leyleklerin buraya gelişini köyün tüm insanları, özellikle çocuklar merakla beklerdi. Hatta çocuklar içten içe, leylekler bu sene bizim evin üstüne yuva yapsa da bize uğur getirse diye düşünürdü. Bazı çocuklar babalarını ikna edip onlar için evlerine yakın yuvalar yapmalarını sağlardı. Ali de bu çocuklardan biriydi. Babasına yalvarmış yakarmış, babası da o derslerinde başarılı olduğu için samanlıklarının önündeki direğin ucuna traktörlerinin eski lastiğini ödül olarak kondurmuştu. Ali durmaksızın bu lastiği bir leyleğin görüp yuva yapması için dua etti. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Leylekleri yalnız köylüler değil kentliler de severdi. Özellikle gezginler, aklı yollarda olanlar. Onlar da leylekleri her yıl ilk kez uçarken görebilmeyi isterdi. Böylelikle o yılın kendileri için yollarda geçeceğini umardı. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Gerçi birbirini “kuş akıllı” diye küçümseyen insanlar, onların Nisan ve Mayıs aylarından itibaren buraların ısınmaya başladıklarını nasıl bildiğini asla bilemediler, ama onlar her Nisan ayında kışlıklarına dönmeyi bildiler. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Beyaz ile Pamuğ’un kışlığı Bartın civarında, orman ve nehre yakın köydeki eski bir evin bacasındaydı. Beyaz oğlunu yanına alarak ailesinden ayrılıp hızlıca köye vardı. Evini buldu. Kışın sert rüzgarı yuvasını biraz dağıtmıştı. Hemen işe koyuldu, eşi gelmeden yuvayı düzeltmeli yaşanır hale getirmeliydi. Ama önce oğlunun bir yuva bulmasına yardım etmeliydi. Bu sırada Ali’nin babasının direğin üstüne koyduğu lastiği gördü, oğluna gösterdi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ak leylekler heyecanla işe koyuldular. Beyaz oğlunun yuva yapmasına yardım etti. Çevreden topladıkları çalı çırpıyla yuvalarını tamamlayıp, üstünü otlarla döşeyerek yumuşacık bir mekan oluşturdular.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ali okuldan döndüğünde Aktüy ile Beyaz’ı evlerinin yanında görünce sevinçten deliye döndü. Fırsat buldukça da onların koşturmacasını sevinçle izledi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Nihayet bu hummalı çalışma bir akşam gün biterken tamamlandı. Delikanlı Aktüy ile baba Beyaz yuvalarına yerleşip uzun yolculuk ve yuva yapım çalışmalarının yorgunluğundan kurtulmak için gagalarını tüylerine gömüp huzurlu bir uykuya daldılar. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Beyaz ve Aktüy sabahın ilk ışıklarıyla uyanıp tüylerini kabartıp, gerindiler. Gözleri havada biri yaşlı eşini, diğeri genç sevgilisini özlemle beklemeye koyuldu. Muhtemelen bir iki güne kadar burada olurlardı. Neyse ki fazla beklemediler, ertesi gün akşama doğru gelin kaynana sevgililer de sağ salim köye geldi. Eşlerini gören ak leylekler kanatlarını hızla çırpmaya, gagalarını takırdatmaya başladılar. Sonra da çevredeki insanlara aldırmadan sevgiyle yuvalarına kuruldular. Yalnız Ali değil, pek çok insan da bu baş döndürücü tutkulu sevgiyi gıpta ile izledi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bu arada okullar kapandı. Alilerin de göç zamanı geldi. Bazı köylüler de kuşlar gibi zamanı gelince, daha serin olduğundan, kışlık gıdalarını rahatça hazırlayabilmek için yaylalarına göçüyorlardı. Ali’nin babası tüm aile fertlerini ve hayvanlarını alıp yaylalarına gitti. Ali orada geçirdiği zaman içinde leylekleri ve onların çıkaracağı yavruları hep merak etti. Köye dönüş gününü heyecanla bekledi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Sevgi meyvesini kısa zamanda verdi. Pamuk beş, Aktüy’ün sevgilisi Bembeyaz dört yumurta yaptı. Erkek ve dişi ak leylekler yumurtalar üzerinde sevgiyle yavrularının doğacağı günü beklemeye başladı. Karınlarını doyurmak için sırayla dişi ve erkek ak leylekler yuvadan ayrıldı. Yumurtaların soğumaması için mutlaka birinin yumurtalar üzerinde yatması gerekiyordu. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Gel gör ki, Aktüy aşkın büyüsüyle deneyimsizliğine yenildi. Bir gün Bembeyaz yiyecek için yuvadan ayrıldığında peşinden gitti. Bunu gören şakacı bir köylü hemen yuvaya çıkıp yumurtalardan birini alıp yerine ördek yumurtası bıraktı. Zaman hızla akıp gitti. Aşağı yukarı aradan dört beş hafta geçti, beyaz tüylü ak leylek yavruları günaşırı çıkmaya başladı. Ebeveynler için sıra geldi yavruları beslemeye. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Aktüy babası Beyaz ile başladı koşturmaya; solucan, çekirge, sümüklü böcek ne buldularsa yakalayıp yavrulara süt hazırlamaya koyuldular. Bu sırada anne Pamuk ile Bembeyaz yavrularını kanatları altına alarak yağmur, fırtına ve kızgın güneşten koruyorlardı. Aktüy ile Beyaz midelerinde kuş sütüne çevirdikleri yiyecekleri çığırtkan yavrularına yetiştirmek için koşturarak geliyorlardı. Yavrular büyüdükçe yiyecek ihtiyaçları da arttı; börtü böcek yetmez olunca fare, kurbağa, balık ve yılanlar mönüye dahil oldu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Yazık ki bir süre sonra bizim geç ana babanın yuvasında bir gariplik olduğu anlaşıldı. Yavrulardan biri diğerlerine benzemiyordu. Kısa boyunlu, kısa bacaklı ve değişik renkli, ayrıksı bir yavruydu o. Köylünün şakası meyvesini vermiş, Aktüy’ün içine kurt düşmüş, kıskançlık içini kemirmeye başlamıştı. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Denilir ki tüm canlılar kıskançlık duygusuna sahipmiş. Bu duygu kiminde az kiminde çok bulunurmuş. “Ben kıskançlık nedir bilmem” diyen insanda da varmış bu duygu, hayvanlarda da. Hayvanlar sadece birbirini kıskanırken, insanlar birbirlerini kıskanmakla kalmaz doğayı, hayvanları, hatta nesneleri bile kıskanabilirmiş. Belki fazla ileri gitti bu söz! İnsanların hayvanları, doğayı, nesneleri kıskanmasına öykünmek ya da özenmek mi desek daha doğru olur acaba? Ama özenme, öykünme de içten içe bir kıskançlığı barındırmaz mı özünde?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Duygularına yenilen Aktüy “Bana ihanet ettin!” diye Beyaz’a saldırdı. O ise bu söz karşısında yıkıldı. “Ben seni nasıl aldatırım, bunu bana nasıl söyleyebilirsin?” diye dövündü. Ne çare ki Aktüy’ü inandıramadı. Aktüy çıldırmış gibiydi. Tartışma dövüşe döndü. Aktüy erkekti kaba gücü vardı. Gagasını sevgili karısının başına vura vura öldürdü. Bu sırada şakacı da kendine yandaşlar bulmuş olan biteni keyifle izliyordu. Böyle bir olaydan keyif alabilecek tek canlı belki de sadece insanlar içinden çıkabilirdi. Zira yumurtayı değiştiren bu köylü olacakları önceden biliyordu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Beyaz’ı öldüren Aktüy de iflah olmadı. Ne kıskançlığı aklından atabildi, ne de sonucuna katlanabildi; ortadan kayboldu. Annesiz ve babasız kalan yavru ak leylekler şaşkındı. Henüz doğayı tanımadıkları ve kendilerine bakabilecek güçleri olmadığı için durmaksızın bağırıyorlardı. Onların çığlığına koşan dede ve nine ak leyleklerin yardımları bile yavruları yaşatmaya yetmedi. Yavrular da teker teker öldüler. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Beyaz ve Pamuk yavruları yolculuğa çıkabilecek hale gelince yanlarına alıp bir daha buralara dönmemek üzere, boynu bükük Güney Afrika’daki yazlıklarına dönmek üzere yola çıktılar. Başka çareleri yoktu, yavru ak leyleklerini korumak ve yaşatmak zorundaydılar.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;İstanbul, 01.12.2007 – Fatma Özdirek &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Not:&lt;/strong&gt; Bu öykü, söz yerine geldiğinde Neriman teyzenin çocukluğunda yaşadığı ve bana aktardığı olaydan yola çıktı. Kendisine teşekkür ederim.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-3542977850102161545?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/3542977850102161545/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=3542977850102161545&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3542977850102161545'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3542977850102161545'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/12/ak-leylek.html' title='Ak Leylek'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R3OZbmUJpAI/AAAAAAAAAyI/DqoiAfkkqWQ/s72-c/Leylek.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-4410250448204079258</id><published>2007-12-14T02:49:00.000+02:00</published><updated>2007-12-14T03:03:42.926+02:00</updated><title type='text'>Şiir / İlyas Halil</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R2HVmmUJo_I/AAAAAAAAAyA/tpA278nNAto/s1600-h/zeynep.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5143627108530627570" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R2HVmmUJo_I/AAAAAAAAAyA/tpA278nNAto/s400/zeynep.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Beni uyutmayan &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Nefesin.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yatağımda&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Nasıl uyurum &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Söyler misin? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;* &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Su olmak &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Güç &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yüzünü yıkayınca&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yüzün silmen&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Acı &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;* &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gülünce &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gülümseyince &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Nedense&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sana &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Benzerim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sevinçten &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;* &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mağara&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;karanlığında&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şavkınla &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kendimi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aradım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;* &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Savaş yılları&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ekmeğimi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Güvercinlerin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sevincine&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sattım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;* &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Her günüm&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Altıncı yaşımda&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bitmez bir mevsimdi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Portakal kokan&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bahçede. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sebzeler mevsim &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Domates kokusu mart &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Biber güneşte Ağustos &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Nanenin kokusunu alınca&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Öğle yemeği hazırdı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İki ak martın&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gülümseyince&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Önünde &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kanatsız &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Uçacağımı sandım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sabah karanlığını &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İttim &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Göğüslerinin altına &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Memelerine&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yer yaptım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;em&gt;İLYAS HALİL&lt;/em&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-4410250448204079258?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/4410250448204079258/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=4410250448204079258&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/4410250448204079258'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/4410250448204079258'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/12/iir-ilyas-halil.html' title='Şiir / İlyas Halil'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/R2HVmmUJo_I/AAAAAAAAAyA/tpA278nNAto/s72-c/zeynep.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-8293619453388860150</id><published>2007-12-07T13:58:00.000+02:00</published><updated>2007-12-11T14:47:08.019+02:00</updated><title type='text'>Venezüella Notları - Esin Kunt</title><content type='html'>&lt;em&gt;Can dostum Esin Kunt’un Venezüella gezi notlarının taslağını okuyunca, sayfamın ziyaretçileriyle de paylaşma gereği duydum. Sevgili dostuma izni için sonsuz teşekkürler.&lt;br /&gt;Sevgilerimle,&lt;br /&gt;Fatma Özdirek&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;****&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Venezüella’ya turist olarak ama turistik amaçla gitmedim. Oradaki gelişmeleri görmek, kısa bir süreyle de olsa, yaşamak için gittim. Karanlık, acılar içinde olan dünyamızda, gelecek için hiç olmazsa biraz umut veren bölgede gördüklerimi sizinle de paylaşmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karakas Hava Limanı’na iniş, pasaport kontrolünden geçiş kolay oldu. Gece geç olduğu halde etraf kalabalık. Alan bütün öteki hava limanları gibi, bir özelliği yok ama yazılar hep İspanyolca. Biraz etrafta dolandım, beni karşılamaya gelecek rehberi aradım. Meğerse o da, elinde üzerinde silik bir “Global Exchange” yazılı kağıtla beni arıyormuş. Buluşuyoruz ve Karakas’a doğru yola çıkıyoruz. Karanlıkta etraf pek görünmüyordu ama yinede duvar resimleri ve yazıları, asılı afişleri okumak mümkün oldu. “Si con Chavez”. Halk referanduma hazır ve Chavez’le beraber. Hoşuma gitti. Venezüellalılar referandumun coşkusunu yaşıyor. Ama daha sonra, Greg Wilfert (7 yıldır Venezüella’da yaşayan ABD’li yazar, araştırmacı, websitesi: venezuelanalysis.com ) ve Eva Bolinger (Venezüella asıllı ABD’li avukat, yazar, araştırmacı, 18 yıldır Venezüella’da blogu: chavezcode.com) ile konuştuktan sonra sevincim biraz azaldı. Greg Wilfert durumun çok karışık olduğunu, referandum sonucun ne olacağını kimsenin bilmediğini ama kendi tahminin 60-40 referandumun onaylanacağı olduğunu söyledi. Hem o hem de Bolinger muhalefetin kudurmuşçasına azılı olduğu, Chavez’i yenmek için her türlü hileye, kandırmacaya, yalana, aldatmacaya, akıl karıştırmaya başvurduklarını söyledi. Örneğin, anayasada reform onaylanırsa, aileler çocuklarını kaybedebilecekler, evlerine el konabilecekmiş. Chavista’ların bu yalanlara kanması olanaksız ama Wilfrert ortada olan %10 kadar seçmenin (orta sınıf) etkilenebileceğinden korkuyor. Muhalefetin kullandığı bir başka taktik de Chavistaları görsel olarak taklit etmek. Chavistaların rengi kırmızı, sağcılar da kırmızı T-shirt giymeye, yumruklarını sol usulü havaya kaldırmaya başlamışlar. Herkes kendilerini Chavista zannetsin ve dedikleri zırvalara inansın diye. Buna ilaveten ABD de bunlara NED, USAID aracılığıyla milyonlarca Dolar aktarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi sabah 9 saatlik uçak yolculuğundan, 4 saatlik zaman farkından ve 4,5 saat uykudan sonra bile dinç ama uykulu uyandım (Her halde heyecandan olacak!). Kahvaltıya vakit vardı, otelin yakınında küçücük büfe gibi bir yere gittim. “Cafe negro” istedim, adam bana irice bir yüksük büyüklüğünde plastik bir kap içinde kahve uzattı. Pek anlamadım, adamda beni pek anlamadı, emin olmak için bana tadımlık kahve veriyor zannettim. Meğerse bu benim ısmarladığım kahveymiş. Bir yudum yerine iki yudumluk kahve istiyorsan cafe negro grande istemen gerekiyormuş. Ama kahveleri çok sert ve kuvvetli, bir yudumu bile uykuyu açmaya yetiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk gün gittiğimiz ilk yer Barrio’da bir yerel radyo istasyonu (CATIA) oldu. Öncelikle istasyonu dolaştık. Ufacık bir odada eski bir verici ve bir bilgisayar var. Yandaki konferans salonuna geçtik, Sahnesi yayın için hazırlanmış, karşılıklı iki koltuk var. Sunucu ve konuşmacının oturması için. Bize bilgi veren kişi istasyonun ilk kurucularından. Yaşlı, güler yüzlü bir adam. İstasyon hakkında bilgi verdi. Geçmişi 1961 yılına gidiyor. O zamanlar taşradan gelen göçmenler buldukları tahta, teneke kutu parçaları ile evler yapmışlar. Bario’da böyle evler hala var ama bu arada 15-20 katlı apartmanlar da yükselmiş. İçlerini bilmem ama dışarıdan görünüşleri çirkin. Göçmenlerin beraberinde getirdikleri hayvanları (inek,tavuk) artık ortalıkta dolaşmıyor, insanlar her sabah horoz sesleriyle uyanmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurucu yaşlı adam mahallede yayın yapacak bir radyo istasyonu kurmak istemiş. Bir arkadaşıyla anlaşmış, Bario’da kapanan, boş duran küçük bir hastane binası bunların kullanımına verilmiş., 1964 yılında orada yayına başlamışlar. Çok basit bir vericiden ve bir mikrofondan başka yegane aletleri “düşünceleri” imiş. İkramiye bileti satarak, mahalle konserleri vererek biraz para kazanmışlar, kadroları biraz genişlemiş. Chavez başkan seçildikten sonra bir gün mahalleye gelmiş. Radyonun raportörü onun dikkatini çekebilmiş, Chavez ilgilenmiş, kredi bulmalarını sağlamış. Şu anda tam bağımsız bir kooperatif kurmuşlar ama yakında bir TV kooperatifi ile iş birliği de yapıyorlar. Kooperatifte görevi ne olursa olsun herkes eşit, kararları oylayarak alıyorlar. Herkesin bir tek oyu var. Halk gücünün zafere ulaşacağına ve halkın yararına iş yapmamın sorumlulukları olduğuna inanıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu zevkli toplantıdan sonra özel bir üniversitenin ayrıcalıklı sınıftan 3 sağcı öğrencisiyle buluştuk. Sokaklarda kargaşa çıkaran, Chavez’e karşı protesto yürüyüşleri yapan gruptan. Tutumlarını açıkladılar, isteklerini, amaçlarını anlattılar, daha doğrusu anlatmaya çalıştılar. 18-19 yaşında olan bu delikanlıların düşünceleri biraz karışık, anlamadan papağan gibi ezbere konuşuyorlar gibi geldi bana. Anladığım kadarıyla dediklerinin özeti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- bir gün önce kamu üniversitesine saldırıp binanın kapısını ateşe verdiklerini kabul ettikten sonra bunu kendilerini savunmak için yaptıklarını söylediler&lt;br /&gt;- nedenini açıklamadılar ama komünizme kesin olarak karşılar&lt;br /&gt;- Chavez’e karşılar, çünkü sınıf farklılığını getirdi (yani Chavez öncesi farklı sınıflar yoktu demek istiyorlar galiba)&lt;br /&gt;- Chavez yerli kültürünü öne çıkarıyor&lt;br /&gt;- referandum önerileri yeterince tartışılmadı (yasa gereği her madde üç kere tartışıldı)&lt;br /&gt;- anayasa reform önerisi halk girdisine açıktı ama sadece kendi yandaşları öneri verdi&lt;br /&gt;Liderleri, yani en çok konuşanı sözlerini “Ben Venezüella, demokrasi için canımı feda etmeye hazırım” diye bitirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu toplantı oldukça şaşırtıcıydı ama ertesi gün Justicia Primero (Önce Adalet) partisiyle yaptığımız toplantı tam bir felaketti. Bu parti Chavez cumhurbaşkanı seçildikten sonra varsılları desteklemek için kurulmuş. Nasıl bir konuşma olduğunu tahmin edebilirsiniz. Açıklama yok saldırı var. Soru sorduk. Verilen yanıtlardan anladığım kadar, partinin programının ne olduğu pek açıklanmadı ama Chavez’den pek çok şikayetleri var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Chavez diktatör ve ömür boyu diktatör kalmak istiyor (Üç dakika sonra da Chavez’in bir hiç olduğunu, bütün iplerin ordunun elinde olduğunu söyledi.)&lt;br /&gt;- Belediye başkanlarına (çoğu iş çevresinden) daha çok yetki verilmeli&lt;br /&gt;- Anayasa reformu reddedilmeli&lt;br /&gt;- İktidar yapısı değiştirilmeli&lt;br /&gt;- Anayasa reformunu Kurucu Meclis yapar diyor Ulusal Meclis değil (Doğru değil. Anayasaya göre Kurucu Meclis Anayasayı hazırlıyor, halk onaylıyor. Değişiklikler, ek maddeler Ulusal Mecliste tartışılıyor, onaylanıyor.) Ne diyeyim, onların anayasasını ben onlardan iyi biliyorum!&lt;br /&gt;- Reform önerisi anayasaya aykırı (nedenini açıklamadı)&lt;br /&gt;- Halkı güçlendiriyor - belediye başkanlarının yetkisini azaltıp, iyi yönetim kapasitesi olmayan yerel konseylere yetki veriyor&lt;br /&gt;- Çalışmayan ev kadınlarını Sosyal Sigortalar kapsamına alıyor. Sigorta primi ayda ücretin %5’i. Bunlar ücret almadığı için bunların yerine devletin bu parayı ödemesi gerek ama ödemiyor. Para “BİZİM” cebimizden çıkıyor. (Bunu söyleyen yüzlerce yıldır Venezüella’nın bütün varlığını -yani sömürgecilerden arta kalanı- gasp eden varsıl sınıfın partisinin sözcüsü)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer görüşmelerimiz çok zevkli geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitim Üzerine görüşmelerimiz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SUCRE: SUCRE herhangi bir nedenle (çoğunlukla yoksulluk nedeniyle) üniversiteye devam edemeyen lise düzeyinde eğitimi tamamlamış kişilere değişik meslek dallarında eğitim veren bir program (misyon). Shell Petrol Venezüella’yı terk edince Karakas’taki saray irisi binası SUCRE’ye verilmiş. Okula devam bedava. Burada üç eğitici ve bir öğrenci ile konuştuk. Dersler hafta sonları ve akşamları veriliyor Aynı zamanda eğitimin yanı sıra araştırma, sosyal çalışma, yerli halkların kültür ve sosyal ihtiyaçları üzerine çalışmalar yapılıyor. SUCRE’nin ülke çapında 8.000 öğrencisi var. Üniversiteden hocalar ve meslek sahipleri burada GÖNÜLLÜ ders veriyor. Konuşan ikinci eğitmen yağma ve talandan, yoksulluktan, yapılan işkencelerden kapitalistleri, emperyalistleri, ABD’yi ve medyayı suçladı (haklı). Öğrenci ise anayasal reformun yaralarından bahsetti ve SUCRE’de kararların ortak alındığını ve eğitici, öğrenci ve emekçilerin eşit oy hakkı olduğunu söyledi (Önceleri 1 profesör oyu 40 öğrenci oyuna eşitmiş).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BANMUJER (Kadınlar Bankası) Adı banka ama kendisi tam banka değil. Chavez’in sosyal programlarından biri. Eğitim görmemiş, hayatını kazanamayan, ezilmiş, horlanmış kadınları (bazı durumlarda erkekleri de) eğitip, yol gösterip onları topluma kazanmak. Chavez’in deyimiyle bankanın görevi “facilitar” yani çalışmak isteyenlerin işini kolaylaştıran, yol gösteren, eğiten ve kredi veren kuruluş. İş kurmak isteyen bankaya başvuruyor. Kredi alabilmek için beraber çalışacağı iki kişi daha (kooperatif kurmak için en aşağı 5 kişi) bulması gerek. Bunun nedeni mümkün olduğu kadar çok kişiye iş sağlamak. Başvuru kabul edilince bir proje hazırlamaları gerek, bu proje inceleniyor, hatta mahalle meclisine danışıyorlar böyle bir iş yerine gerek var mı diye. Örneğin mahallede bir kaç berber dükkanı varsa, yenisi için proje kabul edilmiyor. Başka bir iş kur diyorlar. Proje kabul edildikten sonra sıra gerekli eğitime geliyor. Mesleki eğitim, iş nasıl kurulur ve yönetilir, muhasebe ve aynı zamanda sosyalist değerler. Bütün bunlardan sonra %3 faizle uzun vadeli kredi veriliyor. Ödenen borçlar yeni iş yerlerinin kurulması için kaynak yaratıyor (Devletin yardımı da var). Borcunu ödeyemeyenler için araştırma açılıyor eğer geçerli bir nedeni varsa borç yenileniyor. Borçların geri ödenme oranı %83’müş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankadan çıktıktan sonra hiç unutamayacağım bir olay oldu. Yolda bir sürü yürüyüşe katılan referandum destekçisi vardı. Üzerinde “Si Chavez” yazılı kırmızı gömlekleri, etrafta dolaşıp duruyorlardı. Biz otobüsün gelmesini beklerken, yakınımızda yedi sekizi kişi durmuş konuşuyorlardı. Birkaçının elinde de gömlek vardı. Acaba bize ellerindekileri satarlar mı diye yanlarına gittik. Bunlar RIBAS öğrencileriydi. Yarı işaretle, yarı tek tük kelimeyle gömlek istediğimizi anlattık. Fazla gömlekleri yokmuş. Gömlek çok istiyordum ama neyse zararı yok, teşekkürler gibi bir şeyler söylemek istedim ama İspanolcam yok. Bildiğim tek cümle “yo soy chavista” dedim. Delikanlının çok hoşuna gitti. Elindeki gömleği bana verecek gibi oldu ama önce kokladı, kokusunu beğenmedi (herhalde yürüyüşte giymiş, terlemişti) ben tam “zararı yok ben evde yıkarım” gibi bir şeyleri işaretle anlatmayı düşünürken, o bize bekleyin işareti yaptı ve gitti. 5 dakika kadar sonra elinde üç gömlekle döndü. Biz parasını ödemeye kalkınca da yüzünde Türkçeye ancak “ayıp ettin” diye çevrilebilecek bir ifade belirdi ve para kabul etmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RIBAS: Her hangi bir nedenle lise eğitimi görememiş kişiler RİBAS’ta eğitime devam ediyor. Programın amacı resmi eğitimi yarım kalmış isteyen herkesi bir meslek dalında eğitmek. Okul parasız ve herkese açık. Yaş haddi yok. Bizim Selana’da (Karakas’ın 250 km güney doğusunda yüce dağlar arasında 4000 metre yükseklikte yeşiller arsına kurulu küçük bir şehir) ziyaret ettiğimiz. Ribas okulu beni bu gezide en çok etkileyen yerlerden biri oldu. Okul resmi bir lisenin binasında hafta sonları ve akşamları ders veriliyor. Girdiğimiz sınıf “sosyal yöneticilik” kursu. Sınıfta 20 kadar öğrenci var. Kendilerini tanıtıyorlar. En genci 21 yaşında üç çocuk annesi bir ev kadını. Kocası onun okula gitmesinden pek hoşlanmıyormuş ama o kendisini eğitmek istiyor. Sınıfın en yaşlısı 54 yaşında, gündüzleri resmi lisede hademelik yapan bir hanım. Daha iyi bir iş bulmak için okula devam ediyor. Bir gün önce gezdiğimiz kahve plantasyonun sahibi/yöneticisi de burada öğrenci. Adil, sosyal bir yönetici olmak istediği için burada. Öğrenciler arasında, bir de sosyal bilimler profesörü var. Kadınlar çoğunlukta. Hepsi öğrenmeye hevesli, serbestçe konuşuyorlar. Ülkedeki egemen sınıfı, ABD’yi eleştiriyorlar, suçluyorlar. Hepsi de geleceğe güvenle bakıyor. Amaçları yönetmeyi öğrenmek kadar, sosyal olmayı, sorunlara pratik çözümler bulmayı, kendi kendine ayakta durabilmeyi, başkalarına yardım etmeyi, dayanışmayı öğrenmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu okulda bir de okul öncesi çocukları eğitmek için verilen bir derse girdik. Ders beden eğitimi dersiymiş. Öğrencilerin hepsi genç, eşofman giymişler. Bize nasıl eğitildiklerini göstermek istediler. Onlar öğretmen, bizde 3-6 yaş arası çocuklar olacaktık. Öğretmenin etrafında bir çember olarak dizildik. Okulun ilk günü ilk dersindeyiz. Arkadaşlarımıza kendimizi takdim edeceğiz. 3-6 yaş arasında olduğumuz için uzun konuşamayız. Sadece adımızı, tek kelimeyle okulda ne yapmak istediğimizi söyleyeceğiz ve bunu hareketlerimizle anlatacağız. Ondan sonra sevinçle bir kere zıplayıp çemberdeki yerimize döneceğiz. Herkes el ele tutuşacak ve ellerini havaya kaldıracak. Bizim gurubun yaş ortalaması ellinin yukarısında.. 3 yaşında çocuk gibi davranmak biraz garip oluyor diye düşünürken sıra bana geldi. Ortaya çıktım Esin - okumak dedim. İki elimi kitap gibi açarak başımı sağa sola salladım, bir kere zıpladım ve yerime döndüm. Sonra sıra çocuk masalarında çocuk sandalyelerine oturup resim yapmağa geldi. Üzerinde basit resimler çizili (benimkisi bir elma resmiydi) kağıtlar dağıttılar. Masaların üstüne küçük bir şişe zamk ve bir kaç renk krepon kağıdı koydular. Dersimiz krepondan küçücük toplar yapmak bu topları resime istediğimiz gibi yapıştırmak. Ders sonunda benim resim için hoca ‘çok güzel’ dedi ve bana bir saplı şeker verdi. Yahu ben bu resimle nasıl ödül kazandım diye şaşarken baktım herkes ödüllü. Bunu okuyanlar bu ne saçmalık diye düşünebilir ama emin olun son derece etkili bir ders şekli. RIBASlılar iyi eğitiliyorlar - hiç olmazsa okul öncesi eğitimde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selana’da gezdiğimiz bir başka yer de organik tarım kooperatifiydi. Kuruculardan yaşlı bir adam anlattı: 52 yıl önce iki kişi bahçelerinde yetiştirdikleri sebzeleri satmaya başlamışlar. Uzun yıllar parasızlık içinde uğraşmışlar. Neden sonra iki hektarlık bir araziyi kullanmaya başlamışlar. Sayıları altı kişi olmuş. Yakınlarda bir devlet tarım kooperatifiyle yardımlaşmağa, iş birliği yapmaya başlamışlar. Genellikle imece usulü yardımlaşma yapmışlar aralarında. Borç bulmuşlar, biraz toprak satın almışlar. Bu arada tıb okulundan stajyer öğrenciler gelmiş. Kan tahlili olmuşlar. Kullandıkları tarım ilaçlarından çoluk çocuk hepsinin kanında zehirli maddeler bulunmuş. Araştırmışlar, okumuşlar, denemeler yapmışlar. Şu anda bütün üretimleri organik. Chavez başkan olduktan sonra devletten yardım görmüşler. Sayıları 30’a yükselmiş. Dağların temiz otlarıyla beslenen sağlıklı, besili on onbeş inekleri de var. Onların sütünden yapılan yoğurdu yedik. Çok lezzetliydi. Kooperatifte herkes eşit, bütün kararlar ortak alınıyor. Kapitalizmi istemiyorlar çünkü kapitalizmin getirdiği para+güç+kişisel çıkar. Onların istediği ise sevgi+yaşam+ yardımlaşma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bölgede bir de Gıda Üretim Birliğini gezdik. Banmujer’in yardımıyla üç kişi tarafından kurulmuş. Yerel yetişen domates fazlasından salça üreterek işe başlamışlar. Bu şekilde hem kendileri, hem de ellerinde fazla domates kalan üreticiler için yararlı olacaklarını düşünmüşler. Şimdi sebzeli makarna ve yerel meyvelerden reçel de üretiyorlar. Hepsi çoluk çocuk sahibi ev kadını, evden çalışıyorlar. Ev işleri ve Birlik işlerini beraber yürütmek biraz zormuş ama hayatlarından çok memnunlar. Kocaları bazen şikayet ediyormuş ama aldırmıyorlar. Hepsi ateşli Chavista.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Venezüella’da on gün içinde bir sürü olay gördüm, hiç unutulmayacak anlar yaşadım ama beni en çok etkileyen olağan insanların (varsıl elitlerin değil) doğal davranışları, candanlıkları, umutları, kendine olan güvenleri, azim ve coşkuları oldu. Chavez’in yaptığı en yararlı iş şimdiye kadar ezilmiş, dışlanmış halkta öz güven duygusunu arttırmak, devrimi sevdirmek, geleceğe umutla bakmalarını sağlamak olmuş. Bunlar verilen maddi yararlardan çok daha önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasım’07 – Esin Kunt&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-8293619453388860150?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/8293619453388860150/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=8293619453388860150&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/8293619453388860150'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/8293619453388860150'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/12/venezella-notlar-esin-kunt.html' title='Venezüella Notları - Esin Kunt'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-3703973586021716068</id><published>2007-11-15T17:19:00.000+02:00</published><updated>2007-11-15T23:25:57.094+02:00</updated><title type='text'>15 Kasım Hapisteki Yazarlar Günü</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rzxk5m1F6lI/AAAAAAAAAxc/sb6t656p2-k/s1600-h/adsÄ±z.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133088616134077010" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rzxk5m1F6lI/AAAAAAAAAxc/sb6t656p2-k/s400/ads%C4%B1z.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bugün 15 Kasım. Hapisteki Yazarlar Günü. Sadece düşündüler ve yazdılar.&lt;br /&gt;Ve ben hep şunu merak ettim;&lt;br /&gt;Bunca kini küfürü,&lt;br /&gt;Bunca işkenceyi ve ölümü hak edecek&lt;br /&gt;Ne düşündünüz çocuklar?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;M A N Y E T O&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;aynaya baktım&lt;br /&gt;göz kırptım;&lt;br /&gt;göz kırptım...&lt;br /&gt;ağ attılar üstüme&lt;br /&gt;enseme çivilendi&lt;br /&gt;kefenlendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;metal tırnaklı pençeler&lt;br /&gt;başladı tırmalamaya&lt;br /&gt;saatlerce yorulmadı.&lt;br /&gt;çocukluğum düştü kucağıma&lt;br /&gt;döküldü tutam tutam&lt;br /&gt;üflediler; dağıldı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kapılar kapandı&lt;br /&gt;askılandı kemikler&lt;br /&gt;bütün isimler aşındı.&lt;br /&gt;manyetonun arsız takırtısı&lt;br /&gt;paslı ıslak titremeler&lt;br /&gt;mutlak varlık; acıydı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sulandı soğuk taşlarda&lt;br /&gt;sağır dilsiz yanıtlar&lt;br /&gt;kana tuz katıldı.&lt;br /&gt;hayalar mengenelendi&lt;br /&gt;aç kaldı sorular&lt;br /&gt;sessizlik... sessizlik... sessizlik…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aynaya baktırdılar&lt;br /&gt;göz kırpmaya çabaladım;&lt;br /&gt;göz kırpmaya çabaladı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hakan İşcen&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;***** ***** *****&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bugün 15 Kasım. Dünya -Hapisteki Yazarlar Günü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutuklu Yazarlar, ve&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Susan Sontag ANISINA....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun başkanlığı döneminde ilk kez American Pen&lt;br /&gt;yeryüzünün birçok ülkesindeki tutuklu yazar, şair, ressamların listesini tam ve eksiksiz olarak açıkladı. 1500'LÜ rakamları çoktan gecen tutuklular listesinde şu an haklarında idam kararı verilmiş canlarımız da var. 22 yaşındaki Ressam Delara (KIZ) onlardan sadece bir tanesidir.&lt;br /&gt;Geçtiğimiz ay 3 dergi yazarı Mahabat kentinde idam edildi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;15 Kasım 2007 : bugün!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Tüm Yerküre hapishanelerinde tutuklu bulunan yazar, şair, ressamları&lt;br /&gt;ve Susan Sontag'ı en sıcak duygularımızla anarak,&lt;br /&gt;Dünyanın çeşitli hapishanelerinde sudan sebeplerle tutuklu bulunan tüm yazar, şair, ressamın bir an önce serbest bırakılmalarını istiyoruz, özellikle birçoğu hakkında kesinleşmiş idam hükmünün bir an önce durdurulmasını talep ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi ülkemizde idam cezası kaldırıldı diye bu insanlık suçunu unutmayalım lütfen ve her platforumda bu cezaya karsı sesimizi yükseltelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Borges Defteri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.borgesdefteri.blogspot.com/" target="_blank"&gt;http://www.borgesdefteri.blogspot.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-3703973586021716068?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/3703973586021716068/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=3703973586021716068&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3703973586021716068'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3703973586021716068'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/11/15-kasm-dnya-hapisteki-yazarlar-gn.html' title='15 Kasım Hapisteki Yazarlar Günü'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rzxk5m1F6lI/AAAAAAAAAxc/sb6t656p2-k/s72-c/ads%C4%B1z.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-7862141928900046076</id><published>2007-11-13T13:18:00.000+02:00</published><updated>2007-11-14T10:13:25.051+02:00</updated><title type='text'>Cana ve Hubli Purana Opera Librettosu - Dr. Ulaş Başar Gezgin</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RzmMDqBuPUI/AAAAAAAAAw8/_9t0FqUCAao/s1600-h/978-975-98756-5-7.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5132287244814400834" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RzmMDqBuPUI/AAAAAAAAAw8/_9t0FqUCAao/s400/978-975-98756-5-7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ulaş Başar Gezgin, bu kez 12. Bölümlük bir Opera Metniyle okurun karşısındadır.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Türkçe olarak kaleme alınan Librettoların tümünü hem nicelik, hem nitelik açısından bir değerlendirmeye tabii tutmaya kalkışırsak, bu alandaki üretim yoksunluğumuz önümüzdeki en büyük engel olarak belirecektir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ulaş Başar Gezgin bu Libretto'yu kaleme alırken geniş bir kültür potasına uzanarak, okuru birbirinden coğrafi olarak yakın, uzak ekin kaynaklarinin geçit noktalarında buluşturuyor. Babil Uygarlığı, Zerdüşti kültür birikimi, çok sesli ve renkli Hint ve Asya kültür birikimi 'Cana ve Hubli Purana Opera Librettosu'nun çatısını oluşturuyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dr. Ulas Basar Gezgin, 17.01.2007-01.03.2007&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cana ve Hubli Purana Opera Librettosu Bölüm Başlıkları&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İ.Ö. 6. yüzyil, Hasankeyf, Pers egemenliğinde;&lt;br /&gt;Hindistan'da Upanisadlar dönemi,&lt;br /&gt;Buddha'nın yaşadığı yıllar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Parvan: Hasankeyf Parvan: Hasankeyf'te bir karşılaşma&lt;br /&gt;2. Parvan: Ananta Parvan: Upanisad sohbetleri&lt;br /&gt;3. Parvan: Manana Parvan: Cana'nın ayrılışı, Hubli'nin Hasankeyf'te yalniz geçen günleri&lt;br /&gt;4. Parvan: Tigris Parvan: Tigris'e (Dicle) düşüş ve bir içsel nehir yolculuğu&lt;br /&gt;5. Parvan: Samudra Parvan: Hint Okyanusu&lt;br /&gt;6. Parvan: Aranya Parvan: Falcı ana ve Cana&lt;br /&gt;7. Parvan: Punarcanaman Parvan: Cana ve Fil Ga-ga&lt;br /&gt;8. Parvan: Buddha Parvan: Cana'nın Buda'yla görüşmesi&lt;br /&gt;9. Parvan: Himalaya Parvan: Cana'nın 1000 gönüllüyle Everest'e yolculukları&lt;br /&gt;10. Parvan: Avartana Parvan: Cana ve 1000 gönüllünün dönüşü&lt;br /&gt;11. Parvan: Maryada Parvan: Hindistan'da son&lt;br /&gt;12. Parvan: Uzakdiyar Parvan: Uzakdiyar'da 2500 yıl sonra bir karşılaşma &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Edinme adresi:&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.simurg.com.tr/default.asp?shop=0&amp;amp;page=show&amp;amp;action=91059"&gt;http://www.simurg.com.tr/default.asp?shop=0&amp;amp;page=show&amp;amp;action=91059&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.kitapturk.com/V2/Pg/MetaDetail/Number/33348.htm"&gt;http://www.kitapturk.com/V2/Pg/MetaDetail/Number/33348.htm&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-7862141928900046076?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/7862141928900046076/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=7862141928900046076&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/7862141928900046076'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/7862141928900046076'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/11/kitap-cana-ve-hubli-purana-opera.html' title='Cana ve Hubli Purana Opera Librettosu - Dr. Ulaş Başar Gezgin'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RzmMDqBuPUI/AAAAAAAAAw8/_9t0FqUCAao/s72-c/978-975-98756-5-7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-4390747190831631175</id><published>2007-11-08T14:25:00.001+02:00</published><updated>2007-11-14T12:18:46.732+02:00</updated><title type='text'>Yağmurlu Gecelerde Romatizmalı Eş için Söylenen Şarkı - Ulaş Başar Gezgin</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RzqsrBaQEJI/AAAAAAAAAxM/CujT_dmsCZE/s1600-h/DSC_0804.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5132604580454994066" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RzqsrBaQEJI/AAAAAAAAAxM/CujT_dmsCZE/s400/DSC_0804.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sevmiyorum Vietnam’ın yağmurlarını,&lt;br /&gt;Kocamın dizlerini ağrıtıyor onlar.&lt;br /&gt;Kafaya düşünce acıtıyormuş kar,&lt;br /&gt;Burnu havuçlu imiş kardan adam,&lt;br /&gt;Bir Vietnamlı bilmez ki bunları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneşli günler göreceğiz demiş Nazım Hikmet.&lt;br /&gt;“Motorları maviliklere süreceğiz”&lt;br /&gt;O motor, kara değil deniz motoru idi...&lt;br /&gt;Deniz kaplumbağası, kara kaplumbağası...&lt;br /&gt;Yağmadığı sürece yağmurlar,&lt;br /&gt;Süreriz motoru yollarda süreriz,&lt;br /&gt;Ciğerlerimizde mavi bir deniz havası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Musonların söndüremediği ateşler vardır,&lt;br /&gt;Ve umut, umudumuz, Esperanto’muz,&lt;br /&gt;Tüm yağmurlarda kuru kalmıştır&lt;br /&gt;Ve elbette kalacaktır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevmiyorum yağmurları! Hayır! Sevmiyorum!&lt;br /&gt;Ner’den bulunur doktor bu cangılda...&lt;br /&gt;Nerededir şimdi Dr. Jivago...&lt;br /&gt;Raskolnikof’un da arkadaşları olmalı,&lt;br /&gt;Tıpta okuyan arkadaşları,&lt;br /&gt;Ama onlar da çok uzakta kaldı...&lt;br /&gt;Çoktan öldü, çoktan, Dang Thuy Tram da,&lt;br /&gt;O ölümünden sonra güncesi yayınlanan Vietnamlı doktor...&lt;br /&gt;Che, o doktor gönül adamı,&lt;br /&gt;Çoktan bırakıp gitti pabuçlarını...&lt;br /&gt;Ovalasam şimdi dizlerini,&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Geçer acın, çünkü benim karın ağrılarım da,&lt;br /&gt;Senin dokunuşlarınla geçmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlacım idi önce önce, aşk mektupların senin,&lt;br /&gt;İlacım idi uzaklarda kocacığım,&lt;br /&gt;Şimdi düşün senin gibi acı çeken&lt;br /&gt;İnsanları, 200 ülkeden...&lt;br /&gt;6800 dil konuşur onlar,&lt;br /&gt;Ama acı çektiler miydi acı,&lt;br /&gt;Hepsinde aynı yüz hatları,&lt;br /&gt;Hepsinde aynı kaygı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Musonların söndüremediği ateşler vardır,&lt;br /&gt;Ve umut, umudumuz, Esperanto’muz,&lt;br /&gt;Tüm yağmurlarda kuru kalmıştır&lt;br /&gt;Ve elbette kalacaktır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kocacığım, ağrırken senin dizlerin,&lt;br /&gt;Tüm acısı, aç gezenlerin,&lt;br /&gt;Kalbimde, dizlerimde, tüm bedenimde...&lt;br /&gt;Senin bedenin, benim bedenim...&lt;br /&gt;Dikkat et kocacığım, dikkat et sağlığına,&lt;br /&gt;Sonra kim babalık eder çocuklarıma...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok uzaktayız artık denizden,&lt;br /&gt;Ne dalga kıpırtıları ne yosun kokuları,&lt;br /&gt;Kocacığım dizleri ağrıyan kocacığım,&lt;br /&gt;Güney Çin Denizi’ne giden son balıkçı teknesi de,&lt;br /&gt;Dönmedi geriye.&lt;br /&gt;Balıkçı aileleri, isterlerdi ki,&lt;br /&gt;Bu acı olmasın böğürlerinde,&lt;br /&gt;Onun yerine, ağrısın dizleri...&lt;br /&gt;Kocacığım benim, ben yanındayım,&lt;br /&gt;İşte budur “hastalıkta sağlıkta” dedikleri,&lt;br /&gt;Bu engin cangılda, sağlığı ner’den bulalım,&lt;br /&gt;Diz acısı düştü bize, daha kötü değil ki...&lt;br /&gt;Diz acısı alt tarafı,&lt;br /&gt;Hem de varken, beterin de beteri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Musonların söndüremediği ateşler vardır,&lt;br /&gt;Ve umut, umudumuz, Esperanto’muz,&lt;br /&gt;Tüm yağmurlarda kuru kalmıştır&lt;br /&gt;Ve elbette kalacaktır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ngo Thuy Duyen Gezgin, Vietnamlı ressam, Eylül 2007, Kore&lt;br /&gt;Mektuptan şiirleştiren:&lt;br /&gt;Ngo Ulaş Başar Gezgin, 27 Eylül 2007, Ho Çi Min Kenti, Vietnam&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(*) Bu şiir, aşağıdaki şiirden esinlenmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;UYKUSUZ GECELERDE&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;EŞ İÇİN SÖYLENEN ŞARKI&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Uyuyamıyorsun değil mi birtanem?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Havalandırmayı açayım istersen&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Ve perdeyi çekeyim senin için.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Öyle dingin ki yüzeyi gölün;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Nefret ediyorum sıcaktan, öyle sıcak ki,&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Daha mevsimin başı halbuki.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yeni döndü yaralı askerler,&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Savaş kesmemiş, bir de birahanede dövüştüler.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Uyuyamıyorsun değil mi birtanem?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yükselecek gibi görünmede azgın taşkını suyun.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Gözünü açmaya başladığında pirinç taneleri,&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Dönecek yeşil yeniden, sanki ekinler hiç yitmemişmiş gibi.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Dostluk kurar ırmak, kayıklar ile&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Ve severler insanlar, kayıkçı şarkıları söylemeyi.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Hadi uyu tıpış tıpış birtanem, kapatıyorum kapıyı,&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Görebilmek için üst kattan,&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Alevler içinde mi gerçekten palmiye ormanı&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yakmışmış Vin Fu halkı birçok tepeyi.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Sönmüş gibi görünüyor orman ateşi&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Ve rüzgar, bırakmış esmeyi.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Rahatla birtanem, yalnızca rahatla. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kimin umurunda o aç evsizler&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Evsizler ki yemek dilenirler?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Hadi uyu tıpış tıpış birtanem, uyu birtanem!&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Dilenir, sonra köylerine dönerler.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Umur dediğin de bir söz değil mi sonuçta&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Pirinç bulunmuyor hiçbiryerde, ne var ki elde avuçta.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Geç oldu, canım benim, uyu hadi, uyu sen!&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kısacağım ışığı ben.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kimdi yakın arkadaşımızın&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Ölümünü haber veren sana kimdi?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;İnanma, çünkü iletişim ağları kesiktir&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Ve mektuplar yerine gitmemektedir.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Hadi canım, uykuya dön, uykuya, uykuya hadi,&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Sesi mi sordun; oğlumuz, kabus görmüş, hepsi bu.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Oyuncak silahlarla, çuvallarla oynuyor günboyu,&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Haykırıyor yüksek sesli, Kurtuluş Ordusu askeri gibi.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Büyüdüğünde O, on yıl sonrası,&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Anımsamayacak oyunlarını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Xuan Quynh, 1974&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Vietnamlı şair&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Çeviren: Ulaş Başar Gezgin, 25 Temmuz 2007, Ho Çi Min Kenti, Vietnam&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dr. Ulaş Başar Gezgin&lt;/strong&gt; Ağsayfası: &lt;a href="http://ulas.teori.org/"&gt;http://ulas.teori.org/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-4390747190831631175?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/4390747190831631175/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=4390747190831631175&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/4390747190831631175'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/4390747190831631175'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/11/yamurlu-gecelerde-romatizmal-e-iin_08.html' title='Yağmurlu Gecelerde Romatizmalı Eş için Söylenen Şarkı - Ulaş Başar Gezgin'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RzqsrBaQEJI/AAAAAAAAAxM/CujT_dmsCZE/s72-c/DSC_0804.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-5569906147756749588</id><published>2007-11-08T10:10:00.000+02:00</published><updated>2007-11-08T17:02:03.655+02:00</updated><title type='text'>YAĞMURLAR DURUNCA - İlyas Halil</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RzMk3KBuPQI/AAAAAAAAAwc/La5RWCyWTR4/s1600-h/Uskudar1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5130484930508111106" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RzMk3KBuPQI/AAAAAAAAAwc/La5RWCyWTR4/s400/Uskudar1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yağmurlar durunca&lt;br /&gt;Yüzün&lt;br /&gt;Gül bahçemin&lt;br /&gt;Gökyüzü&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;*&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Penceremde&lt;br /&gt;Yağmur.&lt;br /&gt;Yüzümde alıştığım&lt;br /&gt;Nefesin.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;*&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Çözülmüş&lt;br /&gt;Saçın&lt;br /&gt;Gençliğimin&lt;br /&gt;Uykusuz&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Uzun geceleri.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;*&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sen&lt;br /&gt;Yağmura&lt;br /&gt;Tutulmamın&lt;br /&gt;Nedeni..&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;*&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Seninle&lt;br /&gt;Çiçekten ağaca yine çiçeğe dönüyoruz.&lt;br /&gt;Bir sabah gül Bir öğle üstü murt.&lt;br /&gt;Her akşam çilekti güzel bir yerin&lt;br /&gt;Bizden güçlu bir sey içimizde..&lt;br /&gt;Birbirimizi aratıyordu.&lt;br /&gt;Armutlar armut seçiyor.&lt;br /&gt;Kiraz renk arıyordu.&lt;br /&gt;Birer birer dizdim ayvayı elmayı murtu şeftaliyi&lt;br /&gt;Yatağıma&lt;br /&gt;Birdik, beraberdik.&lt;br /&gt;Köpüklerin denizde su olduğu gibi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;*&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Üç yağmur damlası&lt;br /&gt;Yüzünde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzümle&lt;br /&gt;Silebilir miyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unuttuğun&lt;br /&gt;Su birikintisiyim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıyında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni&lt;br /&gt;Beklerim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah karanlığını&lt;br /&gt;İttim&lt;br /&gt;Yastığımın altına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni&lt;br /&gt;Uyandırabilir miyim ?.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;İlyas Halil&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-5569906147756749588?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/5569906147756749588/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=5569906147756749588&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/5569906147756749588'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/5569906147756749588'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/11/yamurlar-durunca.html' title='YAĞMURLAR DURUNCA - İlyas Halil'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RzMk3KBuPQI/AAAAAAAAAwc/La5RWCyWTR4/s72-c/Uskudar1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-8904516426497520694</id><published>2007-11-07T18:55:00.001+02:00</published><updated>2007-11-10T23:23:39.419+02:00</updated><title type='text'>ASKIN BIR ANI - İlyas Halil</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RzIblU_rHFI/AAAAAAAAAwU/XXcv8y2jnsE/s1600-h/Ekim"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5130193253633301586" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RzIblU_rHFI/AAAAAAAAAwU/XXcv8y2jnsE/s400/Ekim%2707+052.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;Yağmur musun?&lt;br /&gt;Sırılsıklam&lt;br /&gt;Oldum&lt;br /&gt;Dokununca sana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yıl&lt;br /&gt;Nuzhetiye mahallesinde&lt;br /&gt;Aylar&lt;br /&gt;Hep Nisan çiçekli&lt;br /&gt;Mayıs kokulu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buluklu&lt;br /&gt;Bahceleri&lt;br /&gt;Limondan turunçtan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözne yamaçları&lt;br /&gt;Tüm kekik&lt;br /&gt;Rüzgar üfürdü&lt;br /&gt;Seni bana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haziran akşamı&lt;br /&gt;Buluzunun&lt;br /&gt;Çiçekleri&lt;br /&gt;Sedire&lt;br /&gt;Dökülünce&lt;br /&gt;Sıcaktan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaşırdım&lt;br /&gt;Merhaba dedim&lt;br /&gt;Yüzüne bakmadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç Haziran&lt;br /&gt;Tuttum elimi&lt;br /&gt;Güzelim&lt;br /&gt;Avucun&lt;br /&gt;Baharın ak gülü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağustosta&lt;br /&gt;Ongün.&lt;br /&gt;Ak üzüm&lt;br /&gt;Salkım salkım salkımların.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;İlyas Halil&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-8904516426497520694?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/8904516426497520694/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=8904516426497520694&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/8904516426497520694'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/8904516426497520694'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/11/askin-bir-ani-ilyas-halil.html' title='ASKIN BIR ANI - İlyas Halil'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RzIblU_rHFI/AAAAAAAAAwU/XXcv8y2jnsE/s72-c/Ekim%2707+052.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-2249987662057550004</id><published>2007-10-22T11:07:00.000+03:00</published><updated>2007-11-08T17:05:16.948+02:00</updated><title type='text'>Bumerang</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RzMloqBuPRI/AAAAAAAAAwk/YCEU2TqP0CU/s1600-h/S5006242.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5130485780911635730" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RzMloqBuPRI/AAAAAAAAAwk/YCEU2TqP0CU/s400/S5006242.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;Öfke öyle bir kordur ki,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;ö(e)nü(i)nde sonunda &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;içinde taşıyanı da&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;kül eder...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff6666;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-2249987662057550004?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/2249987662057550004/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=2249987662057550004&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/2249987662057550004'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/2249987662057550004'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/10/fke.html' title='Bumerang'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RzMloqBuPRI/AAAAAAAAAwk/YCEU2TqP0CU/s72-c/S5006242.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-4885037498176856593</id><published>2007-10-18T12:00:00.000+03:00</published><updated>2007-11-08T17:28:16.373+02:00</updated><title type='text'>İlyas Halil'den göçen dosta...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RxchL9muz0I/AAAAAAAAAwM/vqYiwMPcPYs/s1600-h/dogan+akca+2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5122599590556520258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RxchL9muz0I/AAAAAAAAAwM/vqYiwMPcPYs/s400/dogan+akca+2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;DOĞAN AKÇA DOSTUM, &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Düne kadar Doğan Akça’yı anınca içimde Yedi cücelerin yaşadığı oyuncak köy belirirdi. Bir elin cüceler masalını kukla oynattığını görürdüm. Doğan fırçasından Mersin’i bir çocuk gözü ile tekrar yaşardım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Doğanla konuşurken dünyamız gençlik dünyası idi, Gençtik genç Mersindeydim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aydınlık yıllarım uyanırdı. Doğanin naif desenlerinde cocuklaşmış bir kent, solmuş renklerinde Mersin’in geçmiş bayram havasını hayal meyal hissederdim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Doğanın Mersini, güzel bir yanımdı içimde. Gece yorgunluğunu alan. Uyutan beni. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yazılarını okuyunca. Doğanda buldugum Mersin değil bir çocuk parkı. Doğanın fırçasından çıkmış. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hani o günlerin Mersini az insanın farkına vardığı aşk dolu bir aşk kenti idi. Aşıklar parkıydı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aşık değilsen belediye zabıta memurları kolundan bacağından tutar seni karga tulumba şehir dışına atarlardı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fizana sürerlerdi seni. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.......&lt;/span&gt;Sevecektin:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.......&lt;/span&gt;Nedenini nasılını bilmeden&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.......&lt;/span&gt;Kimi ne zaman olduğunu öğrenmeden&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.......&lt;/span&gt;Sabahları, sabah koparılmış cikriz incirlerini&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.......&lt;/span&gt;Öğlenleri dut ağacının serin gölgesini. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Akşam üstü, göğüs akı, ak yasemin kokularını. Gecelerini şiir dinler gibi kadınlarını. Sevecektin rüzgar esince Güneş Sinemasının önünde bir etek üfürünce. Dizinden kim olduğunu bilecektin. Fesleğeni kokusundan tanıdığın gibi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sevgili Doğan’ın göç haberini alınca içimde üzgün bir aydınlık. Yedi cüceler masal günlerimizden gençlik yaşantısı, Gençliğimin doyumsuz hafifliği. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sevgili Doğan Akça bildiğimiz Mersine ak köpüklerin kıyısında Akkahvesine gitti dedim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güzel çocuk Doğan dost bize Akkahvede bir masa ayır. Celal Çumralıyı Haşmeti Akalı görürsen selam söyle. Birazdan saat beş olacak teker teker dostlar ağır ağır ayaklarını sürçerek Nuri Abacın yazıhanesinde toplanacağız. Osman Özeren geç kalır belki hızlı yuremiyorum diyor, bu sıra. Nuriyi belki yazıhanede bulamayız dedim. Dün eşi Suna hanımla konuşunca yorgun demisti.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5122599470297435954" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RxchE9muzzI/AAAAAAAAAwE/qHZzdEKbXgY/s400/dogan+akca+1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Uray caddesini yirmi dakikada yürürdük şimdi çok uzun sürercek yürüyüşümüz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Beklemekten usanma. Eski dostların yakında Akkahvedeyiz yanındayız. Saat beş olunca şiir okuyacagiz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mersini küçük kahve fincanında yudum yudum içtiğim kokusu içime sindirdiğim gençlik yıllarımdayım şimdi. Sevmek kolay şeydi o gunler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Doğan dost bu kez Mersini bize sen süsle renklerinle. Bir Mersin boya. Mersinde bir yaz gecesi bul. Beyaz olsun. Yasemin kokusundan. Rüzgarlı Kasım sabahı olsun. denizin bittiği yerde pamuk balyası yırtılmış olsun. Kopuk kopuk pamuk. bir sevgilin olsun Eşinin adını alsın. Yazdığın şiirleri martılar duysun. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mersin güzel mavi. Denizin mavisi Doğanın gök mavisi. Sabaha gökyüzüne başka mavi sürersin biliyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Doğan. Başka bir mavi bulursun sevdiğin kente. Haberi duyduğum gün Mersinin göğü kır menekşe mavisiydi. Son boyadığın renk olmalı sevgili dost. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mersindeyiz. Yıl 1954 ile 1957 arası bir yıl. O günler gün değildi sanki, mangalda yakılan portakal kabuk kokusu idi, duman yükseliyor. Sonra söken güneşle gece yok olmuyor anılara yerleşiyordu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi çok uzak bir ülkede aynı koku içimde. Bir dostu. Aydın yaşantımızı anımsıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İlyas Halil&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Doğan Akça resimlerinin izinle alındığı adres:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.bakrac.com/web/resim_sergisi_dogan_akca.htm"&gt;http://www.bakrac.com/web/resim_sergisi_dogan_akca.htm&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-4885037498176856593?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/4885037498176856593/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=4885037498176856593&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/4885037498176856593'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/4885037498176856593'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/10/ilyas-halilden-gen-dosta.html' title='İlyas Halil&apos;den göçen dosta...'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RxchL9muz0I/AAAAAAAAAwM/vqYiwMPcPYs/s72-c/dogan+akca+2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-8600906379282151368</id><published>2007-10-10T14:59:00.000+03:00</published><updated>2007-10-10T15:22:34.207+03:00</updated><title type='text'>Islık Çaldı Sessizlik / Nurhayat Varol</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5119677346347929314" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rwy_a9muzuI/AAAAAAAAAvY/yf9j-OctZQ4/s400/4Nurhayat4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;Yaşama başlarkan atılan ilk çığlıktan farkı yoktur ilk kitabın. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;İlk adım, ilk söz benzer birbirine, daima daha iyiye gebe.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;12 Eylül 1980 darbesinin lekelerine&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.............................&lt;/span&gt;"Islık Çaldı Sessizlik"&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-8600906379282151368?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/8600906379282151368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=8600906379282151368&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/8600906379282151368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/8600906379282151368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/10/islk-ald-sessizlik-nurhayat-varol.html' title='Islık Çaldı Sessizlik / Nurhayat Varol'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rwy_a9muzuI/AAAAAAAAAvY/yf9j-OctZQ4/s72-c/4Nurhayat4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-1245349542590502845</id><published>2007-10-02T23:01:00.000+03:00</published><updated>2007-10-03T15:28:26.767+03:00</updated><title type='text'>Myanmar (Burma)'da neler oluyor?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RwKkB9muztI/AAAAAAAAAvQ/BxIQV0d0nUU/s1600-h/Burma.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5116832480270143186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RwKkB9muztI/AAAAAAAAAvQ/BxIQV0d0nUU/s400/Burma.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;İnsan Dünyamızın her köşesinde olduğu gibi, en çok da ayak bastığı coğrafyalardaki olaylarla ilgilenmez mi? Ben de pür dikkat izliyorum. Zira toprağında gezindiğim, aşıyla doyunduğum, suyunu içtiğim, insanları ile sohbet ettiğim -en azından selamlaştığım- bu insanlara karşı kendimi borçlu hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burma, bugünkü yönetimin verdiği adla Myanmar’da -Dünya’ya oldukça kapalı bu fakir ülkede, ki tüm zenginliği tapınaklarında sergilenmektedir- neler oluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yıl önce oradaki izlenimlerime dayanarak söyleyebilirim ki halk askeri yönetiminden oldukça sıkıntılıydı. Demokrasi ve özgürlük istiyordu, fakat fazlaca bir direniş de göster(e)miyordu. Çıkış yolu aradıklarını anlamamak için duyarlı olmak gerekmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halen çalkalanmakta olan bir coğrafya olan kısa bir Balkan gezisi dönüşü televizyonda haberleri açtığımda, Myanmar’da monk ve nunlar (rahip ve rahibeler) baskılara karşı ayaklanmışlar, askeri cunta yönetimi olayı durdurmak için kıyıma varan bastırma uyguluyormuş. Bunun üzerine ABD yetkilileri hemen duruma el koymaya varacak açıklamalar yapıyordu. Şaşkına döndüm. Beki de Şule tapınağı civarında toplanan selamlaştığım, monk, nun ve sohbet ettiğim insanların hayatı tehlikedeydi. Nasıl ki orada yaşayanların hayatlarından endişe içindeysem, ABD’nin de olaya müdahale etmesinden endişe duyuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orada bulunduğum sırada konuşabildiğim kişiler ne kadar doğru söylüyordu bilmiyorum ama ABD’nin dünyanın en güçlü tik ormanlarında gözü vardı. Eh, az biraz da olsa petrolleri vardı. Daha da önemlisi Çin’e komşuydular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda halkın haklı talepleri için hareketlenmelerine sevinemiyordum, endişe içindeydim. Bölgeyi tanıyanlardan bilgi almak istiyordum, ama hiç kimsenin ciddi bir bilgisi yoktu. İstanbul’da bulunan bir Burmalı arkadaşla konuştum. O sıralarda henüz ölümler olmamıştı, ailesi iyiydi, o da fazla bir şey bilmiyordu, ya da çekiniyor, söylemek istemiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada e-postama Burma’ya destek için davet mesajları gelmeye başladı. Toplanan imzalar BM’ye sunulacak, askeri cunta yönetiminin baskıyı durdurması istenecekti. İtiraf edeyim ki bu dilekçeleri imzalayamadım. BM ABD’nin denetiminde değil mi? Bugün hangi yaraya merhem olabiliyor, ABD’nin çıkarlarına hizmet etmeyen?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki pek çok hak gibi demokrasiler, özgürlükler kolay elde edilemiyor. Çok canlar yanıyor, hayatlar sönüyor. Haberlere bakılırsa şu sıralar eylemler bastırılmış gibi; ona varan kayıp, yüzlerce gözaltıyla.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Dilerim bu direnişten Myanmar halkı istedikleri değerleri elde ederek ve daha fazla kayıp vermeden çıkar. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Myanmar fotografları şu adreste:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://fatmaozdirek.blogcu.com/1148891/" target="_blank" rel="nofollow"&gt;http://fatmaozdirek.blogcu.com/1148891/&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;"Sonraki sayfa"ya tıklayarak izleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-1245349542590502845?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/1245349542590502845/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=1245349542590502845&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1245349542590502845'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1245349542590502845'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/10/myanmar-burmada-neler-oluyor.html' title='Myanmar (Burma)&apos;da neler oluyor?'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RwKkB9muztI/AAAAAAAAAvQ/BxIQV0d0nUU/s72-c/Burma.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-5847528321689806334</id><published>2007-08-29T15:09:00.000+03:00</published><updated>2007-08-29T15:29:44.043+03:00</updated><title type='text'>TRAMVAY MEKTUPLARI  / Bayram Balcı</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RtVki18Q5RI/AAAAAAAAAvI/f0uyxy6tg50/s1600-h/Bursa461-1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5104096302452499730" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RtVki18Q5RI/AAAAAAAAAvI/f0uyxy6tg50/s400/Bursa461-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;1-&lt;br /&gt;giderken&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;br /&gt;daha uzun bakmak isterdim gözlerine&lt;br /&gt;mucize işte bu&lt;br /&gt;gözün göze değmesi&lt;br /&gt;bir uzağın önünde&lt;br /&gt;tabelada veda&lt;br /&gt;yazısı &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;2-&lt;br /&gt;burada yolcular var&lt;br /&gt;yüzlerinde mana kırıkları&lt;br /&gt;gül bir çığlık&lt;br /&gt;güneş bir kendini biriktirme hissi&lt;br /&gt;vatman hangi durakta değiştirecek bu ritmi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-&lt;br /&gt;eve götürülen bir ağrı&lt;br /&gt;beni hangi tül örtebilir şimdi&lt;br /&gt;yüzüm sana açıkken&lt;br /&gt;böyle hazırken&lt;br /&gt;böyle Rüya…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-&lt;br /&gt;raylar bize doğru uzuyor&lt;br /&gt;yaşanan her şeyin içinden geçiyoruz Rüya&lt;br /&gt;cesetlerin intiharların içinden &lt;/div&gt;&lt;div&gt;sabahları&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;bir gerilla vuruluyor ansızın&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;hayat kısalıyor biz yaşadıkça&lt;br /&gt;geçiyoruz kendimizin içinden&lt;br /&gt;ölüm kol gibi uzuyor ömrümüze&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-&lt;br /&gt;saksıda bir arı var&lt;br /&gt;gelen her günde arınmak hissi&lt;br /&gt;bir kabulleniştir insan&lt;br /&gt;ben böyle özlerken&lt;br /&gt;yenilgi&lt;br /&gt;selametimiz olur mu şimdi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-&lt;br /&gt;her hangi bir duygu&lt;br /&gt;his ve ötesi&lt;br /&gt;konuşmadan anlaşılabilir mi &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;biz hiç&lt;br /&gt;susuyoruz işte&lt;br /&gt;susup yürüyoruz&lt;br /&gt;ölüm kol gibi sızıyor içimize &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;7-&lt;br /&gt;bir nasır var ömrümde&lt;br /&gt;senin beni erteleyişinde&lt;br /&gt;bıçak değince&lt;br /&gt;yara&lt;br /&gt;niçin gül açıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uzak bir nur gibisin sen&lt;br /&gt;ben şimdi zaten&lt;br /&gt;az önce ölürüm&lt;br /&gt;yığılırım hayatın&lt;br /&gt;üstüne&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8-&lt;br /&gt;ama senin beni öldürmen gerekecek&lt;br /&gt;aşkın zehrini içirdikten sonra&lt;br /&gt;beni öldürmem gerekecek&lt;br /&gt;ama biz ikimiz&lt;br /&gt;ne çok konuşmuyoruz seninle &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;9-&lt;br /&gt;bir gamzen konuşuyor benimle&lt;br /&gt;bir de çıkarıp atamadığın kelimeler&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;10-&lt;br /&gt;bir yudum suda saklanıyorken hayat&lt;br /&gt;oysa&lt;br /&gt;herkes gözlerini çoktan yummuş&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;kimin kalbi onarabilir ki kendi yarasını&lt;br /&gt;HİÇ. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Bayram Balcı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-5847528321689806334?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/5847528321689806334/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=5847528321689806334&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/5847528321689806334'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/5847528321689806334'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/08/tramvay-mektuplari-bayram-balc.html' title='TRAMVAY MEKTUPLARI  / Bayram Balcı'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RtVki18Q5RI/AAAAAAAAAvI/f0uyxy6tg50/s72-c/Bursa461-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-124419771539130339</id><published>2007-08-13T13:05:00.001+03:00</published><updated>2007-08-13T13:06:29.186+03:00</updated><title type='text'>Dokuz Ağustos</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RsAtGXmBgNI/AAAAAAAAAvA/UIH6OBC5BJk/s1600-h/50.+yas.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5098124365619364050" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RsAtGXmBgNI/AAAAAAAAAvA/UIH6OBC5BJk/s400/50.+yas.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-124419771539130339?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/124419771539130339/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=124419771539130339&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/124419771539130339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/124419771539130339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/08/dokuz-austos.html' title='Dokuz Ağustos'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RsAtGXmBgNI/AAAAAAAAAvA/UIH6OBC5BJk/s72-c/50.+yas.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-2305186508540767845</id><published>2007-08-12T01:58:00.000+03:00</published><updated>2007-10-09T00:28:05.114+03:00</updated><title type='text'>Mektup / Fujer</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097582976401768642" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rr5AtXmBgMI/AAAAAAAAAu4/UwasSKigyz4/s400/29.06.2007+013.jpg" border="0" /&gt; &lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sevgili T...,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bilirsin ne çok severdim mektup yazmayı. Yıllar var ki yazdığım yok. Bugün nedense bu mektubu yazmazsam yitecekmişim gibi geldi. Hem de sana! Mektup yazmayı sevmeyen sana. Senin gibi okumadan yaşayamayan biri için yazmayı sevmemek ne garip bir çelişkidir. Neyse ki, mektup yazmayı sevmesen de hemen herkes gibi almayı sevdiğini biliyorum. Açtım bilgisayarı. “Hani eskiden daktiloyla yazanlara bozulur, mektup elle yazılır derdin” dediğini duyar gibiyim. İnsan yazmaya yazmaya kalemi de kağıdı da tutmayı unutuyor diyeceğim, inanmayacaksın. İnan öyle. Artık sadece kısa notları tutmak için kalem kullanıyorum desem yeridir. O notlar da darmadağın. İşte bilgisayar, evde bilgisayar. Birinden telefon numarasını alsan, onu da telefona kaydediyorsun. Gerçi sonuç pek iyi olmuyor, geçen gün olduğu gibi. Telefonum bozuldu, numaraları karta kaydetmediğim için telefonla birlikte çöpe gitti. Artık bekle ki kaybolan numaraların sahipleri arasın. Sen diyeceksin ki telefon defterine yazsaydın çantan çalınabilir, içinde o da giderdi. Öyle ya, onda yine de bir geri dönüş umudu olabilirdi. Hırsız ne yapsın telefon defterini? Parayı alır çantayı bir yere atardı. Onu da biri bulur, içindeki telefonlardan bana ulaşabilirdi. Az bir olasılık ya, niye olmasın?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Artık bilgisayarda yazmak kolay oluyor diyoruz ya; hataları düzeltmek kolay; silgi gerekmez, kağıt israfı olmuyor, kalemin ucu bitti, mürekkep tükendi derdi yok. Onun da bir kötü yanı var. Eğer aklın başka yerdeyse ve yazdıklarını hafızaya almamışsan bir elektrik kesintisi ya da yanlış bir tuşa basışla tüm yazılanlar yok olabiliyor. Ve sen aklımla başım arasındaki mesafeyi de iyi bilirsin, böylece ne kadar sıklıkla bu durumla karşılaştığımı da tahmin edebilirsin. İnsanın yeniden yazdıklarıysa asla aynı olmuyor. Belki önceki satırlardan izler taşıyor, sadece o kadarcık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlara rağmen bilgisayarda yazmak kolay oluyor. Şu cümleye gelene kadar yazdıklarımı en az on kez değiştirdim. Bu kağıt üzerinde olsaydı, mektup karalamalarla dolu olacaktı. Sonunda mektupta karalama hoş olmaz deyip atacak, tekrar başlayacak hata olunca tekrar atacaktım. Böylece kaç ağacın dibine kibrit suyu ektiğimi düşünüp, belki de birkaç denemeden sonra yazmaktan vazgeçecektim.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tam da sana derdimi anlatacaktım ki son cümlemde bilgisayarın bir düzeltme yaptığını fark ettim. Tüm ikazlarına rağmen halen kibrit sözcüğünü öğrenemedim. Alışkanlıklar kolay terk edilmiyor. Hep yaptığım gibi kirbit diyorum. Ben yazdıkça bilgisayar düzeltiyor. Halbuki sen bunu düzeltebilmem için “kir ile bit yan yana gelmeyecek” diye uyarırdın. Bilgisayar uyarmakla kalmıyor bir de düzeltiyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kusura bakma ıvır zıvır derken hatırını sormayı unuttum. Hoş, sorsam ne olacak ki? Yine belki aylar, hatta yıllar sonra telefon edip sen bana soracaksın. Ben de sana sesimin en sevimli haliyle "iyiyim" diyerek koca bir yalan söyleyeceğim. Yanıtın imgesi beyaz bir yalan, dikkatli bakılmazsa görülmez lekeleri. Bunu hep yapmıyor muyuz birbirimize? Sadece sorular gerçek. Bu kez beyaz yalanlar olmayacak bu mektupta.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Son günlerde havalar dayanılmaz oldu, kavruluyor İstanbul. Hani ben sıcağı severdim, hem de çok; büyük kedi burcundanım ya. Şimdi beni boğuyor sıcaklar. Eh yaşlanıyorum artık, dayanamıyorum sıcaklara diyeceğim ya, bir de küresel ısınma var. Yalnız bu olsa iyi. Ben inanamayacağın kadar değiştim. Otuzbeş yıl sonra et, kırk yıl sonra tatlı yemeye başladım. Eskisi kadar alkol tüketmiyor, hesabı tutulamayacak kadar tütün tüketiyorum. Bu durumları bilmediğine şaşıracaksın ama telefonda bunlar konuşulmaz ki, hem de bu kadar aralıklı karşılaşmalarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyordum sıcaklar. Ah, bu arada uyku düzenim de değişti. Bilirsin gece yirmidörde kadar zor dayanır, yastığı uzaktan görünce uyumaya başlardım da, erkenden yatıyorsun diye kızardın. Gecenin üçündeki o korkunç 17 Ağustos depreminden sonra, bir süre üçlere kadar uyuyamaz oldum. Son yıllarda biraz düzelir gibi olmuştu, sıcaklarla yine depreşti bu sorun. Dün gece de sıcaktan uyuyamayınca gündüz uyudum. Baş ağrısı nedir bilmez başım, tutmuyor şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani sen buralardayken büroda bir fujerim vardı. Büro taşınınca onu eve getirmiştim. Bu sürede sadece bir kez saksısı, iki kez yeri değişti. Şimdi güneye bakan camın önünde duruyor. Baktım sararıp solmuş. İnsan memleketten uzak kaldıkça bazı şeylerin adını bile unutabiliyor. Fujeri hatırladın mı? Eğreltiotugillerden. At yelesi gibi yeşil bir bitki. Köylerde ona baldırıkara, kentlerde aşk merdiveni derler. Niyeyse?! Aslında yaprakları narin, incecik ve darmadağın, bazen doğadaki atalarına özenip arada bir de sert ve düzenli yapraklar çıkıyor. O zaman genetik yapısıyla oynanmış bitkilere benzetiyorum onu. Her ne olursa olsun ben yine de seviyorum incecik ve zarif yapraklarını, fütursuzca uzayan kollarını, yaşama başkaldırır gibi arada bir çıkan dirençli dallarını. Evimde bana yeşil bir yoldaş oluşunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mektuba başlamadan önce internette onunla ilgili bilgilere baktım. Bu internet denen şey bir umman. İnternet yokken açardık evdeki ansiklopediyi kısa bir açıklamayla yetinirdik, yetinemedik koşardık kütüphaneye. Şimdi öyle mi? Sayısız siteden benzer de olsa bir sürü bilgi akıyor. Fujer için de böyle. Açmışken hakkında ne buldumsa okudum. Kolay yetişmekle beraber ihmale gelemez, humuslu toprak istermiş. Toprağı kurutulmamalı, ancak kökleri çürüyecek kadar da fazla su verilmemeli, direkt gün ışığından uzak aydınlık bir mekanda tutmalıymış. Bunları tam olarak bilmiyorsam da birlikte yaşadığımız sürede çözdüm. Daha bir sürü şey diyor da, beni şaşırtan birçok hastalığa derman oluşu bilgisiydi. Bak bunu ne tahmin edebiliyor, ne de biliyordum.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Senin günümüz iletişim teknolojileriyle aran pek yok biliyorum. Eminim ki daha dokunmamışsındır bilgisayar tuşuna. Neyse ki yılda bir kez de olsa telefon tuşlarına dokunup arıyorsun. Oysa ne severdin dokunmayı. Şimdi yetiyor sana sesin tınısına dokunmak. Sesini duyabilmek için bana kalan doğum günlerimi ya da birkaç gün sonrasını beklemek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknolojiyle işin olmadığını biliyorum, ama zamanının en büyük kısmını bu konar göçerlikte kütüphanelerde tükettiğini de tahmin edebiliyorum. Oysa ben artık Beyazıt Kütüphanesi’nin yolunu bile unuttum, bırak kokusunu. O koku ki bizim yaralarımızı sağaltırdı. Oradan çıkıp Çınar Altına gidince yudumladığımız kahvenin dumanına karışırdı yangınların külü. Geçenlerde kafama takıldı Kütüphaneleri foto öyküye dönüştürmek. İhmalkarlığım had safhada. Şu ana kadar yaptığım ciddi bir çalışma yok. Ne kadarına zaman yetecek bilmiyorum ama bu çalışmayı gerçekleştirmeden gitmek istemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün ağardı artık göz kapaklarım kapanıyor. Senin bulunduğun yerde saat kaçtır bilmiyorum, burada sabah ezanı çoktan okundu. Şimdi yatıyorum. Umarım sonra devam edebilirim yazmaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyandım ki zaman öğleni devirmiş. Ne diyordum? Hımm… Fujer. Onu bürodan eve getirdiğimde kuzey batıdaki küçük camın altıdaki buzdolabının üstüne koymuştum. Sen kendini aşka sürgün edip buralardan giderken örmekte olduğum dantel perdeyi hatırlarsın. Hani kediyle arkadaşı kaplumbağayı dokuyordum. Zaten başka bir şey de örmedim ondan sonra. “Aşk sana dantel dokutuyor, bana yolları” deyip gitmiştin. O küçük dantel perde hala orada. Bir baktım, benim fujer geçirmiş yapraklarını onun boşluklarına. Sarıp sarmalanmışlar. Ayrılık acısıyla evdeki değişimlerin pek farkında değildim. Perdeyi yıkamak için mecburen birbirlerinden ayırdım onları. Koptu yaprakları, kırıldı kolları, dalları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra onu şimdiki yerine aldım. Salonda, güneye bakan camın önüne. Şimdi her daima aydınlık. Belki de yirmibeş yıldır benimle birlikte bu bitki. Nerede ise özleştim onunla. Nasıl uzun süreler kendimi unutuyorsam, onun varlığını da unutuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün baktım sararıp solmuş. Arap saçına benzer yapraklarının arasından kurumuşları keserken, yeni filizleri de gitti. Onu incittiğim için üzüldüm, ama elden ne gelir. Yapraklarının salkım saçaklığı yetmezmiş gibi bir de aralarda uzun uzun kollar çıkarıyor. Bir bilen kökünden çok bunların onu beslediğini söyledi, senin anlayacağın vücudumuzdaki damarlardan farkı yokmuş. Güya onu seviyorum ya saçını başını düzeltiyordum kendimce. Bu yüzden şekilsiz bulduğum bu kolları keser atardım. Onların da bizden farkı yok, bunda olduğu gibi kimbilir kaç sevdiğimizin kolunu kanadını bilmeden kırdık, bizi sevenlerin bize yaptığı gibi. Bildiğimiz sadece bize yapılanlar. Artık onlara dokunmuyorum, varsın şekilsiz olsun, yaşasın kendi bildiğince.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün gece uyumadım demiştim hani, bir kitaba kaptırdım kendimi. Geçen hafta kuzenim kız arkadaşını tanıştırmıştı. Onunla konuşurken konu gezilerden açıldı, bu gitmeler yaşatıyor ya beni. Bana bir gezi kitabından söz etti. Duymuştum ama okumamıştım. Kitabı bana kargo ile yollamış. O anda yoğundum bakamadım. Dün gece uyku tutmayınca elime aldım. Bir baktım salya sümük sonuna gelmişim, saat üç. Bir kitabı birkaç saatte bitirmem vaki değildir, o birkaç saatte birkaç kitabı karıştırırdım hatırlarsan. Kızardın bana ona buna dalıp önerdiğim kitabı aylarca başucunda süründürüyorsun diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişimlerime şaşırıyorsun değil mi? Artık gezi kitapları bile ağlatıyor beni. Hatırlıyor musun? Yeni tanışmıştık. Otuz yıl geçmiş aradan. Senin evinde televizyonda bir film izliyorduk. Hangi filmdi şimdi unuttum. Pek çok şeyi unuttuğum gibi. Kendimi filme kaptırıp başlamıştım ağlamaya. Utanmıştım, bu halimi ayıplarsın diye. Gözlerimden akan yaşları fark etmeyesin diye de silemiyordum. Yaşlar kar taneleri gibi birbirine eklenerek büyüyor ve yanağımdan yuvarlanarak kucağıma tıp diye düşüyordu, sesini duymandan korkuyordum. Sana doğru bakamıyordum bile. Film bittiğinde ikimizin gözlerinin kan çanağı olduğunu görmüştük, şaşkınlıkla. Meğer sen de aynı çekinceyi yaşıyormuşsun. Sonra bu halimize saatlerce gülmüştük. İnsanoğlu nasıl da başarıyor gülmekle ağlamayı bir arada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan sana yazarken Defterden de hüzünlü bir müzik yayılıyor odama. Boğazıma bir yumruk oturuyor, henüz göz pınarlarında yaşlar. Tuzlu su yola koyulmuştu ki müzik bitti. Defteri de bilmiyorsun sen. Kısaca şöyle diyeyim, internetten ulaşılabilen içi güzel yolcularla dolu bir durak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman gibi aşklar da iz bırakarak geçiyor ve mutlaka geçip gidiyor. Kaplumbağa imgesi de hızı gibi geçip gitti. Sonra gece. İzleri, tozları kaldı sadece. Şimdilerde bir şey yok gibi ama yine de onlarca imgeyle boğuşuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu fujer var ya su fujer, bazı yönleriyle aslında bana çok benziyor, bazı yönleriyle bambaşka, öteki ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden yazıyorum, neden sana yazıyorum? Niye pat diye söylenemiyor bazı gerçekler, hissedişler, olaylar? Sözler insanın boğazına takılıp kalır da bir türlü yutkunamaz ya insan; sözden, duygudan da farklı bir olayla yutkunamama durumu yaşıyorum şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gidiş günü gelip çattığında “bilmelisin ki ben her zaman seninleyim” dedin. Evet, benimlesin... Birlikte olmak dip dibe olmak, gör(üş)mek, konuşmak değil. Belki de sadece içinde taşımak!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakında gideceğim. Aynı yerde olana kadar, birlikte olduğumuzu bilerek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul, 01.07.2007 – Fatma Özdirek&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-2305186508540767845?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/2305186508540767845/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=2305186508540767845&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/2305186508540767845'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/2305186508540767845'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/08/sevgili-t.html' title='Mektup / Fujer'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rr5AtXmBgMI/AAAAAAAAAu4/UwasSKigyz4/s72-c/29.06.2007+013.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-7257880883462664485</id><published>2007-08-10T23:54:00.001+03:00</published><updated>2007-08-11T00:05:43.465+03:00</updated><title type='text'>Mevlevi Gösterileri, Taksim (1)</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097178437727125570" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrzQyHmBgEI/AAAAAAAAAt4/7gIueIH3shI/s400/Mevlevi+12..jpg" border="0" /&gt; &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097180409117114546" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrzSk3mBgLI/AAAAAAAAAuw/ZN03WgUzPl0/s400/Mevlevi+15.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrzRLnmBgII/AAAAAAAAAuY/sZah8rWovXU/s1600-h/Mevlevi+17.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097178875813789826" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrzRLnmBgII/AAAAAAAAAuY/sZah8rWovXU/s400/Mevlevi+17.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrzRE3mBgHI/AAAAAAAAAuQ/fBy2vIesVbc/s1600-h/Mevlevi+16.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097178759849672818" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrzRE3mBgHI/AAAAAAAAAuQ/fBy2vIesVbc/s400/Mevlevi+16.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097179928080777362" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrzSI3mBgJI/AAAAAAAAAug/eyl3Th9HpEg/s400/Mevlevi+11..JPG" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097180181483847842" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrzSXnmBgKI/AAAAAAAAAuo/izwruP3nOs0/s400/Mevlevi+14..jpg" border="0" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-7257880883462664485?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/7257880883462664485/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=7257880883462664485&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/7257880883462664485'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/7257880883462664485'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/08/mevlevi-gsterisi-taksim-1.html' title='Mevlevi Gösterileri, Taksim (1)'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrzQyHmBgEI/AAAAAAAAAt4/7gIueIH3shI/s72-c/Mevlevi+12..jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-2199378323719574439</id><published>2007-08-10T20:47:00.000+03:00</published><updated>2007-08-11T00:06:20.968+03:00</updated><title type='text'>Mevlevi Gösterileri, Taksim (2)</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrynjHmBgCI/AAAAAAAAAto/R9K0rInjZ7I/s1600-h/Mevlevi.10.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097133100052348962" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrynjHmBgCI/AAAAAAAAAto/R9K0rInjZ7I/s400/Mevlevi.10.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rrymc3mBf9I/AAAAAAAAAtA/YHDhMFsmkb4/s1600-h/Mevlevi+13..jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097131893166538706" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rrymc3mBf9I/AAAAAAAAAtA/YHDhMFsmkb4/s400/Mevlevi+13..jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrymF3mBf5I/AAAAAAAAAsg/IYfS26rB81Q/s1600-h/Mevlevi+8..JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097131498029547410" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrymF3mBf5I/AAAAAAAAAsg/IYfS26rB81Q/s400/Mevlevi+8..JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrymA3mBf4I/AAAAAAAAAsY/ZHOrKj-igKw/s1600-h/Mevlevi+7.jpeg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097131412130201474" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrymA3mBf4I/AAAAAAAAAsY/ZHOrKj-igKw/s400/Mevlevi+7.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rryl73mBf3I/AAAAAAAAAsQ/nejKjujZoGc/s1600-h/Mevlevi+6..JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097131326230855538" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rryl73mBf3I/AAAAAAAAAsQ/nejKjujZoGc/s400/Mevlevi+6..JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rryl3HmBf2I/AAAAAAAAAsI/dOXKlLhbzv8/s1600-h/Mevlevi+5..JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097131244626476898" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rryl3HmBf2I/AAAAAAAAAsI/dOXKlLhbzv8/s400/Mevlevi+5..JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rrylw3mBf1I/AAAAAAAAAsA/O0KQ5_4HedI/s1600-h/Mevlevi+4..JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097131137252294482" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rrylw3mBf1I/AAAAAAAAAsA/O0KQ5_4HedI/s400/Mevlevi+4..JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrylrnmBf0I/AAAAAAAAAr4/ZlFUafZF1ps/s1600-h/Mevlevi+3..JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097131047057981250" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrylrnmBf0I/AAAAAAAAAr4/ZlFUafZF1ps/s400/Mevlevi+3..JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RryllnmBfzI/AAAAAAAAArw/0qZxAu77lAM/s1600-h/Mevlevi+2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097130943978766130" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RryllnmBfzI/AAAAAAAAArw/0qZxAu77lAM/s400/Mevlevi+2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rrylg3mBfyI/AAAAAAAAAro/Pijl-SUiQo4/s1600-h/Mevlevi+1..JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097130862374387490" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rrylg3mBfyI/AAAAAAAAAro/Pijl-SUiQo4/s400/Mevlevi+1..JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rryk03mBfxI/AAAAAAAAArg/PY0DShVoULQ/s1600-h/Izleyici.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097130106460143378" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rryk03mBfxI/AAAAAAAAArg/PY0DShVoULQ/s400/Izleyici.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İstanbul, 04.08.2007 - Fatma Özdirek&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-2199378323719574439?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/2199378323719574439/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=2199378323719574439&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/2199378323719574439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/2199378323719574439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/08/mevlevi-gsterileri-taksim.html' title='Mevlevi Gösterileri, Taksim (2)'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrynjHmBgCI/AAAAAAAAAto/R9K0rInjZ7I/s72-c/Mevlevi.10.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-5948805849402282053</id><published>2007-08-04T15:51:00.000+03:00</published><updated>2007-08-06T21:44:21.864+03:00</updated><title type='text'>Dikkat İnek Çıkabilir!</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094833982583962706" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrR8g3mBfFI/AAAAAAAAAmA/J3DFWUvkRoY/s400/02.08.2007+031-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Tam da bir ay önce bir gece köyü aradığımda annemin rahatsızlandığı haberini aldım. Ertesi gün hemen köye koştum. Her zaman olduğu gibi “ben iyiyim, bir şeyim yok” diyordu. Gerçekten de o gün bir şeyi yokmuş gibi geldi bana. Ertesi sabah yataktan kalkamadı. Tansiyonunu ölçtük, çok düşük. Biraz sonra ölçtük, hızla yükseldi. Her on dakikada bir tansiyon hızla düşüyor, biraz sonra aynı hızla yükseliyordu. Elim ayağıma dolaştı. Ayakları üzerinde duramıyor, gözü kararıyor, midesi bulanıyor, doktora gitmemekte direniyor, “Benim bir şeyim yok” demeye devam ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerede ise kucağımızda apar topar Şile Devlet Hastanesi aciline götürdük, burada yapılacak bir şey yok tam teşekküllü bir hastanede nörolojik tetkik yapılması gerekir dediler.  Bir serumla kendine geldi, eve döndük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğleye doğru tutturdu inek aramaya gidelim diye. “Yahu anneciğim biraz önce ölüyordun, şimdi inek mi derdimiz” dedim, dedim de eski günlere gidiverdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onbeş yıl önceydi, Pakistan’da geçirdiğim trafik kazası. Ülkemizde okudukları için Türklere karşı gönül içindeki Pakistanlı dost doktorlar, geçirdiğimiz kaza sonrası biz dokuz gezgini beş gün hastanelerinde konuk edip bir kuruş harcamadan tüm ihtiyaçlarımızı karşılamalardı. Başım, ayaklarım zedelenmiş, iki kolum kırılmıştı. Ameliyat olmam gerekiyordu. Kollarımı kullanamadığım için hiçbir ihtiyacımı gideremiyordum. Doktorlar ısrarla beni ameliyat etmek istiyor, karşı çıkıyordum. Nedeninin farkındaydılar. Size en iyi hemşireyi tutacağız, her ihtiyacınızı karşılayacak diyorlardı. Onlara daha fazla yük olamazdım. Arkadaşların yardımıyla Türkiye’ye döndüm. Karaçi havaalanından annemi arayıp durumu anlattım. Verdiğim haber karşısında çıldırmıştı. Sanki onunla konuşan ben değilmişim gibi telefonun diğer ucunda “öldü mü yoksa” diye feryat ediyordu. Arkadaşlarımla İstanbul havaalanında beni karşıladı, hastaneye gittik. Ertesi gün ameliyat oldum. Florans Naytingel hastanesinin lüks odasında henüz narkozun etkisinden çıkmaya çalışırken, yaşama döndüğümü fark eden annem “Ben artık gideyim, inekleri merak ediyorum” dedi. Kendimi bildim bileli tek yaşadım. İlk kez birine muhtaç olmanın acısıyla “Bana kim bakacak” dedim. Eminim ki annem paket halindeki vücudumu fark etmeyip, konuşup derdimi anlatabiliyor olmamın rahatlığıyla “peki onlara kim bakacak?” dedi. Dediği doğruydu, onların dili yoktu ki ihtiyaçlarını söylesin. Narkozun etkisiyle de uzun uzun ağladığımı hatırlıyorum. Bu kaza ve sonrasında yaşadıklarım benim hayatımın dönüm noktası oldu. Yaşam akışıma pek çok kötü etkileri olduğu gibi iyi etkileri de oldu. Ama o günler kesinlikle sonraki günlerimi değiştirdi, dönüştürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni eskiye götüren günleri anlatmamın nedeni, annemin hayvanlarla ilişkisini açıklayabilmek elbette. Eğer ineklerinin ona ihtiyacı varsa ne kendi durumu, ne de bizim durumumuzun önceliği olamaz. Neyse, bu olay bana göre bir romanın konusu olacak kadar çetrefil bir konu, biz şimdi annemle ineklere dönelim.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094834699843501218" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrR9KnmBfKI/AAAAAAAAAmo/UzJVtDBTwgs/s320/02.08.2007+063.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde bizim asi Gülbahar’ın asi kızı ahırdan kaçmış, bir daha da dönmemişti. Köylerimizde sığırtmaç (çobanı) geleneği yoktur. Sığırlar sabah ahırdan bırakılır. Onlar yollarını bilir; ormana gider, doyunur ve akşama yuvalarına dönerdi. Siz ister inanın ister innanmayın benim şüphem yok, onların trafik canavarlarının aksine ışıklarından haberi olduklarına. Kırmızı da durulup, yeşilde geçerler. Trafik katilleri bir yana, şimdi hırsızlar ev ve bağ bahleri soymakla yetinmeyip hayvanları da alıp götürdüğü için annem öz çocuklarını doğaya özgür olarak bırakamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Çaresiz öğleden sonra düştük yollara, inek aramaya. Annemin yorgun bedeni, kavurucu sıcak; endişe ile deniz kenarı, dağ, bayır dolanıyoruz. On kilometreden fazla dolaştık, olabilecekleri her ine baktık. Bir başka köyün ormanında bulduk bizim asi kızı. Gel gör ki ne yaptıysak boşa çıktı, yalvar yakarlarımıza aldırmayıp arkadaşlarıyla özgür doğada dolaşmayı bize tercih etti. Annem de onu görüp hasret gidermenin mutluluğuyla biraz rahatladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve dönerken kuzenime rastladık. “Nereden böyle” dedi. “İnek aramadan” dedim. Nereleri dolaştığımızı tahmin edip, bir fesuphanallah çekti. Be kadın biraz önce seni doktora zor götürdük, şimdi nasıl böyle dolaşıyorsun diye ona, senin aklın yok mu diye de bana kızdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal olarak bu kadar dolaşmadan sonra hali kalmayan annem eve girer girmez yatağa girdi. Ben de bir doktor arkadaşımı arayıp durumu anlattım. Bu durumda tam teşekküllü bir hastanenin öncelikle dahiliye servisine göstermemde ısrar etti. Kafam iyice karıştı. Biri nöroloji biri dahiliye diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem yirmibeş yıllık devlet emekçiliğinden sonra Emekli Sandığına bağlı sağlık güvencesine sahip. Lakin hastanelerimizin durumu ve bizim devlet hastanelerine karşı korkularımız malum. Özel hastaneler ateş pahası. Son günlerdeki haberler Emekli Sandığı hastalarının özel hastanelerden de yararlanabileceği yönündeydi. Bunu dikkate alarak Pazartesi sabahı İstanbul’da özel bir hastanenin dahiliye servisine götürdüm. Duyumların aksine anlaşmalı hastanelerin Emekli Sandığı ve SSK hastalarına sadece % 25'lik indirimi varmış. Gerekli tetkikler yapıldı. Hastalığı tespit edildi meniermiş, orta kulak problemi. Birkaç gün bende kalıp dinlenmesini, hem de hastalığın seyrini kontrol etmek istiyordum. İneklerinden ayrı kalmaya sadece dört gün dayanabildi. Onu evine götürüp kente döndüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evime dönüyorum, Taksim bilboardlarında bir afiş “Dikkat inek çıkabilir!”. Hay Allah bu uyarının bizim köyün giriş ve çıkışında olması gerekmiyor muydu? Niye olsun ki, koca köyde sadece bizim ineğimiz var. İki inek için afişe ne gerek. Hoş diyelim ki bu afişi gerekli yerlere koyduk. Kulağı arabasından desibel üstü yayılan müzik gibi şeyde olan sürücü bu afişe mi dikkat edecek? Sesin yüksekliğiyle sürüş hızı aynı oranda yol alıp gidecek ya da duramayıp genellikle olduğu gibi inek leşlerine neden olmayı sürdürecek. Eğer jandarma olayı tespit etmişse suçlu inek sahibi olacak, muhtemelen arabaya verdiği hasar yüzünden cezalandırılacak. Herhangi bir çocuğun, yaşlının, insanın ölmediğine şükredilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duydum ki gün gelmiş çatmış, inekler kente inmiş. Haberlerde şurada denmiyor, sadece bulundukları güzergah belirtiliyor. Ben de kaptım fotograf makinemi çıktım inek aramaya.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094840979085688050" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSC4HmBfPI/AAAAAAAAAnQ/6ca-_xUbkfU/s320/02.08.2007+314-2.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Taksim’den Elmadağ’a doğru yürüdüm. Radyoevi karşısında buldum birini. Açmış kulaklarını dinliyor haber bültenini. Muhtemelen müzikten anlamaz, ne de olsa hayvan. Peki haberden anlar mı? Bilmem, boş ver. Hayvan işte!&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094833832260107330" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrR8YHmBfEI/AAAAAAAAAl4/IwQrJh35Pc4/s320/02.08.2007+020-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Vali Konağı caddesine girdim, Askeri müze yanında bir tane daha. Parktaki Atatürk heykeliyle kareye aldım. Abdi İpekçi Caddesi başında yoğunlaşmaya başladı rengarenk, süslü püslü, cicili bicili inekler…&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094834098548079714" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrR8nnmBfGI/AAAAAAAAAmI/Qff2nt2HdmY/s320/02.08.2007+039-2.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Halkımız ineklerle oldukça ilgili. Genellikle inceliyorlar, yetmiyor fotografını çekiyorlar, o da yetmiyor birlikte fotograf çektiriyorlar. Anneler sanırsınız İspanyol, çocuklarını ineklerin üstüne bindirmeye çalışıyorlar. Gerçi İspanyollar boğalara binerler ya, İspanyol olmadıkları için olacak o kadar. Şükür ki okumaları var. Dokunmayın uyarısını dikkate alıyorlar, genellikle dokunmayıp sadece çocuklarını bindiriyorlar. Çocuklarsa ineklerin üstüne çıkmaya direnip memeleriyle ilgileniyor. Ne diyebilirim, saf akıl...&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094834420670626946" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrR86XmBfII/AAAAAAAAAmY/-afuh7_IGio/s320/02.08.2007+048.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Teşvikiye caddesine girdim, bir tane daha. Sıkışık bir yerde kalmış, ilgi sadece bakıp geçmekten ibaret. Maçka caddesinin başlangıcında çoğaldılar. Adamın biri geldi ineğin kulağına “möö!” dedi. Az kalsın “höst” diyordum. Köylüyüm ya dilim alışmış. Hay dilimi eşekarısı soksun.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094834888822062258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrR9VnmBfLI/AAAAAAAAAmw/8R5-CHE-Da4/s320/02.08.2007+121.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Bilmem ne binasının devasa külçesi altında bir diğeri. Bu günümüz ineği. Takmış takıştırmış, süslenmiş püslenmiş Orhan Veli’nin dediği gibi uzanıp yatıvermemiş, ama sere serpe entarisi sıyrılmış hafiften, kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor; oturmuş bilgisayar başına, çetleşiyor. Erkekler oldukça ilgili. Kadınların da onlardan kalırı yok ya nedense takmışlar çantasına. Fotografını çektiğimi gören bana soruyor “bu çanta sizin mi?”. “Kardeşim bir bana bir de çantaya baksanıza. Üstümde yürüyüş giysileri. Ben ne anlarım böyle afili çantadan, sizde hiç mi yorum yeteneği yok?” diyesim geliyor ya, neyse.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094835082095590594" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrR9g3mBfMI/AAAAAAAAAm4/RxdvvnEQWRI/s320/02.08.2007+209.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Maçka Caddesi boyunca yürüdüm, solumda güzelim Maçka Meslek Lisesi. İnekler bitti mi ne? Bilmem ne palasın önünde iki bey sohbet ediyor. Biri muhtemelen bu palasın kapıcısı. Hesapsız kitapsız “buralarda inek var mı?” diye sordum, annemle köylülere sorduğumuz gibi. Köylülerin şaşkınlığı benzeri, onlar da soru işareti gibi baktılar yüzüme. Yaşlıca olan belli ki köyünden geldiğinden beri görmemiş ineği. Bizim köylüler bile unuttu, o mu unutmasın? Genç olanı “yok abla, hepsi aşağıdaki parkın içinde” dedi. Uyanık ya. “Ben onları değil gerçek olanı arıyorum, yani heykelleri.”&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094835210944609490" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrR9oXmBfNI/AAAAAAAAAnA/5MDdMHGPtg4/s320/02.08.2007+216.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;İşim inek aramak, yoksa durup dururken ne arayacağım buralarda. Baktım inekler bitti, aynı yoldan geri döndüm. Gün akşama dönmekte, ışık iyice azaldı. Zaten zavallı inekler de hep yalnız, bir tane bile öküz yok, pardon boğa. Bu sanatçılar da pek garip yahu, kendi yalnızlıklarını bu hayvancıklara da yapıştırmışlar. Hayvancağızların gözleri bile yalnız yalnız bakıyor. Vallahi ben yalnızı gözünden tanırım, afedersiniz ineği diyecektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz bilir misiniz? İnek alan üreticiler, onu bileğinden seçerler, atı dişinden seçmek gibi. Eğer bilekler ince ise o inek bol süt verir, yoksa etinden, derisinden ve bokundan başka bir işe yaramaz. Eti, gönü, gübreyi önemsemediğimi sanmayın, ikisi de çok önemlidir. Et konusunu kendimden biliyorum, yemezse benim gibi ot kafa olur insan. Derisi olmasa, ayakkabı, giysi işi nasıl çözülecek? Bakın gübresi çok önemlidir, o olmazsa yapay gübre kullanılan ürünlerin durumu ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efendim ben bunları düşünerek eve dönüyorum. Yirmibeş yaşlarında biri yolumu kesti. Oldukça düzgün biri. Elinde bir kağıt var. Adres soracak sandım. Bir şey sorabilir miyim ile başladı, Türk müsünüz? İngilizce biliyor musunuz? Hepsine yanıtım, he oluyor. Ben Lübnanlı doktorum, kredi kartımdan para çekemedim. Çok zor durumdayım, telefonunuzu kullanabilir miyim? Fesuphanallah! İnek peşinde dolaşa dolaşa, inik gibi mi görünüyorum? Yahu o kadar ciddi anlatıyor ki, bir uyanıklık(!) yapıp, telefonum uluslararası görüşmelere kapalı olduğunu söyleyip, çantamdaki telefon kartımı çıkarıp verdim. Bu kez Kadıköy nerede? Oraya gideceğim param yok, kaç para tutar dedi. Çık çık çık!… İki lirayı avucuna saydım. Muhtemelen ineği kafaladım diyerek gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Marmara otelinin önünde de bir inek varmış, ona yetişeyim istiyorum, saatten de haberim yok. Radyoevini geçince tezgah açmış bir yabancıya rastladım. Saat de satıyor. Beş liraymış, aldım. Nerelisin dedim? Tayvanlı dedi. Aferin kardeş dedim, benim kardeşim işsizlikten evde yatıyor da aklına gelmiyor evin önünde domates satmak.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094835365563432162" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrR9xXmBfOI/AAAAAAAAAnI/59DxL1goB-w/s320/02.08.2007+298.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Bir yerlerde de inekler kente indi diyordu bu açık hava sergisi için. Serginin adı “Cowparade İstanbul 2007”. Marmara otelinin The Marmara, kebapçının Kebaphci, kiralık dükkanın shop for rent, satılıkın Sale olarak yazıldığı, dükkan isimlerinin onda dokuzunun bilmem nece ismi olduğu, yabancı banka şubelerinin istila ettiği bu kent İstanbul mu? Neyse ki bu güzel ineklerle kadraja giren bir Atatürk heykeli, bir de Arap-Türk bankası yazısı var. Eğer bu kareler bir yancının gözüne değerse anlayacaklar bu kentin Türkiye’de olduğunu. Gerçi Atatürk heykeli Küba’da da var ya, Arap-Türk bankası Arabistan’da olacak değil ya!&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094834532339776658" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrR9A3mBfJI/AAAAAAAAAmg/fzBfuHHOpgI/s320/02.08.2007+057.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Neyse kardeşler size diyeceğim o ki en verimli inek (Kibele) The Marmara otelinin önüne konuşlanmış. Bana “Aptal! Onlar kar hırsı ile nasıl Marmara olan adlarını büyük puntolarla The Marmara olarak yazdırıyorlarsa, sıradan bir ineği de kapılarına bağlamazlar” dediğinizi duyar gibiyim. Eyvallah efendim.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094856114550439298" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSQpHmBfYI/AAAAAAAAAoY/WW8TpShnNO8/s400/02.08.2007+330.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse, biraz sonra Taksim meydanında Mevlevi gösterisi başlayacak, fotograf çekmek istiyorum. Ben kaçtım. Bana inekli, size bol et ve sütlü günler dilerim efendim...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İstanbul, 04.08.2007 – Fatma Özdirek&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-5948805849402282053?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/5948805849402282053/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=5948805849402282053&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/5948805849402282053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/5948805849402282053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/08/dikkat-inek-kabilir.html' title='Dikkat İnek Çıkabilir!'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrR8g3mBfFI/AAAAAAAAAmA/J3DFWUvkRoY/s72-c/02.08.2007+031-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-6220157226017149712</id><published>2007-08-04T15:50:00.003+03:00</published><updated>2007-08-06T11:22:06.641+03:00</updated><title type='text'>Gözler ve kulaklar</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSUHXmBfwI/AAAAAAAAArY/7xN92TyKKNg/s1600-h/02.08.2007+334.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094859932776365826" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSUHXmBfwI/AAAAAAAAArY/7xN92TyKKNg/s400/02.08.2007+334.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrST9HmBfvI/AAAAAAAAArQ/dDf7wqvHFQA/s1600-h/02.08.2007+318.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094859756682706674" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrST9HmBfvI/AAAAAAAAArQ/dDf7wqvHFQA/s400/02.08.2007+318.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrST2XmBfuI/AAAAAAAAArI/YUK9s0AMdG0/s1600-h/02.08.2007+326.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094859640718589666" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrST2XmBfuI/AAAAAAAAArI/YUK9s0AMdG0/s400/02.08.2007+326.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSTvHmBftI/AAAAAAAAArA/28iK7SaCj7Q/s1600-h/02.08.2007+316.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094859516164538066" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSTvHmBftI/AAAAAAAAArA/28iK7SaCj7Q/s400/02.08.2007+316.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSTjXmBfsI/AAAAAAAAAq4/0iZ9Fm-CYhs/s1600-h/02.08.2007+310.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094859314301075138" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSTjXmBfsI/AAAAAAAAAq4/0iZ9Fm-CYhs/s400/02.08.2007+310.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSTdXmBfrI/AAAAAAAAAqw/1rwugrYfbjM/s1600-h/02.08.2007+306.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094859211221860018" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSTdXmBfrI/AAAAAAAAAqw/1rwugrYfbjM/s400/02.08.2007+306.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSTWnmBfqI/AAAAAAAAAqo/5BNhR4IUQCk/s1600-h/02.08.2007+278.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094859095257743010" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSTWnmBfqI/AAAAAAAAAqo/5BNhR4IUQCk/s400/02.08.2007+278.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSTP3mBfpI/AAAAAAAAAqg/mEQ3BTip4ZI/s1600-h/02.08.2007+294.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094858979293626002" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSTP3mBfpI/AAAAAAAAAqg/mEQ3BTip4ZI/s400/02.08.2007+294.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSS9nmBfnI/AAAAAAAAAqQ/KtxSQIg72VY/s1600-h/02.08.2007+261.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094858665761013362" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSS9nmBfnI/AAAAAAAAAqQ/KtxSQIg72VY/s400/02.08.2007+261.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSS3HmBfmI/AAAAAAAAAqI/6ADyUU3pKRI/s1600-h/02.08.2007+253.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094858554091863650" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSS3HmBfmI/AAAAAAAAAqI/6ADyUU3pKRI/s400/02.08.2007+253.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSStnmBflI/AAAAAAAAAqA/4O8dyLk0glY/s1600-h/02.08.2007+250.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094858390883106386" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSStnmBflI/AAAAAAAAAqA/4O8dyLk0glY/s400/02.08.2007+250.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSSoHmBfkI/AAAAAAAAAp4/iwBQVf9kjx4/s1600-h/02.08.2007+235.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094858296393825858" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSSoHmBfkI/AAAAAAAAAp4/iwBQVf9kjx4/s400/02.08.2007+235.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSSg3mBfjI/AAAAAAAAApw/W93aEvipjjI/s1600-h/02.08.2007+205.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094858171839774258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSSg3mBfjI/AAAAAAAAApw/W93aEvipjjI/s400/02.08.2007+205.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSSbHmBfiI/AAAAAAAAApo/XoRyjDTznrU/s1600-h/02.08.2007+190.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094858073055526434" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSSbHmBfiI/AAAAAAAAApo/XoRyjDTznrU/s400/02.08.2007+190.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSSQXmBfhI/AAAAAAAAApg/RtSEGB8qFTA/s1600-h/02.08.2007+188.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094857888371932690" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSSQXmBfhI/AAAAAAAAApg/RtSEGB8qFTA/s400/02.08.2007+188.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSSInmBfgI/AAAAAAAAApY/vICewP73D6s/s1600-h/02.08.2007+177.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094857755227946498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSSInmBfgI/AAAAAAAAApY/vICewP73D6s/s400/02.08.2007+177.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSSC3mBffI/AAAAAAAAApQ/0Z5NFhnFauc/s1600-h/02.08.2007+144.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094857656443698674" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSSC3mBffI/AAAAAAAAApQ/0Z5NFhnFauc/s400/02.08.2007+144.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSRyXmBfeI/AAAAAAAAApI/Cs89GGbKMo8/s1600-h/02.08.2007+132.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094857372975857122" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSRyXmBfeI/AAAAAAAAApI/Cs89GGbKMo8/s400/02.08.2007+132.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSRp3mBfdI/AAAAAAAAApA/A27S_046Yxc/s1600-h/02.08.2007+111.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094857226946969042" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSRp3mBfdI/AAAAAAAAApA/A27S_046Yxc/s400/02.08.2007+111.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSRjHmBfcI/AAAAAAAAAo4/fcviokShjOs/s1600-h/02.08.2007+109.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094857110982852034" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSRjHmBfcI/AAAAAAAAAo4/fcviokShjOs/s400/02.08.2007+109.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSRc3mBfbI/AAAAAAAAAow/E2dlP5f551c/s1600-h/02.08.2007+098.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094857003608669618" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSRc3mBfbI/AAAAAAAAAow/E2dlP5f551c/s400/02.08.2007+098.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSRWXmBfaI/AAAAAAAAAoo/53c2U9Fnbjk/s1600-h/02.08.2007+074.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094856891939519906" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSRWXmBfaI/AAAAAAAAAoo/53c2U9Fnbjk/s400/02.08.2007+074.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSRPXmBfZI/AAAAAAAAAog/u2XZg9PqvfA/s1600-h/02.08.2007+069-1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094856771680435602" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSRPXmBfZI/AAAAAAAAAog/u2XZg9PqvfA/s400/02.08.2007+069-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-6220157226017149712?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/6220157226017149712/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=6220157226017149712&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/6220157226017149712'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/6220157226017149712'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/08/gzler-ve-kulaklar.html' title='Gözler ve kulaklar'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSUHXmBfwI/AAAAAAAAArY/7xN92TyKKNg/s72-c/02.08.2007+334.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-6735879042458465754</id><published>2007-08-04T15:50:00.001+03:00</published><updated>2007-08-04T16:59:06.568+03:00</updated><title type='text'>Memeler</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094844204606127458" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSFz3mBfWI/AAAAAAAAAoI/q0ZGeQmqmd0/s400/02.08.2007+327.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSFt3mBfVI/AAAAAAAAAoA/qi3-IavInwE/s1600-h/02.08.2007+309.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094844101526912338" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSFt3mBfVI/AAAAAAAAAoA/qi3-IavInwE/s400/02.08.2007+309.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSFnXmBfUI/AAAAAAAAAn4/SuSE11auUUk/s1600-h/02.08.2007+279.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094843989857762626" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSFnXmBfUI/AAAAAAAAAn4/SuSE11auUUk/s400/02.08.2007+279.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSFfHmBfTI/AAAAAAAAAnw/dmDjvnszVvo/s1600-h/02.08.2007+134.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094843848123841842" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSFfHmBfTI/AAAAAAAAAnw/dmDjvnszVvo/s400/02.08.2007+134.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSFZXmBfSI/AAAAAAAAAno/DxZizVZHeTg/s1600-h/02.08.2007+118.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094843749339594018" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSFZXmBfSI/AAAAAAAAAno/DxZizVZHeTg/s400/02.08.2007+118.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSFS3mBfRI/AAAAAAAAAng/mKPIIWx0YAI/s1600-h/02.08.2007+081.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094843637670444306" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSFS3mBfRI/AAAAAAAAAng/mKPIIWx0YAI/s400/02.08.2007+081.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSFMnmBfQI/AAAAAAAAAnY/pBdS4QBH4H8/s1600-h/02.08.2007+077.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094843530296261890" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSFMnmBfQI/AAAAAAAAAnY/pBdS4QBH4H8/s400/02.08.2007+077.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Fotograflar: Fatma Özdirek / 03.08.2007&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-6735879042458465754?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/6735879042458465754/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=6735879042458465754&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/6735879042458465754'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/6735879042458465754'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/08/memeler.html' title='Memeler'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSFz3mBfWI/AAAAAAAAAoI/q0ZGeQmqmd0/s72-c/02.08.2007+327.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-1113869453797319568</id><published>2007-08-02T11:05:00.002+03:00</published><updated>2007-08-04T17:40:21.195+03:00</updated><title type='text'>Kumru Günlüğü</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrHRx3mBe9I/AAAAAAAAAlA/nJ9mf-dyuTA/s1600-h/kumru+1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094083308199967698" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrHRx3mBe9I/AAAAAAAAAlA/nJ9mf-dyuTA/s400/kumru+1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Epeydir sulamayı unuttuğum çiçeğe su dökmek için pencereyi açtım.&lt;br /&gt;Derme çatma yuvada bir yumurta vardı.&lt;br /&gt;Oysa haftalar önce fotografını çekiyorum diye bana kızıp yavrularını taşıyarak beni vicdan azabına sokan kumrunun ardından kirlettiği yerleri temizlemiştim.&lt;br /&gt;Bu bir başka kumru olmalı?!...&lt;br /&gt;Günler sonra yine çiçeğimi sulamadığımı hatırladım.&lt;br /&gt;Elimdeki suyla yaklaştığımı gören kumru huysuzlandı.&lt;br /&gt;Çiçeğimin göz göre susuzluktan can çekişmesine kıyamadım, suyu dökmek için uzandım. Kanatlarını kaldırarak yaklaşma demek istedi. Yumurtalar ikilenmişti. Kararlıydım, suyu döktüm.&lt;br /&gt;Daha öncekilerden biliyordum. Kumrular hemen her zaman iki, en fazla üç yumurta yapardı. Öğrendim ki kuluçka dönemleri onbeş gün sürermiş.&lt;br /&gt;Bunlarınki kaçıncı günlerindeydi acaba?&lt;br /&gt;Birkaç gün sonra baktığımda kuluçkaya devam ediyor gibi geldi.&lt;br /&gt;Çiçeğimin yaprakları boynunu bükmüştü.&lt;br /&gt;Suyu gören kumru korkuyla kanatlarını serçe kaldırdı. İki – iki buçuk santim boyunda bir yavru annenin ayakları dibindeydi. İkinci yumurta olduğu gibi duruyordu. Çatlayan yumurtann kabukları yoktu.&lt;br /&gt;Çiçek, yumurtalar, ana ve yavru kumrucuk ve fotograf... Hiç birinden vaz geçemiyordum. Fotograf makinesini kapıp geldim. Ama ana kumrunun korkulu gözleri karşısında yaşadığım çelişkiyle fotograftan vazgeçtim.&lt;br /&gt;Burada da yaşam çelişkiler, seçimler, kararlarla şekillenmeye devam edecek gibiydi.&lt;br /&gt;Her zaman yaptığım gibi eve girer girmez hiç izlemediğim televizyonun düğmesini açmak yerine; yatak odasının penceresine koşup camı açıyorum, televizyonu unutmuştum bile.&lt;br /&gt;Sonra ikinci yavru da çıktı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094409150188846114" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrL6IXmBfCI/AAAAAAAAAlo/LXB_bBwl0Og/s400/16.07.2007+016-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;..............................&lt;/span&gt;16.07.2007&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ana kumrunun ürkekliği bana da yapıştı.&lt;br /&gt;O yavrularına zarar vermemden, ben dokunma ve fotograf çekme duygularıma yenilip onlara zarar vermekten korkuyorum. Diğer yandan fotografını çekememenin ızdırabını yaşıyorum.&lt;br /&gt;Yakınlaştırıcı objektifim olmadığına; şu anda onu alacak bin küsur liram olmadığına, daha uzun süre de olmayacağına yanıyorum. Bu fotografların da kaçan fırsatlar gibi kaçıp gittiğine üzülüyorum.&lt;br /&gt;Boğucu sıcaklardan bunaldıkça başımı koyduğum yastığın yerini her gün değiştiriyor, gittikçe kumrularımın yuvasına yaklaşıyorum. Açık havada aramızda kaldı kırk kırkbeş santimlik bir uzaklık. Birbirimizin nefesini duyarak, yazık ki huzurla değil, tetikte bekleyen korkuyla uyuyoruz. Anne benden ürküyor, ben ise annenin benden korkup yavruları alıp gitmesinden.&lt;br /&gt;Bir gece çiçeği sularken anne kaçıp gitti. Camı kapadım, rüzgar esiyor. Sürekli uzaktan izliyorum, anne gelmiyor. Yavrular bana titriyormuş gibi geliyor. Dayanamayıp camı açtım. Yavrulara dokundum. Beni anneleri sanıp ağızlarını açtılar. Cılız ayakları üzerinde yükselerek avucumun içine sığınmaya çalışıyorlar. Henüz tüylenmedikleri için vücutları buz gibi. Anne kokumu alır onlarla ilgilenmez diye telaşa kapılıyorum. Fakat saatler sonra bile yuvaya dönmeyince yavruların çevresine pamuklar yerleştirdim. Bir süre sonra kontrole gittiğimde, yavrular pamukların altına girmişti.&lt;br /&gt;Anneyi kaçırdım diye kendimden nefret ediyorum. Sabah anneyi tuvaletin camında gördüm. Korkulu gözlerle bana bakıyor, yavrularının yanına gitmiyor. Hemen pamukları aldım, evden çıktım. Döndüğümde yavrularını kanatları altına almıştı. Derin bir oh çektim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094085361194335202" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrHTpXmBe-I/AAAAAAAAAlI/Gq9Kzl6hdxI/s400/22.07.2007.jpg" border="0" /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;................................&lt;/span&gt;22.07.2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün anne yuvada değilken yavruların fotografını yakından çekmeye cesaret ettim. Nasılsa küçükler, belki henüz korkuyu öğrenmemişlerdir. Yanılmamışım.&lt;br /&gt;Artık sıcak havalar yüzünden pencere sonuna kadar açık. Nerede ise her gün baş başa uyuyoruz. Ürkekliğimizi yenebilmiş değiliz. İki taraf da tedirgin.&lt;br /&gt;Yavrular öylesine çirkin ki bazen kendime bunların nesiyle ilgileniyorsun diyorum. Sonra, neye göre çirkin diyorum. Birkaç hafta, hatta ay sonra anneleri kadar güzel olacaklar diyor, heyecanlanıyorum. Sonra neye göre güzel diyorum.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094086353331780594" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrHUjHmBe_I/AAAAAAAAAlQ/tvTDHYsLgD4/s400/26.07.2007.jpg" border="0" /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;..............................&lt;/span&gt;26.07.2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Onları anneleriyle fotograflamanın dayanılmaz hafifliğine yenildim.&lt;br /&gt;Anne ile aramızda bir inatlaşma. Konuklarımı rahatsız ettiğim için kendime kızıyorum.&lt;br /&gt;İnsan olarak, fotografçı olarak yaptığımın etik olup olmadığını sorguluyorum.&lt;br /&gt;Sonraki günlerde anneyi göremez oldum. Artık anne yavrularla ilgilenmiyor sanıyorum. Benim geldiğimi duyan yavrular heyecanlanıyor. Anneyi kaçırmış olduğumu düşünerek çıldırıyorum. Onları nasıl besleyip büyüteceğimi düşünüyorum. İnternetten, veteriner arkadaşlardan araştırıyorum. Kimseler yardımcı olamıyor. Çıldırıyorum. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094086598144916482" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrHUxXmBfAI/AAAAAAAAAlY/IVMv4D5Wwsk/s400/27.07.2007.jpg" border="0" /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;..............................&lt;/span&gt;27.07.2007&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Şaşılası bir şey yavrular her geçen gün inanılmaz bir hızla büyüyor. Yanlarına yiyecek, su koyuyorum. Kontrol ediyorum; yenmemiş, içilmemiş.&lt;br /&gt;Her evden çıkış ve eve girişte kontrole devam ediyor, ender olarak da birkaç kare çekiyorum.&lt;br /&gt;Yavrular da her geçen gün palazlanıp, annelerine benzemeye başladılar.&lt;br /&gt;Bir gün çalışırken yatak odasından gelen seslere gittim. Anne gelmiş, yavruları doyuruyor. Yavruların biri sağında biri solunda gagalarını annelerinin gagalarına yerleştirmişler. Kedilerin annelerini emişi gibi besleniyorlar. Annenin gagası külaha, anne ve çocukların başları da birer top dondurmaya benziyor. Bir külahta üç top dondurma. İzlediğim görüntü muhteşem.&lt;br /&gt;Bu görüntü atlanır mı? Hemen makineye koşmalıyım.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094086976102038546" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrHVHXmBfBI/AAAAAAAAAlg/WI077PKdZng/s400/27.07.2007+2.jpg" border="0" /&gt;..............................27.07.2007&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Durdum. Fotografa boş verip, artık onları hiçbir şekilde rahatsız etmemeyeceğim dedim.&lt;br /&gt;Dün akşam eve gittiğimde anne ve yavrulardan biri yuvada yoktu. Annesi tedirginliğini ona bırakıp diğer yavruyla gitmişti.&lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094854967794171250" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrSPmXmBfXI/AAAAAAAAAoQ/3RIDiqwQBoc/s400/kumru7.jpg" border="0" /&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;..............................&lt;/span&gt;28.07.2007&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Yuvada kalan muhtemelen son çıkan yavru olmalı. Bu gece eve vardığımda onu da göremeyeceğimden korkuyorum. Onu ürkütmemek için eve gitmemeli miyim?&lt;br /&gt;Ya da belki son bir kez daha bu gece görebilirim diyerek işten eve mi koşmalıyım?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul, 02.08.2007 – Fatma Özdirek&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-1113869453797319568?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/1113869453797319568/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=1113869453797319568&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1113869453797319568'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1113869453797319568'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/08/kumru-gnl.html' title='Kumru Günlüğü'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrHRx3mBe9I/AAAAAAAAAlA/nJ9mf-dyuTA/s72-c/kumru+1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-2238394248635426940</id><published>2007-08-01T16:59:00.000+03:00</published><updated>2007-08-02T10:54:42.363+03:00</updated><title type='text'>Yazmak / Ahu Erdoğan</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrGNDHmBe8I/AAAAAAAAAk4/iMmrYKeLL-M/s1600-h/ahu.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5094007738250394562" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrGNDHmBe8I/AAAAAAAAAk4/iMmrYKeLL-M/s400/ahu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;............&lt;/span&gt;Yazmak, istedikçe yapamadığım bir şey sanki. Tıpkı insanın yürürken adımlarına dikkat ettiğinde dengesini kaybetmesi, yalpalaması gibi… Özellikle elimde kalem, kâğıda dökmeye çalışıyorsam sözcüklerimi ve sadece yazmak isteğiyle geçmişsem masamın başına, ne yazacağımı hiç bilmeden, mutlaka eğri büğrü dökülür kalemimin ucundan harflerim. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;............&lt;/span&gt;Sonra mutlaka sakin olmalıyım eğer bir şey yazabileceksem… Mümkün değil öfkeliyken anlamlı bir şey çıkamıyor kalemimden. Öfkeliyken konuşamam bile ben, susarım, çekilmez bir suskunluktur bu, yan yana gelemez ne harfler ne kelimeler; her şey savrulur içimde her yana. Oysa en çok öfkeliyken işe yarar sanki yazmak; en azından teoride böyle olmalı bu… Uygulayabilenler de vardır eminim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;............&lt;/span&gt;En iyi huzurluyken yazabiliyorum sanırım, sonra hüzünlüyken; uzaktayken, seyirciyken, başkalarının hayatlarına kendi hayatımdan daha yakınken… Kenarda kıyıdayken, görünmeyecek bir yerlerdeyken… Hayatın o çok temel, çok basit ve çok göz önündeki detaylarını tam da kendim için tümüyle unuttuğum zamanlarda – kim bilir hangi çok önemli çok aceleci öncelikler yüzünden(!)- sıradan ve ekseri isimsiz birinde- bir yolcu, bir çocuk, bir simitçi, bir iskele görevlisi- görüp hatırladığımda bir de, yaşamanın o sadece var olmaktan gelen vazgeçilmez tadını anımsayarak birden… Üzmüyor beni yazmak, mutlu ediyor aksine, belki de o yüzden bazen ne yazacağımı bilmeden yazmak istiyor canım. En çok okurken istiyor hatta güzel bir şey okuyorsam hele, özeniyor muyum, hevesleniyor muyum bilmem… Ya da belki estetik çağrışımlar oluşuyordur zihnimde kim bilir… Çok mutluyken de yazamıyorum ayrıca; durulamıyorum yazabilecek kadar…&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;............&lt;/span&gt;İşte yine gitti… İmkânı yok devam etmek istemiyorum şimdi bu yazıya… Yoksa zora gelemiyor muyum? İyisi mi kimse sıkılmadan noktayı koyuvermek burada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahu Erdoğan&lt;br /&gt;30.07.2007&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-2238394248635426940?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/2238394248635426940/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=2238394248635426940&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/2238394248635426940'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/2238394248635426940'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/08/yazmak-ahu-erdoan.html' title='Yazmak / Ahu Erdoğan'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RrGNDHmBe8I/AAAAAAAAAk4/iMmrYKeLL-M/s72-c/ahu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-1556337447026782582</id><published>2007-07-30T22:57:00.000+03:00</published><updated>2007-08-01T17:14:07.965+03:00</updated><title type='text'>Yazmak (I) / Berna Efeoğlu</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rq5DiXmBe7I/AAAAAAAAAkw/TkBuv-4AEnQ/s1600-h/30.07.2007+085+2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5093082486330719154" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rq5DiXmBe7I/AAAAAAAAAkw/TkBuv-4AEnQ/s400/30.07.2007+085+2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;( I )&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzgün olduğum için mi yazıyorum ben, üzgün olduğum anlarda iç dökmek istediğim için mi; yoksa tam tersi yazmak üzüyor beni de, bu rahatsız duyguyu istediğim için mi kendime işkence olsun diye, pes edip pes edip, ardından yine yazmaya devam ediyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir keresinde anahtar sözcükler dökülüvermişti aslında ağzımdan, yazmak &lt;strong&gt;kendine dönmek&lt;/strong&gt;ti. İçimi burkan, derinliklere indirip kimi zaman oracıkta boğuveren, ama suyun üstüne çıkıp nefes alma ihtimaliyle bilmem kaçıncı doğumu yaşadığım, kendimi farklı şekilde yeniden bulduğum ve var ettiğim birşey yazmak. Acı veren bir dönüş. Kendime dönüp orada kaldığım zaman, her şey daha bir zor, içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Hemen kaçıp kurtulmak istiyorum kendimden. Uzaklaşıp yüzeyselleşmek. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yazmak&lt;strong&gt; yüzleşmek&lt;/strong&gt; demek oluyor böyle zamanlarda. İçime bakıp korksam da kimi zaman, gördüklerime savaş açma gücünü bulabilirsem kendimde, içimdeki susuşlar, yerini ‘içimi kusuş’lara bırakıyor usulca. Bu kusuş, kelimenin ilk akla gelen anlamındaki gibi iğrenç olabilir diye daha başlamadan öyle bir yer değiştiriyor ki susuşumla, ‘bırak dağınık kalsın’ hissi veriyor. Lanet olsun, bırak… &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İçime dönüp bakacak gücümü kaybettiğim anlarda bu susuşların süresi uzuyor. Sonra, biraz zaman geçiyor aradan. Bazen bir şarkı, bir söz, bir görüntü, bir gürültü ya da anlık bir hisle dolup taşma hali. Ve işte yine, yılıp bıraktığım o şeye baktığım yerde buluyorum kendimi. Susmayıp her şeye razı gelecek cesareti kendimde bulduğum anda ise, önce nispeten farklı bir iğrençliği yaşayıp, sonrasında elimi yüzümü yıkayıp, temizlenip ferahlamışçasına bir basamak daha çıkıyorum kendime yolculuğum ve kendime barışımda. İçimdeki pek çok şey, ve dışımdakiler. Her biri anlam kazanıyor. Gözümdeki kendim gibi. İşte o anda yazmak, kendimden öte &lt;strong&gt;bir anlam savaşı&lt;/strong&gt;na dönüşüyor artık benim için. Yazdıkça çözümleniyor her şey. Ama daha da karışıyor diğer yandan. İçinden çıkamıyorum. İçinden çıkmak için soyunmak gerekiyor, her şeyinle ortalara dökülmek. Utanmadan, sıkılmadan.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yazmak, &lt;strong&gt;örtüleri kaldırmak&lt;/strong&gt; işte bu yüzden. Çıplak kalmak, çıplak bırakmak. Ama sırf bu örtüler yerli yerinde dursun diye, kendimden ve yazı masasından uzaklaşıp kopup gidiyorum kimi zaman. Bazı şeyleri yok saymak, onları bilmekten iyi geliyor. Farkındalığımı görmezden gelip basitliği seçiyorum o anlarda. İşime geliyor. Yazmak &lt;strong&gt;basitlik karşıtı bir eylem&lt;/strong&gt; oluveriyor bu noktada. Nefretimi hak ediyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yazmak benim &lt;strong&gt;acı çelişkim&lt;/strong&gt; sanırım…&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Berna Efeoğlu&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;29.07.2007&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://befeoglu.wordpress.com/"&gt;http://befeoglu.wordpress.com/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-1556337447026782582?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/1556337447026782582/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=1556337447026782582&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1556337447026782582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1556337447026782582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/07/yazmak-i-berna-efeolu.html' title='Yazmak (I) / Berna Efeoğlu'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rq5DiXmBe7I/AAAAAAAAAkw/TkBuv-4AEnQ/s72-c/30.07.2007+085+2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-6330910903364175318</id><published>2007-07-16T23:21:00.000+03:00</published><updated>2007-07-17T16:03:34.753+03:00</updated><title type='text'>Hüzün</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RpvV4tUpBfI/AAAAAAAAAkQ/4gPkIPENqC0/s1600-h/16.07.2007+176-1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5087895374260667890" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RpvV4tUpBfI/AAAAAAAAAkQ/4gPkIPENqC0/s400/16.07.2007+176-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Gönlümün kıyısına vurur&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aşınan kayalar gibi ruhum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yorgun suskun öylece durur &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5087895095087793618" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RpvVodUpBdI/AAAAAAAAAkA/dA4W7LNF3eI/s400/16.07.2007+147-1.jpg" border="0" /&gt; &lt;div&gt;Islak kumlara yazılmış hikayeler &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ummana karışır silinir yavaş yavaş &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her dalga ömrümden bir şeyler koparır &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5087895258296550882" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RpvVx9UpBeI/AAAAAAAAAkI/noKuu_gJSn0/s400/16.07.2007+175-1.jpg" border="0" /&gt;Ağır ağır sönen gönlüm sakin koyları özler &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Son kum tanesi olana kadar &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gönlümün kıyısına vurur &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Son kum tanesini alana kadar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Cansın Erol&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff99ff;"&gt;&lt;em&gt;Şarkı, Şile feneri altındaki esintide can dostum Yarser'in duyarlı yüreğinden sesine yansıyan tınıyla kulağımda yankılanıyor.....&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-6330910903364175318?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/6330910903364175318/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=6330910903364175318&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/6330910903364175318'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/6330910903364175318'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/07/hzn.html' title='Hüzün'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RpvV4tUpBfI/AAAAAAAAAkQ/4gPkIPENqC0/s72-c/16.07.2007+176-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-140362837352683341</id><published>2007-06-20T12:12:00.000+03:00</published><updated>2007-06-20T13:01:41.426+03:00</updated><title type='text'>İki Yeni Kitap</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;Ruh ve kalemlerinin gücünü bildiğim BorgesDefteri'nden sevgili yazın dostlarım Ali Rıza Arıcan ve Dr. Ulaş Başar Gezgin'in kitapları ARA-lık yayınlarından çıktı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;Bir Asya tutkunu olarak büyük bir keyifle okuyacağım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;Sevgilerimle kutluyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;Fatma Özdirek&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;******&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;ÖYKÜ:&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;strong&gt;PASİFİK ÖYKÜLERİ - Ali Rıza Arıcan&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rnjx-y-J88I/AAAAAAAAAjg/F_u3AMEG6QM/s1600-h/pasifikoykuleri_PASFK_onkapak.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5078074640996889538" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rnjx-y-J88I/AAAAAAAAAjg/F_u3AMEG6QM/s400/pasifikoykuleri_PASFK_onkapak.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;On iki öyküden oluşan bu kitap yazarın Tayland'da ve Vietnam'da yaşadığı yıllarda yazmış olduğu öykülerden bir kısmını barındırıyor. Öykülerde belirli bir konu etrafında odaklanma olduğu söylenemez. İnsana ait doğallıklardan söz ediyor yazar. Aşktan, dinden, dostluktan, özgürlükten, sırdan ve burada sayılarak bitirilemeyecek pek çok bildik kavramlara açılıyor her bir öykünün kapıları. Kitaptaki öyküler sırasıyla şöyle: Kitaptaki öyküler sırasıyla şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İlâhi Şaka:&lt;/strong&gt; Kitap okuyarak düşünce dünyası değişen bir Budacı rahibin zincirlerini kırıp, kendi özgürlüğü ile karşı karşıya kalmasının öyküsü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Palyaço:&lt;/strong&gt; Gülmekten başka bir şey bilmeyen, zevk düşkünü bir gencin nasıl olup da bir devrim kahramanı olduğunun ilginç ve gülünç öyküsü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Genç Bir Yazarın Portresi:&lt;/strong&gt; Genç bir yazarın yaşamla, dostlukla, aşk ile olan mücadelesinin içinde meydana getirdiği fırtınalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İnat:&lt;/strong&gt; Doğu-Batı ikileminde de okunabilecek bu öykü, inatçı bir İngiliz ile ona yardım eden bir Türkiyeli'nin birlikte giriştikleri balık yetiştirme serüveni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hiç Bitmeyen Sözlük:&lt;/strong&gt; Wikipedia'nın ortaya çıkmasından önce yazılmış olan bu öykü sonu gelmeyen bir sözlüğü yazma işine girişen köy ahalisinin çabalarını ve bu köy hakkında bilgi almak isteyen bir gazetecinin gerçeği öğrenme uğrunda karşılaştığı zorlukları konu ediniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Duvar:&lt;/strong&gt; Hem aydın-köylü çatışması ekseninde hem de teleolojik Tanrı kanıtlamaları ekseninde okunabilecek bu öykü kısalığı ve doluluğu ile okuyucuya şaşırtıcı bir serüven sunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kuyu:&lt;/strong&gt; Bir yönüyle "Alice Harikalar Diyarında" masalını andıran bu öykü daha çok bilinçdışına yapılan derinlemesine bir yolculuk olarak algılanabilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Balık:&lt;/strong&gt; Ne kadar rasyoneliz? Modern hayatın çarkları arasında özgürlüğümüzü ne derecede yaşayabiliyoruz? Yoksa bir koyun sürüsüden tek farkımız iki ayak üzerinde yürüyor olmamız mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çelişki:&lt;/strong&gt; Tayland'da yaşayan bir Budacı rahibin elinde olmayarak güzel bir kıza aşık olması ve bunun sonucunda yaşadığı bunalımın öyküsü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Zaman:&lt;/strong&gt; Dağların arasında sıkışmış kalmış, kendi yetiştirdikleri ile geçinen bir köye günün birinde cezalarını çalışarak çeksinler diye iki mahkûm gönderilir. Mahkûmların yanlarında getirdikleri çantada köyün kaderini değiştirecek bir şey vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tokcay:&lt;/strong&gt; Aşırı sevimli ve yaramaz bir köpeğin satılmasından sonra sahiplerinin başından geçen olayların, insanlar ile hayvanlar arasındaki güçlü bağın, yalnızlığın ve terk edilmişliğin öyküsü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Göz:&lt;/strong&gt; Vietnam'da yeni çalışmaya başlayan paranoyak bir mühendisin güncesinden birkaç sayfa. Paranoyak olduğumu biliyor olmam takip edilmediğimi garantilemez değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;******************************&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;ANLATI:&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;ASYA YAZILARI - Dr. Ulaş Başar Gezgin&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rnjyuy-J89I/AAAAAAAAAjo/cwobJdlELK0/s1600-h/asyayazilari_asya_yazilari1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5078075465630610386" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rnjyuy-J89I/AAAAAAAAAjo/cwobJdlELK0/s400/asyayazilari_asya_yazilari1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;‘Asya’ denince aklınıza ne geliyor? Çekik gözler? “Çan çin çon” sözü? Yoksulluk? Yoksa uyanan bir dev mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitap, size Asya’da çok daha fazlasının olduğunu gösterecek.&lt;br /&gt;Avrupalılardan daha önce, Amerika’yı ilk keşfeden Türk kökenli Çinli amiral Zheng He ile 1421’de uzun bir deniz yolculuğuna çıkacak; oradan 2500 yıl önce Çinli bilge Sun Tzu tarafından yazılmış ilk strateji kitabının sayfalarında gezinecek, ama sonra bu bilgelik ve felsefe ülkesinin bugünkü toplumsal çöküşüne tanık olacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Don Kişot’tan önce bir Japonyalı kadın yazar tarafından yazılmış ilk romanı birlikte okuyacak, ‘Japon mucizesi’ üstüne düşüneceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japonya’da aşırı çalıştırılmaktan ölümleri, Hindistan’da kast düzenini, Kuzey Kore-Güney Kore sorununu, yorucu çözümlemelere girmeden, hepimizin okuyabileceği akıcılıkta gözden geçireceğiz. Siyam ikizlerinin öyküsünü öğrenip yine Siyam’dan bir köy romancısını tanıyacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve en sonunda, “Antarktika Tellioğullarındır!” deyip Antarktika üstüne sürmekte olan paylaşım savaşını ele alacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve her bir yazıdan sonra, dinlenmek, sanatın o hoşduyusuna kapılmak için Asya’dan çeşitli şiirler okuyacağız: “Ekmek parası mı kazanayım şiir mi yazayım?” diyecek Nepalli bir şair… İşgal dönemi Koresi’nden bir şair, “çalınmış tarlalara da gelir mi bahar?” diye soracak ülkesini düşünerek… “Benim ülkem cennet değildir” diyecek Filipinli bir şair, ülkesindeki yoksunluklara tanık olmamış turistlere… Ve Jose Rizal, bağımsız düşüncenin bu yiğit oğlu, son hoşçakalıyla veda edecek hepimize ve ardından bir şair “henüz değil Rizal henüz değil” diyecek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorucu olmayan ama uzun bir yolculuğa çıkaracak sizi bu kitap ve bittiğinde, kitabı okumadan önce Asya’ya ilişkin olarak ne kadar az şey bildiğinizi şaşırarak farkedeceksiniz…&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-140362837352683341?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/140362837352683341/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=140362837352683341&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/140362837352683341'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/140362837352683341'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/06/iki-yeni-kitap.html' title='İki Yeni Kitap'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rnjx-y-J88I/AAAAAAAAAjg/F_u3AMEG6QM/s72-c/pasifikoykuleri_PASFK_onkapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-8248073214637219548</id><published>2007-06-07T17:54:00.000+03:00</published><updated>2007-06-07T18:15:44.331+03:00</updated><title type='text'>YARATICI YAZARLIK KURSU / Hakan İşcen</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Öykü ve şiirlerini okuyup, paylaşmaktan keyif aldığım sevgili dost Hakan İşcen'in ilk öykü kitabı Everest Yayınlarından çıktı. Kutluyorum...&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Fatma Özdirek&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RmgciC-J82I/AAAAAAAAAiw/sWB-xkwZhU8/s1600-h/Hakan+Iscen.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5073336351471563618" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 237px; CURSOR: hand; HEIGHT: 319px" height="299" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RmgciC-J82I/AAAAAAAAAiw/sWB-xkwZhU8/s320/Hakan+Iscen.jpg" width="208" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#330099;"&gt;“Pazar günü annem öldü; &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="color:#330099;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;em&gt;ben de salı günü kursa yazıldım. Tabii ki yazar olmak için annemin ölmesini beklemiyordum. Ama onun ölümü, bir yandan göğsümü rendelerken diğer yandan beynime inen bir balyoz etkisi yarattı:&lt;br /&gt;Yeter artık, hiçbir şeyi erteleme!"&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;HAKAN İŞCEN&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;1961 yılında Ankara’da doğdu. 1982 yılında Marmara Üniversitesi Ticari Bilimler Fakültesi’nden (İ.T.İ.A) mezun oldu. 1983 yılında İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadı Enstitüsü’nde lisansüstü eğitim programını tamamladı. 1991 yılından beri kurucu ortağı olduğu, bilişim sektöründe yer alan bir şirkette, ticari faaliyetine devam ediyor. 1991-2004 yılları arasında çeşitli yazınsal atölye çalışmaları içinde bulundu. Bu çalışmalar kapsamında “Dünya Şiir Günü” önerisini Türk PEN’ine sunan ve kabul edilmesini sağlayan şair grubu içinde yer aldı. Altzine, Altkitap, Borges Defteri, Eşik Cini, Hayal, Havuz, Kül Öykü, Notos Öykü, Öteki-siz, Özgür Edebiyat, Sınırda, Yitik Ülke gibi dergi ve edebiyat sitelerinde şiir, deneme ve öyküleri yayınlandı. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-8248073214637219548?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/8248073214637219548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=8248073214637219548&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/8248073214637219548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/8248073214637219548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/06/yaratici-yazarlik-kursu-hakan-icen.html' title='YARATICI YAZARLIK KURSU / Hakan İşcen'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RmgciC-J82I/AAAAAAAAAiw/sWB-xkwZhU8/s72-c/Hakan+Iscen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-5331962043811711587</id><published>2007-06-05T13:34:00.000+03:00</published><updated>2007-06-05T13:40:18.681+03:00</updated><title type='text'>KİRLİ BEYAZ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RmU9bi-J80I/AAAAAAAAAig/SO2wGgRye0o/s1600-h/salvador+dali.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5072528098755998530" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RmU9bi-J80I/AAAAAAAAAig/SO2wGgRye0o/s400/salvador+dali.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çekmecedeki tozlarından ne kadar kurtulmaya çalışsam da başaramadığım. Silmenin, sirkelemenin, yerden yere vurmanın kar etmediği. Öğle sıcağında yapışıp kalan tendeki ter gibi. Neyse ki kokusu yoktu. Bu yüzden, görmesem de duyuyordum diyemiyorum. Dokundukça hissediyordum sadece, baktıkça görüyordum.&lt;br /&gt;Ondört ay, yirmidört gün sonra sadece kirli beyaz bir gülüş. Kirli beyaz...&lt;br /&gt;Öğlenin bir vakti renkler, çocuklar ve gelenekle arama girdiğinde; sadece kirli beyaz bir gülüş. Hayır hayır... Gülüş bile değil, sırıtış...&lt;br /&gt;Yine de dokununca ellerim, ayaklarım birbirine dolandı.&lt;br /&gt;Çekmeceler yerlere dökülüp saçıldı. Döküldüğü gibi toparlandı da. Hatta usulca yerlerine yerleşti, tozsuz. İçlerinde kirli beyaz.&lt;br /&gt;Yavaşça kapadım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul, 03.06.2007 - Fatma Özdirek&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-5331962043811711587?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/5331962043811711587/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=5331962043811711587&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/5331962043811711587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/5331962043811711587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/06/kirli-beyaz.html' title='KİRLİ BEYAZ'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RmU9bi-J80I/AAAAAAAAAig/SO2wGgRye0o/s72-c/salvador+dali.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-2819618672143396559</id><published>2007-05-30T16:54:00.000+03:00</published><updated>2007-05-31T23:13:11.427+03:00</updated><title type='text'>GOYER   /   İlyas Halil</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rl2CRtqmMSI/AAAAAAAAAiA/9rZFi0caX7U/s1600-h/Goyer.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5070351996316692770" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rl2CRtqmMSI/AAAAAAAAAiA/9rZFi0caX7U/s400/Goyer.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#cccccc;"&gt;Reşit beyi dinliyordum. Otuz yıl önce yaşadığı yerleri ziyaretten yeni dönmüştü. Montreali neden bırakıp döndüğünü, gitmekle yaşantısını nasıl zehir ettiğini anlatıyordu.&lt;br /&gt;`Üsküdarda evimizin önü, üstü, ardı masmaviydi `dedi. `Sabahları yalap yalap su, göklerin yosunu.. Tekneler geçer giderdi uzaktan. Karşımda bir sıra kıyı, ince yeşil. duman.. Motor sesleri duyulmazdı, martı bağırtılarından.. Ak yelkenlerin içi rüzgar hep..&lt;br /&gt;Marmaradan` `Gitmeseydin` dedim. `Kimse kolundan çekip sürüklemedi ki` `İtin biri` dedi ` Montreal sokakları yağdan demişti. Kızları baldandı güya. Serde gençlik.. Yatağı yorganı yüklendim. Yollara düştüm. Suda topraksız büyüyen bitkiye döneceğimi, kök salmanın güç olacağını nereden bilecektim`. Balkonda kahve içiyor, gençliğini nasıl Ağustos böceği sanarak boş geçirdiğini anlatıyordu. `Hadi gittin neden hemen dönmedin ` dedim. `Gençlik.. Şaşkınlık ` dedi. `Kişi bacağının kesildiğini ancak bin yıl topalladıktan sonra öğreniyor. `Bir ay önce Goyerde çektiği resimleri, kaldıkları apartmanı gösterdi. Kekikli ekmek, çövenli pastırma koktuğunu söyledi.&lt;br /&gt;`Kapıcının zilini çaldım` dedi `Yaşlı bir adam beni “Sicak bir merhaba” ile karşıladı. Karşılık vermediğimi görünce, `Bu selamın karşılığı “Merhaba on to you” dedi.` Kusura bakma bilmiyordum` dedim. `Seni üzmek için söylemedim` dedi `Orta çağlardan kalmış bu selamı bizden çok önce Goyerde yaşamış bir kavim kullanıyordu. Birbirlerine “Sana Barış armağan ediyorum” anlamında. “Merhaba” derlermiş. Selam`ın karşılığı “Senin de evini Barış şenlendirsin”anlamında “Merhaba on to you” imiş.&lt;br /&gt;Goyere 1963 yılında yerleştim. Uçaktan gözleri pırıltılı Anadolulu inmiş. Kuzey Kutbunda altından yapılmış güneşi aramağa gelmiştim.&lt;br /&gt;Mevsim sonbahardı. Ay kızıl yapraklı, biber acı Ekim. Çanağı çömleği Haliçte. yüklemiş Gemileri öküzlerle çekmiş, elimde karanfil akşamın son aydınlığında Fatihin torunu gibi Goyere girmiştim.&lt;br /&gt;Sokak halkı kaldırıma dizilmiş bize hayretle bakıyordu. Külüstür kamyonetten indirdiğim eski yatakları, kırık iskemleleri, üç ayaklı masayı, iki tavuğu, süt veren keçiyi, pompalı gaz ocağını, oklavaları, iri et bıçaklarını süzüyordu... Hepsinin elini sıktım. Merhaba dedim. Özlem yıllarım başlıyordu. Kışı görmemek için pencereleri güneşle boyuyacak, bahar akşamları için odaları Erenköy çiçekleriyle bezeyecektim.&lt;br /&gt;Soğuk günlerde battaniyelere sarıldı mahalleli. Sonra nar yanaklı bebeler indi bacalardan, sesiz girdiler açık pencerelerden. Bir evde Ali, diğerinde Kemal, yan apartmanda Arzu Mete Metin, sonra Işıl Ilgın.&lt;br /&gt;Çok geçmeden cocukları her sabah karda kışta başlarını yünle sarıp, okula göndermiştik. Mehmet bu sokakta kumara dadanmıştı.&lt;br /&gt;Üst pencereye baktım. Mutfağımızdan kuru fasulye kokusu geliyordu. Boyası dökülmüş yemek odasında dostlar.. Güçlü rakı kokusu bizi uzak yerlere savurmuş. Masada İlhan, Aydın , Nejdet, Saadet, Erdem Ülkü.. Harıl harıl Bursa şeftalilerinden İzmir üzümünden Adana sıcağından söz ediyoruz...&lt;br /&gt;Loş bir ışık yatak odasında. İki yorgun insanın fısıltısı. Tanıdığım sesler.. bildiğim konu. Ay sonu. olmasına karşın. Ay başı o kadar uzak ki.. Kısa bir sürede Goyer düğün evine, bayram yerine döndü. Metin katıldı sokağa. Sonra Adem, kasap İzzet, Doktor Nejdet baharın çiçek kokuları gibi açık pencerelerden apartmanlara doldular.&lt;br /&gt;Arabası bozulan karda kışta Ataçeri`yi koşuyordu işe. Dolapdereye dönmüştü arka sokak. Üzülen sıkılan Aydının kapısını çalıyordu. Konu komşu birbirinin akrabası dostu. Müslümanı Yahudisi Katoliği aynı karanlıktan korkuyor aynı parasızlıkla savaşıyordu. Sünnet düğünlerinde bütün mahalle İtalyanı Yahudisi bizimle halay çekti göbek atmıştı. Can sıkıntısında rakı içti kana kana doyasıya üzülmüştü. Üzüntüleri çinde mutluydu göçmenler.&lt;br /&gt;‘Neden kalmadın, Montreal güzel bir kent’ dedim. ‘Güzel olduğunu biliyorum’ dedi. Suç bende. Hatayı başta yaptım... Eski şerit metremi, taş okkamı, teneke litremi beraberimde götürmüştüm. Çocukken yastığımın altında sakladığım resim defterim vardı. Yola çıkmadan eski çizdiklerime baktım. Sokağımızı çocuk gözümle çocuk çizgilerimde aradım. Dizimi ilk sıyırdığım ağacı buldum. Beni ısıran köpek ikinci sayfada.&lt;br /&gt;Üsküdar’ı geride bırakıp gitmek istemiyorum. Çiceklerimi ağaçlarımı teker teker renkli tebeşirle defterime yerleştirdim. Bahçemizin güllerini, erik ağacını, çiçek yüklü akasyaları beyaz tebeşirle aktardım. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#cccccc;"&gt;Penceremi süsler diye araba tekeri çizdim defterime. Sarı ışıklı. Emirgan günesi. Beyoğlu’nda sahlep kokusu takıldı araba tekerine. Susamlı sıcak simit. Ocak acı soğuğunu unutturacaktı güya bize. Pencereyi açınca horoz ötecekti Goyer sokağında. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#cccccc;"&gt;Kırlardan yeşil tebeşirle çizilmiş sıra ağaçlar çaldım... Fındık büyük yuvarlak çizgiler Adana’dan Abidin Paşa caddesinde arabacılar. Tarsus garında ayran kebap satan çocuklar doldu defterime. Resimlerime ‘merhaba’ diyecegim her sabah... Hasta olmasa da Emine’nin sağlığını sorarım ayakkabı tamircisi Ahmet efendiye. Bit pazarında ayakkabı onarırdı ben çocukken. Cemile hanım iyidir insallah yakında kurtulur diyeceğim Bakkal Osman’a. Eşinin oğlan doğurmasını çok isterim diyeceğim... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#cccccc;"&gt;Bademlerin erken ciçek açtığı yıldı. Buluştuğumuz bir yer vardı Bebek tepelerinde. Deniz önümüzde tebeşirle çizilmiş çamaşır çividi. Üstümüzde bulutlar martı kanadı ak. Ağaç altında oturur, birbirimize doyasıya bakardık... Parasız günlerimde aybaşını beklerken gözlerinin rengi ile oyalanacağım. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#cccccc;"&gt;Goyer’de sokağa yapıştırdığım yeşil ağaç resimler gürültü yapmağa başladı. Huylarımız uyandı ağaçlarda. Çınarlar kızınca nağra atıyordu. Yaz günleri geç saatlerde pencereler açıkken akağaçlar bağıra bağıra konuşuyordu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#cccccc;"&gt;Araba tekeri guneş’im aksamları birayla kafa çekiyor uçkurunu tutamayınca sokağın başında işiyordu. Abidin Paşa caddesinde arabacılar ana avrat sövüyorlar işler yavaşlayınca... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#cccccc;"&gt;Resim defterini verdi ‘Pencereden dışarı bak’ dedi. ‘Ne goruyorsun?’. ‘Sokak’ dedim. ‘İyi bak’ dedi. ‘Boğazı göreceksin’. Deniz vuruyordu kaldırıma... Sandallarda balıkçılar uskumru lüfer kızartıyordu. Kokudan şikayetçi konu komşu polisi çağırmış balıkçıları atmışlardı Goyer’den... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#cccccc;"&gt;Goyer bize, yağmurdan korunacak çinko bir dam, yazın gölgesinde oturacak bir çınar, kışın ocakta çorbamızı ısıtacak bir yer olmuştu. Fırınlarında ekmek bizim ekmeğe benziyordu. Çeşmelerinde sular, kavacık suyu. Rüzgar Anadolu cicek kokularını doldurdu evimize. Sanki hiç çıkmamıştım Üsküdar’dan. ‘Reşit’ dedim ‘madem ki Üsküdar’ı Montreal’e taşıyacaktın neden Üsküdar’ı yakıştığı yerde bırakıp Üsküdar’da kalmadın?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Haklısın` dedi `Döndüğüm iyi oldu` dedi. `Gittiğime de sevindim. Hiç bir şey yapmadıysak Bir iki Polonyalı üç beş yaşlı Macar Eski bir masal yaşar gibi `Barış` anlamında birbirlerine Merhaba demeyi öğrendiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İLYAS HALİL&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-2819618672143396559?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/2819618672143396559/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=2819618672143396559&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/2819618672143396559'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/2819618672143396559'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/05/goyer-ilyas-halil.html' title='GOYER   /   İlyas Halil'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rl2CRtqmMSI/AAAAAAAAAiA/9rZFi0caX7U/s72-c/Goyer.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-1830376796882508286</id><published>2007-05-30T15:04:00.000+03:00</published><updated>2007-05-31T23:01:15.439+03:00</updated><title type='text'>İLYAS HALİL'den iki şiir</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5070366066629554514" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rl2PEtqmMVI/AAAAAAAAAiY/qjXcrqHwxN0/s320/20-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;SEMA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;Seninle karşılaştığım gün&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;Güneş doluydun. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;Güzel bir maviydin.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;Renklerine şaşmıştım. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;Sana yerim yurdumsun dedim. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;Kanat aramağa çıktım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;Nihayet uçmayı beceriyorum&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;Seni geziyor seni tadıyorum artık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;Çiçekli tomurlarına bakıp &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;Uçmak güzel şeydi &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;Bitmediğini &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;Görünce şaşırmıştım&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gökyüzü olduğunu nereden bilecektim.&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;*** *** *** **** ***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;SEVGİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;Sevgiden yana &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;Çok yıl biriktirdim&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;Yetmiş yedisinin &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;Her saniyesinde yaşadım seni . &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;* &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;İlk öğrendiğim şeydin &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;Su ıslatmaktan vazgeçse &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;Bile &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;Senden vaz geçemem artık. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cccccc;"&gt;İLYAS HALİL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-1830376796882508286?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/1830376796882508286/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=1830376796882508286&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1830376796882508286'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1830376796882508286'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/05/sema-seninle-karlatm-gn-gne-doluydun.html' title='İLYAS HALİL&apos;den iki şiir'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rl2PEtqmMVI/AAAAAAAAAiY/qjXcrqHwxN0/s72-c/20-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-6112619462344257759</id><published>2007-05-16T10:42:00.000+03:00</published><updated>2007-05-17T14:28:30.788+03:00</updated><title type='text'>Çinili Hamam</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rkq6MNqmIZI/AAAAAAAAAC4/6SAAg_XH3b4/s1600-h/chamam.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5065065449921061266" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rkq6MNqmIZI/AAAAAAAAAC4/6SAAg_XH3b4/s400/chamam.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Zaman zaman duygu yoğunluğu ve beden yorgunluklarımızı baharla ilişkilendiririz. İç kıpırtıları, heyecanlar ilk baharın; durgunluklar, hüzünler sonbaharın başlangıcında gelip bizi bulur, ya da biz alırız onları koynumuza. Bunda mevsim değişikliklerinin etkisi vardır, ama nedenin tastamamı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nisan da böyle giriverdi. İçindeki öteki ben ‘kısrak’ dur durak bilmeden koşup durmakta, gerçek ben ‘katana’ ise aheste ilerlemekte, hatta olduğu yerde saymakta. İkisi birbiriyle bir türlü uyum sağlayamayınca ortalık viraneye dönmekte. Kısrak, bu viraneyi çekip çevirmek, gam kasafeti su ile akıtıp, birikmişlerden arınmak gerek deyip, bir de çinilerle gözünü boyamış, katananın yerinden kalkmasını sağlamıştı. Katana nasılsa kırdı zinciri. Tası, tarağı, keseyi, havluyu, terliği, şampuanı, sabunu koydurdu çantaya, düştü yola.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç yıl önce bir İtalyan arkadaşından duymuştu Üsküdar’daki Çinili Hamamı. Utanmıştı. Elin oğlu üç günlüğüne geliyor sevgili İstanbul’unun her yerini öğreniyor, o daimi sevgilim dediğinin en önemli güzelliklerini görüp bilmeyi hep sonraya bırakıyordu. O günden beri hep görmek istemiş, elinin altındaydı ya nasılsa görürdüye yenilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ağacın yanından geçti, dallarda toplu iğne başı büyüklüğünde erikler. Daha net görebilmek için burnuna indirdi başındaki gözlüğü. Havanın sıcaklığı sizi de kandırdı, zamansız meyveye durdunuz, dilerim kırağıya tutulup dökülmezsiniz diye düşünüp, buruldu. Dünün Hardal sokağı, bugünün gayriresmi Sinan Çetin’i olduğundan beri merdivenler çıplak!.. Seke seke aşağı bırakıverdi kendini. Birkaç ay öncesine kadar yeni sevgililer gibi kucak kucağaydı, beton merdivenle yaprak dökmeyen bitkiler. Budana budana tükenmeye yüz tuttular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahilde yalancı kirazlar pembe beyaz çiçeğe durmuştu, onları görünce yüzü aydınlandı. Sonra yol kenarlarındaki yeşillikler arasında hercai menekşe, nergis, papatya ve lalelere rastladı, coştu birden. Ne güzeldi renkleri. Bir de ömürleri uzun olsaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiler ne güzel bezemişler çinileri mavi, beyaz, kırmızı lalelerle. Ancak bu işin ustaları çinilere nakşederek sonsuz kılmış onların ömürlerini. İznik çinilerinde açan kırmızı laleler dünyanın yedi düveline nam salmış. Bugün önemli müzelerde rastlanı(labili)yor onlara. Çiniyle kırmızıyı buluşturmak öyle kolay iş değilmiş. İşin sırrı halen tam çözülememiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çinili hamamın çinilerinin nereden gelmiş olabileceğini düşündü. İznik’ten mi, Kütahya’dan mı? Heyecanlandı, adımlarını sıklaştırdı. İskeleye vardı. Kim bilir ne kadar güzel olurdu Şirketi Hayriye’den günümüze kalan vapurlarla salınarak Üsküdar’a geçmesi. Onlarsa zamandan çok kar hırsına yenilmişlerdi. Bindi bir motora, vardı metro ve tüp geçişin hazırlıkları nedeniyle delik deşik olmuş karşı kıyıya. Soğuğu sevmezdi. “Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur” demek istedi, ıslanarak. Oysa soğuğa rağmen hava alabildiğine güneşliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnşaat nedeniyle her gün daha daralıp kaldırımsız kalan yollarda kah inşaat bölüntülerine, kah insanlara çarparak, arabalara sürünüp geçerek vardı Toptaşı’na. Soldaki sokağa girip biraz ilerledi. Caminin yanından sağa döndü. Bir süre sonra cadde yükselmeye başladı. Bir çatala geldi. Hamamı sordu. Sağda, üç yüz metre ilerde, caminin yanındaymış. Biraz daha ilerledi, terledi. Eskiden terlemezdi. Menepozun yaklaşmakta olduğunu düşündü, yoruldu. Hamamın kubbelerini gördü bakımsız, girişi gibi. Kapıda bez bir örtü. Üstünde “For Men” yazısını okudu. Hemen uzaklaştı. Pişman oldu. Bu sözcüğü bilmek zorunda mıydı? Girseydi içeri, görseydi erkek hallerini. Hamamın çevresinde yüz seksen derece döndü. Yine bir bez örtü. Üstünde “For Women” yazısı. Bez örtüyü kaldırdı, kapı kolunu tuttu, girdi içeri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğukluk alanda birkaç kadın gezinmekte. İkisi peştamallı, biri bornozlu. Başka iki kişi oturmuş gazoz içmekte. Selamlaştılar. Duvardaki mavili çirkin fayanslara ilişti gözü. Hamamcı kadın soyunma odasının anahtarını verdi. Leylak rengi naylon terliklerini giyip, üst kattaki odaya gitti. Soyundu, bikinisini giydi, peştamalına sarındı. Kapıyı kapatırken anahtarın ucundaki on üçü görünce, bu sayının kendisi için anlamını düşündü. Önce ilkokul numarası olmuştu. Sonra nedense modaya uyup uğurlu sayım demişti, herhalde unutamadığı için ilkokul günlerini. Daha sonra parmağının parçalanışını hatırladı. Şirket yöneticisi telefonunun dahili numarasının on üç olmasını uğursuz sayıp istememiş, çocukluğunun güzel günleri anısına kendisine bağlanmasını istemişti hattın. Hat bağlandıktan birkaç dakika sonra kurander yüzünden çarpan demir kapının arasında kalmıştı incecik ve zarif elinin orta parmağı. Tek güzel uzvum da gitti diye içi sızlamıştı. Ameliyat kar etmemiş, parmak ucu düşerek nişane olarak kalmış; yine de on üçe toz kondurmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamamcı kadının kese isteyip istememesini sormasıyla unuttu on üçü. Girdi sıcak bölüme. Ortadaki göbek taşında bir kadın sere serpe yatmakta, biri natırın ellerine teslim. Çevresinde pekçok oda. İkisi modaya uyup saunaya dönüştürülmüş, diğerleri beş kurnalı açık oda. Su boruları sıva üstünde, musluklar en adisinden, günümüz işi. Bir kurna seçti. İçindeki suyu boşalttı. Yeni doldurduğu suyla oturacağı yeri yıkadı. İlk şampuanını yapmıştı ki natır geldi. Şampuanlandığı için kiri çıkmazmış. Yeniden sabunlanıp terlemesi gerektiğini söyledi. Sabunlandı, birkaç dakika geçmeden natır yeniden geldi. Göbek taşına yatmasını istedi. Kadının elindeki siyah keseden iğrendi. Yıllardır hiç kullanmadığı beyaz kesesini kadına verdi, onunla keselemesini rica etti. Keseyle tenin buluşması pek başarılı sayılmazdı, zira ikisi neredeyse son onbeş yıldır hiç buluşmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk hamama gidişi Oniki Eylül sonrasında bir gösteride tutuklanıp onaltı gün yattığı Birinci Şubeden çıkışında olmuştu. Orada yattığı sürece yıkanamamıştı. Yetmez gibi pisikolojik başkı amacıyla tıkanan tuvaletlerdeki boklar zemindeki suda yüzüyor, ayaklarına değiyordu. Musluklar dokunulacak gibi değildi, yüzünü zor yıkıyordu. Fırçayı ağzına götürdüğünde bir öğürtü tutuyor, mide bulantısından dişini fırçalayamıyordu. Tuvaletten her çıktığında daha çok kirlendiğini sanıyordu. İkinci gidişi Doksanlı yılların ortalarına doğru oldu. Geçirdiği trafik kazası sonucu üç ay iki kolu alçıda kalmış, alçılar açıldığında kollar bir türlü bir araya gelememişti. Birkaç aylık fizik tedavi sonrası elini kolunu kullanmaya başladığında hemen hamama koşmuştu. Böyle durumlarda insanın vücuduyla, hatta kendisiyle yabancılaştığı olurdu. Üzerine sinen kiri, kokuyu bir türlü atamayacağını sanırdı. Arınmak için suya girmek yetmez, onu kazımak da gerekirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kese sonrası yeniden kurnanın başına gitti. Saçına Hint kınası sürdü. Yarım saat beklemesi gerekiyordu. Bekleme süresini sigara içerek soğuk alanda geçirmek istedi. Sigarasını yakıp, deri kaplı metal sandalyeye oturdu. Alt katta sıralı odalar. Üst kata çıkan tahta merdiven ve tırabzanları, üst katın hoş ahşap oda bölüntülerini izledi. Duvarlardaki fayansları arabesk buldu. Hamamcı kadına çinileri sordu. Renklerini merak ediyordu. Hamamcı kadın da görmemişti onları. Güya eskiden varmış. Onlar aldığında viraneymiş yapı, çinilerden de eser yokmuş. Efkarlandı, kurnasının başına döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçına döktü ılık suyu. Kına simsiyah aktı bembeyaz mermere. Gözüne kaçtı bir miktar, gözü yandı. İyice yıkadı saçını. Bir süre sonra geçti gözündeki acı. Geçmeyen acıları düşündü, mermerden akıp giden siyahı. Saçının rengini merak etti, aynası olmadığı için göremedi. Natır geldi, kapanacakmış hamam. Çar çabuk paklandı. Odasına gidip giyindi. Susadı gazoz aldı. Gazozun asiti içini ılıttı, üstündeki rehaveti attı. Hamam, natır ve içecek ücretini ödeyip çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşamın yumuşak ışığı önündeki caminin duvarına, yandaki müştemilatın bacasına, oradan da kalem gibi zarif minareye çekti dikkatini. Caminin içini merak etti. Avludan içeri girdi. Cami kapısı kilitliydi, üzerinde “Çinili Cami” yazıyordu. Güneşin etkisiyle aynaya kesmiş cama hamamın etkisiyle pembeleşmiş yüzünü dayadı, ellerini gözüne siper ederek içeri baktı. Aradığı çiniler oradaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul, 10.04.2007 – Fatma Özdirek&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-6112619462344257759?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/6112619462344257759/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=6112619462344257759&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/6112619462344257759'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/6112619462344257759'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/05/inili-hamam.html' title='Çinili Hamam'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rkq6MNqmIZI/AAAAAAAAAC4/6SAAg_XH3b4/s72-c/chamam.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-5812219600874428834</id><published>2007-05-14T00:43:00.001+03:00</published><updated>2008-07-18T17:16:01.541+03:00</updated><title type='text'>Karadeniz'in Kıyıcığından  - 5 -</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RkeIA0mQejI/AAAAAAAAACw/EYTsXd57nD4/s1600-h/13.05.2007+100.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5064165853701896754" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RkeIA0mQejI/AAAAAAAAACw/EYTsXd57nD4/s400/13.05.2007+100.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Bizim Köyün Halleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sık sık ağına düştüğüm Oblomovluk dönemlerimden birindeydim. Gün ikindiye dönmekte, ben dünden beri yataktaydım. Uyumuyordum. Elimdeki dergiden Çehov’un yaşam öyküsünü okuyordum. Onun Badenweiter’de bir otel odasında yaşamı noktalarken “&lt;em&gt;Ich sterbe... (Ölüyorum)... Şampanya getirin.&lt;/em&gt;” deyişine takılmıştım. Yazı şöyle sonlanıyordu: &lt;em&gt;“Moskova’ya üzerinde “İstiridye” yazılı bir vagonla gidiyordu. İstiridye içinde incisini taşıyordu. Yaşamı boyunca asla kaybetmek istemediği mizah duygusuna nazire yapar gibi.”&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Henüz iki haftalık Bahar’ın anasına tiz perdeden “Mööö” seslenişiyle Çehov’un son yolculuğu da sonlandı. Burnuma gübre kokusu doldu. Yatağımın karşısındaki açık balkon kapısından yemyeşil ormana kaydı gözlerim. Ardından leylak kokusunu duydum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgilinin dırdırından arada bir uzaklaşmak için bir kaçıştır köy. O sevgili ki İstanbul'dur. Daha az araba ve insan, daha çok kuş, böcek sesi, daha çok yeşil. Daha çok doğanın kokusu… Benim için bir artısı daha vardır. Hem bunları duyar yaşarım, hem de anam, kardeşim ve yeğenlerimle hasret gideririm. Hatta odamın balkonunun biraz ilerisindeki ahırdaki anabir kardeşlerimle. Nasıl anabir oluyoruz demeyin. Çünkü anam için öncelik onlardadır, farksızdır çocuklarından. Söylediğine göre biz başımızın çaresine bakabilirmişiz, ama onların bizden çok ihtiyacı varmış ona. Bundandır bizim onları kardeş bilmemiz. İster inanın ister inanmayın birbirimizi kıskandığımız bile olur. Anam onların yanında bizim saçımıza dokunsa vay haline; en hafifinden süt vermezler, kıyabilecek kadar kızmışlarsa boynuz gösterdikleri bile olur. Biz de başımız sıkışınca, onlara bizden daha çok zaman ayırıyorsun diye sitem ederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köyde, kentin bilinmezi ve gizemi yoktur. Her şey bildik, bilindik, çoğunlukla da tek düze… Belki budur da, beni dingin ve huzurlu kılan orada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat zaman pek çok şeyi değiştiriyor. Değiştirdi köyleri de. Önceleri otlaması için ormana salınan inekler bir iki kaybolmaya başladı. Sonrasında evlere dadandı hırsızlar. Hayvan, eşya, para. Cebe sığanı cepte, sığmayanı kamyonlarla taşıdı soyguncular. Yenilerde bir iki çocuk kaçırıldığı söylentisi çıktı. Göz görmeyince pek inanmadık duyduklarımıza. “Söylentidir, olmaz böyle şey” deyip unuttuk gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çarşamba günü anneme gelen bir konuk, oğlunuzun asker arkadaşının kardeşiyim diye kendisini tanıtmış. Annem hatırlamayınca, fi tarihinde kız kardeşimin onlara düğüne gittiğini söylemiş. Annem böyle bir olayı anımsamış, fakat genci anımsayamamış. “Daha önce böyle birini hiç görmedim. Yeni moda çenesiyle dudak altına sıkışmış ince bir sakalı vardı. Hani sakalı yüzünü kapasa değiştirmiştir, belki daha önce gördüm de hatırlamıyorum diyeceğim” diyor. Gencin derdi, uğrayıp hal hatır sormak değilmiş. Benzini bitmiş, paraya ihtiyacı varmış. Yani borç istermiş. Annem bir gün önce kaybolan anahtarını ve köydeki hırsızlık olaylarını anımsayıp kuşkulanmış. “Oğul ben yaşlı bir kadınım, bende para ne arar?” demiş. Demiş demesine de pek inandırıcı olmamış. Acele köyüne gidip anasını doktora götürmesi gerekmiş, ihtiyacı bu nedenleymiş, yoksa kötü bir niyeti yokmuş, gibi ısrarcı olmuş. Hastalık deyince anamın yüreği yumuşamış, “gidip kızıma bir sorayım” demiş. Birlikte kardeşimin yanına gitmişler. Kardeşim de genci anımsamamış. Borç konusunda o kadar ısrar ediyormuş ki kardeşim cebindeki On Lirayı gösterip “Bu ekmek param, başka da yok. İhtiyacını görürse buyur” demiş. “Sağ ol abla, benim Üçyüz Liraya ihtiyacım var” deyip gitmiş. Bizimkileri almış bir endişe, hemen gidip kapının kilidini değiştirmişler. Kapının kilidi değişince rahatladılar sanmayın, camlar yerden bir metre yüksekte. Köyde ne gerek var korkuluğa diye, zaten böyle bir önlem yok. Olsa da ev yıkıldı yıkılacak. Yetmez gibi onun üzerinde cam, hangine korkuluk yaptırsınlar? Hoş yazlıkçıların evleri tam tekmil korkuluklu, buna rağmen kamyonlarla boşaltılmadı mı? O gece endişeyle yatıp, yarına Allah kerim diyerek uyumuşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün annem ahır, bağ-bahçe işleriyle, kız kardeşim çocuklarla uğraşarak olayı unutmaya çalışıyormuş. İkindi ezanı ardından, henüz namaza durulurken bir bağırtı kopmuş. Anayolun üzerindedir bizim cami. Yan komşumuz yetmişlik amca namaza koştururken yanında bir araba durmuş. Arabadan iki kadın inmiş, adamcağızı “ne tatlı dedesin sen” diyerek yakalamışlar. Başlamışlar mıncıklamaya. Yol ortasında öyle cüretkar mıncıklamışlar ki cebindeki Binyeziyüzelli Lirayı bulmuşlar. Bu sırada adamcağızın feryatlarına camidekiler fırlamış. Kadınları yakalamışlar, sürücü arabayla kaçmış. Jandarmayı çağırmışlar. Davacıyı, davalı kadınları ve görgü tanıklarını alıp merkeze götürmüşler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamcağız “bana saldırdılar, paramı çaldılar” demiş. Kadınlar “selam verince adam bize göz koydu, yandaki tuvalete götürmeye katlı” demişler. Görgü tanığı seksenlik ihtiyar “eğer örtülü başına saldırıp urgan gibi saçlarını elime dolamasaydım, parayı alıp kaçacaklardı” demiş. Ender bir olay, bu kez soyguncular yakalanmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayı duyan komşu köylüler geçmiş olsuna gelmiş. Dün de kendi başlarına tuhaf bir olay geldiğini söylemişler. Meğer anneme gelen genç, bizden sonra diğer köylerin imamlarını ziyarete gitmiş. Bir imama “beni falanca köyün imamı size yolladı, paraya ihtiyacım var, onda yokmuş sizin vermenizi rica etti” demiş. Biraz ondan para almış. Daha sonra bir başka köye gidip o köyün imamına da aynı şeyi söylemiş. Ondan da bir miktar koparmış. Uzak köylerden şimdilik bir haber yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On hadi diyelim onbeş yıl önce köylüler kapı kilidi bilmezdi, kilit olsa da zaten süs gibi dururdu kapı üzerinde, anahtarın yerini kimse hatırlamazdı. Şimdi kapılara kilit takmak yetmiyor alarm takmayı planlıyor köylüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşılan soyguncular köylünün zekasını yabana atmıyor, eşeği sağlam kazığa bağlıyorlar. İşe çıkmadan önce gerekli sondajı yapıp, isim ve olaylara vakıf oluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otobanın yapılışından sonra ölümle sonuçlanan kazalar ve ormandan, hatta ahırlardan çalınan hayvanlar yüzünden, zavallıcıklar ormanda özgürce geçirecekleri birkaç saati ahırda esaretle sürdürüyor. İşte bu yüzden bizim sevgili Gülbaharımızın kızı Bahar anası yanında olunca sıklıkla “Mööö… Mööö” diyerek meme istiyor. O da biliyor ağlamayana meme yok. Oysa anası yanında olmasa o gelene kadar sessiz sakin yalanıp duracak. Ben de dergimi dikkatim dağılmadan okuyacak, hatta o elimde köyün sessizliğinde Oblomov&lt;strong&gt;&lt;em&gt;*) &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;gibi durmaksızın uyuyacak ya da uyur gibi yapacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah diyorum ah.. Elden bir şey gelmiyor, gelmesine de; keşke ben Çehov gibi iyi bir öykücü olsaydım da bu olayları çalakalem yazacağıma, hikayeleştirebilseydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;__________&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;*)&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; İvan Gonçarov’un roman kahramanı&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;İstanbul, 13.05.2007 – Fatma Özdirek &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-5812219600874428834?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/5812219600874428834/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=5812219600874428834&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/5812219600874428834'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/5812219600874428834'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/05/karadenizin-kycndan.html' title='Karadeniz&apos;in Kıyıcığından  - 5 -'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RkeIA0mQejI/AAAAAAAAACw/EYTsXd57nD4/s72-c/13.05.2007+100.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-8980769664965971644</id><published>2007-05-04T17:12:00.000+03:00</published><updated>2007-05-09T14:04:03.810+03:00</updated><title type='text'>Ölüdeniz</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RjtBVEmQegI/AAAAAAAAACY/f406IUhi0VI/s1600-h/oludeniz+hus.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5060708684201490882" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rjs_vEmQecI/AAAAAAAAAB4/ekJRckXDAnE/s400/Oludeniz+082.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Altı ay önce ben Güney Asya ile hemhal olurken doğa etkinlikleri grubundaki arkadaşlarım Zonguldak’a yaptıkları gezide Filyos çayını botlarla geçmeye gönül koymuşlar. İlk buluşmamızda konu gündeme geldi ve ortak hareket etme kararı aldık. Hem keyifli bir aktivite gerçekleştirecek hem de akarsuların kirlenmesine kamuoyunun dikkatini çekecektik. Çok uzun süreli kürek çekecek kadar güçlü kollara sahip değilsem de onların da düşündüğü gibi gücüm tükendiğinde fotograf çekebilir, sonrasında ise olayı naçizane kaleme alabilirdim. Böylelikle kalbim Filyos geçişi için çarpmaya başladı. O günden itibaren kışın ciddi soğuğunda, Nisan ayında ılınacağını umduğum Filyos çayı sularında düşsel yolculuğa başlamıştım bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olaydan bir ay sonra fotografçı arkadaşım Faruk Akbaş telefonla arayıp Ölüdeniz’de yapacakları fotografçılar buluşmasını “ustalarla gençleri buluşturup bilgi paylaşımı sağlayacakları” şeklinde açıklayıp katılmamı isteyince, kalbim yeniden ve bir başka çarpmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ufku geniş insanlar genelde denizlere sevdalıdır. Ben ise Karadeniz’in kıyıcığında doğmuş olmama rağmen nehirlere sevdalı. Hal böyleyken kalp çarpıntılarını denize benzetirim; onun gibi bazen sakin, bazen dalgalı vuruşlarla çarpar. Eğer durmuşsa da, zaten durmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey iyi güzel de etkinlik günü aynı olunca işler karıştı. İki taraf da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının tatil olmasını fırsat bilerek bu tarihte karar kılmıştı. Bu durumda seçim yapmak zor, fakat zorunluydu. Önceleri ciddi olarak bocaladım. Kısa bir süre sonra ilk aşkta, yani fotografta karar kıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiirler, öyküler, romanlar hep ilk aşkın ne denli önemli olduğundan söz eder durur. Bense son aşkı önemser(d)im. Bu olayda farkına vardım. Demek ki öznesi kişi olunca böyleymiş de eylem olunca değişebiliyormuş durum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son aylardan birinde “Ölüdeniz 1. Fotografçılar Buluşması” organizasyon komitesinden yazılı davet geldi. Bu davette Özcan Yurdalan’ın da katılımını görünce heyecanım iyice arttı. Bir etkinliğin başında Faruk Akbaş ile Özcan Yurdalan olunca her an yaratıcı bir yenilik sizi bekliyor demektir. O günlerde yaşadığım sağlık sorunları katılamama ihtimalini doğurdu ve resmi daveti hemen yanıtlayamadım. Bu arada doğa etkinlikleri grubundaki arkadaşlar da hazırlıklarda epey yol almış, teknik ekipmanları satın almaya başlamışlar ve halen benim de katılabileceğimi düşünüyorlardı. Evet, kalbimin yarısı onlarlaydı, fakat ilk aşkı koyup gidemezdim. Davete katılacağımı ancak son günlerde bildirebildim. Ertesi gün “üzgünüz yerimiz doldu” cevabı geldi. Bu durumda Faruk’u arayıp durumu bildirdim. Kontenjanımın baki olduğunu söyledi. Böylelikle fotografçılar buluşmasında kendi yerimi garantilemiş oldum. Benimle katılmasını istediğim bir de canciğer vardı, hani kardeş olmayıp kardeşten öte biri. Fotografçılar Buluşması’na katılmayı onun da aklına sokmuştum. Çünkü önceleri baktığını çekerken, birlikte seyahatlerimizden sonra gördüğünü çekmeye başlamış, bu bende umut ışığı olmuştu. Belki bu buluşma fotografa yeni bir nefer daha kazandırırdı. Onun katılımı konaklamayı zorlayınca, kumsalda uyku tulumunda yatmayı göze aldık. İşin başındakiler yılların dostu olunca problem çözüldü. Artık otel konaklama da ayarlanmış, iş yolculuk için bilet bulmaya kalmıştı. Onda da sorunlar yaşadık, neyse ki her sorunun çözümü de ardından geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorucu otobüs yolculuğuyla on üç saat sonra Fethiye’ye vardığımızda günün sıcacık bir saatiydi. Etrafı cıvıl cıvıl görünce ne yorgunluk ne de uykusuzluk kaldı. Çarçabuk çantaları emanete, kendimizi köylü pazarına attık. Pazar Fethiye çayı boyunca kurulu. Aslında bu akarsuyun adını bilmiyorum. Gariptir telefonla Fethiye Belediyesi’nden sorduğum kişiler de bilemedi. Güya Kemer çayının kollarından biriymiş. Ben gerçeğini öğreninceye kadar adına Fethiye çayı diyeyim. Taptaze meyve ve sebze, süt, peynir, yağ, çeşitli ot, çiçek, el emeği göz nuru köylü kadınların ürettikleri, daha neler de neler var bu pazarda. İlle de bin bir öyküyü barındıran insan yüzleri. Biraz fotograf, çokça sohbetle geçti zaman. Bizim fotograf telaşımızı gören bir genç yanımıza geldi. “Eğer fotografla ilgileniyorsanız bizim bir etkinliğimiz var buyurun” dedi. O amaçla burada olduğumuzu söyledik. Biraz ileride fotograf çeken birini tanıştırdı bize. “Bu benim kız arkadaşım, İngiliz” dedi. Ölüdeniz’de görüşmek üzere vedalaştık. Aç olmadığımız halde gözlemelerin kokusuna esir oluk. Otlularından sipariş ettik. Fakat tok olunca tamamını yiyemedik. Boşuna dememiş atalarımız “Tok karnına bal kaymak bile çekilmez” diye. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5062514039344626194" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RkGpskmQehI/AAAAAAAAACg/P4wh2pNRhgo/s400/Oludeniz+009.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Biz bir gün önceden gelmiştik, Fotografçılar Buluşması 21 Nisan’da başlayacaktı. Geldikten birkaç saat sonra Faruk’dan aldığımız telefonla bugünden mekanın hareketlendiğini öğrenip kendimizi önce otele oradan da Ölüdeniz’deki Genç Beach’e attık. “Genç Beach’de ne ola ki?” dediğinizi duyar gibiyim. Oluyor işte böyle şeyler, biz sadece kendi kendimize “Elden gitti, gidiyor!” çığlıkları atıp, ciddi bir eylemde bulunmayınca. Gitti gidenler kervanında güzel Türkçemiz de başı çekmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotografla ilgilenen hemen herkes bilir Faruk Akbaş adını, lakin onun ne kadar aktif olduğunu bilen ancak onu gerçekten tanıyanlardır. Kısa bir özlem gidermeden sonra bizi basit bir yürüyüşe davet etti. Her doğrudan fotograf çeken mutlaka doğa aşığıdır; yollarda, patikalarda yürümenin zahmetine de daha dünden razıdır. Patikayı tercih edenler çoğunlukta. Basının neferleri ile birkaç fotografçı da denizden motorla gelmekte. Kah çit, kah kaya atlaya; düşe kalka vardık bir tepeye. Altımızda Ölüdeniz ve Lagün’unu izlemekte ve bu muhteşem görüntüyü kayda geçirmekteyiz. Lagün bildiğiniz gibi denizkulağı demek. Böyle güzel bir lagün başka hangi dünya ülkesinde var görmedim, bilmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevimsiz, soğuk ve ürkütücü sözcüktür “ölü”. Neden bu güzelim yere Ölüdeniz demişler bir türlü anlayamam. Durgun denizi yeterince vurgulayıcı bulmadılar sanırım. Kıpırtısız deseler hiç uymaz, zira her zaman kıpır kıpır. Neyse zamanında böyle betimlemişler, ben de değiştiremeyeceğime göre kafaya takmayayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan önce Ölüdeniz ve Lagün’unu defalarca görmüş olsam da her görüş ayrı bir anın anlamlandırmasıyla vücut buluyor, her görüş yeni bir öyküye kapı aralıyor. Buluşmanın kamuoyuna duyuru kayıtlarının ilki Ölüdeniz ve Lagün’u kuşbakışı gören bu tepede yapıldı. Daha ne olsun; izleyiciye hem haber hem görsel şölen. Bu zahmetli yolu tepip buralara gelmişken bir de buranın başka zevkini tatmak farz oldu, kampa deniz motoruyla döndük. On beş yirmi kişilik gruba katılım, gece ve sonrasında artarak sürdü. Açılış sırasında katılımcı sayısı yüz elliyi geçmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faruk Akbaş Ölüdeniz Belediyesi’nden kendisine gelen fotograf yarışma önerisini; “hemen herkes fotograf yarışmaları yapabilir, biz daha verimli, kalıcı ve katkı sağlayıcı bir şeyler yapmalıyız” diyerek böylesine güzel bir eyleme çevirmişti. Türkiyeli fotografçılar, basın ve misafirlerin katılımı, Sevgili Özcan Yurdalan’ın sunuculuğunda Ölüdeniz Belediye Başkanı Sayın Keramettin Yılmaz’ın konuşmasıyla Ölüdeniz 1. Fotografçılar Buluşması’nın açılışı yapıldı. Açılış kokteyli hoş, yemekler nefis, hava güzel, doğa harika... Sıra geldi atölye çalışmalarına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konularının uzmanı arkadaşlar Abdurrahman Aksoy, Ali Çıtak, Emre İkizler, Gülnaz Çolak, Hafize Kaynarca, Hasan Yelken, Ömer Yağlıdere, Özcan Yurdalan, Reha Bilir ve Tarık Yurtgezer’in eğitmenliğinde Görüntü İşleme (Photoshop), Arkeoloji ve Fotograf, Dijital Fotografide Son Gelişmeler, Çocuk Fotografları, Siyah Beyaz Fotografi, Makro Fotografi, Projelendirme (Konu) Çalışması, Fotografın Dilleri ve Fotoröportaj, Belgesel Fotografide Geniş Açı Kullanımı ve Doğa Fotografçılığı başlıklarında çalışmalara geçildi. Bir de “diyeceği olan söylesin” masası vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5060708482338027954" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rjs_jUmQebI/AAAAAAAAABw/LxdQDR2WM3k/s400/Oludeniz+030.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Atölye çalışmaları aynı saatte olduğu için katılımcılar sadece birine katılabildi. Benim fotografla derdim öykü anlatmak olduğundan Özcan Yurdalan’ın “Fotografın Dilleri ve Fotoröportaj” atölyesine katıldım. Zira o ülkemizde fotografçı olarak tanındığı gibi çok başarılı bir seyahat yazarıdır ve yazdıkları sıradan seyahat kitaplarında bulunanlardan değildir. Bir felsefeci ve öykü anlatıcısıdır o. Hem de bilerek, duyarak, hissettirerek anlatır. Düşünüyordum ki burada fotograf dilleri ve özellikle de haber, belgesel ve doğrudan fotograftan söz edilecek. Sonradan anladım ki düşüncem eksik olmasına rağmen, isabetliymiş. Kaçan kuşlar var olsun. Fotograf gibi yazına da sevdalı ben fotoröportaj yani “foto öykü / fotografla öykü”yü seçerek, bir hamlede iki kuş yakalamışım da haberim yokmuş, bunu çalışma bitince anladım. Bu atölyede fotograf ve öykü birbirini besledi durdu. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Fotograf üretici ve okuyucusuna bağlı olarak; gerçekçi olduğu kadar yalancı, yalancı olduğu kadar gerçekçi olabilir. Burada anladım ki fotoropörtajda foto muhabiri ya da gezi fotografçısı gibi anı yakalayıp, bir oldu bitti hikayesi yaşanmazmış. Bu hep böyle mi olur? Tabii ki hayır. Bunlar istisnalardır. Fotoropörtajda anlatılacak konuya çok uzun zaman ayırıp, iyi araştırıp, öğrenip, kendimizden kılmak, bir anlamda kendini adamak, taraf olmak gerekirmiş.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Canciğer de aynı atölyeye katıldı. Çalışmalar bittiğinde kendine çalışacak bir konu seçmişti bile. Anadolu’dan İstanbul’a gelen göçmen işçiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman öylesine hızlı geçiyordu ki öğrenme, paylaşma, eğlenme, dinlenme hep birbiriyle el ele. Yetmez gibi yıllardır birbirini görmeyen gönüldaşların karşılaşması buluşmanın bir başka anlamı oldu. Bu arada katılımlar sürekli artıyordu. Son gün katılımcı sayısı iki yüz elliyi geçti.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Programda iki de çevre gezisi vardı. Biri Kelebekler Vadisi’ne, diğeri Kayaköy’den Ölüdeniz’e Likya Yolu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5060708795870640594" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rjs_1kmQedI/AAAAAAAAACA/KEfEhnwthRA/s400/Oludeniz+146.jpg" border="0" /&gt; İlk gün Belceğiz plajını geçip ülkemizin en güzel parapan sporunun yapıldığı Babadağ’a doğru yükselerek vadiyi kuşbakışı izleyeceğimiz bir noktaya vardık. Bembeyaz kumsalı, mavinin tüm tonlarında denizi, içlere doğru yemyeşil doğası ile altımızda vadi... Kelebeklerin kısa olsa da ömürleri, bunu yeryüzünün en güzel mekanında geçirmeyi bilecek kadar duyarlı antenleri. Dokuz ay boyunca otuz tür gündüz ve kırk tür gece kelebeğinin yaşam sürdüğünün bilindiği Kelebekler Vadisi burası. Yüzün üzerinde fotografçı çevreye dağıldı. Aşağıya bakmak yürek ister istemesine de görüntü öylesine büyüleyici ki hemen herkes kendini riske atıp bunu kaydetmeye çalıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşamları Türkiye’nin her yerinden doğa ve insan görüntüleri akıyor perdeye müzikler eşliğinde. Kimi tadı damağımda kaldı cinsinden, kimi sıkıcı uzun metrajlı film örneği... Sonrasında kumsalda müzik eşliğinde söyleşiler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci günün gezisi Kayaköy’den başlayacak. Bu kez de Belceğiz ve sonrasında Ovacık ile Hisarönü’nden arabalarla geçerek varılıyor bu sessizlik mekanına. Kayaköy eski adıyla Levissi, bilindiği gibi Anadolulu Rumları’nın yerleşkelerinden biri. Ve yine bilindiği gibi onlar bizim gibi bereketli topraklara kurmaz evlerini. Belki bizimki bir konar göçerlik geleneğinin devamı, bundandır halen bilmeyiz bereketli ovaların değerini. Yaklaşık İki binin üzerindeki evi kondurmuşlar yamaçtaki kayalara. İlk bakışta bu ne sıkış tokuş taş yığını diyebilirsiniz, harabe halinde oldukları için. Fakat yanlarına vardığınızda görürsünüz nasıl bir planlamayla kurulduğunu. Köyün en aşağısında şırıl şırıl akan çeşmeleri. Daracık yollarla varılır ev, kilise, şapeller, hatta eczane ve sağlık ocağına. Her evin mutlaka bir su sarnıcı vardır yanında. Tepelere su çıkarmak zor, fakat yağmuru bu sarnıçlarda biriktirip değerlendirmek kolaydır. Hiçbir ev komşusunun manzarasını kapatmayacak şekilde yapılmıştır. Bacalar bizdeki gibi odanın ortasından değil köşelerden çıkar. 1922 yılında yapılan nüfus değişimi çerçevesinde Trakyalı Türklerle Anadolu Rumları karşılıklı olarak yer değiştirmişler. Ancak buralara gelen göçmenler çevre koşullarına uyum sağlayamadıkları için bu evler boş kalmış. İçinde yaşam olmayınca ölünün etlerinin zamanla bedenden ayrılması gibi önce tahta aksamlar sonrasında taş yapıların taşıyıcı aksamları dökülmeye başlamış. Bugün tamamına yakını bir hayaleti andırıyor. Yine de bir hayal kadar güzel ve bir o kadar gerçek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilerde özellikle Avrupalılar ve büyük şehirlerin boğuntusundan kaçanlar ülkemizin en güzel pek çok kıyısı gibi buraları da mesken tutmuşlar. Bugünkü devlet tavrı buralarda da sürüyor. Yani yörenin insanları satıp zahmetten kurtuluyor, eloğlu alıp keyfini sürüyor. Fotografta da durum aynı. Biz çektiğimiz fotografları nasıl değerlendireceğiz diye düşünüp dururken, yine eller gelip endemik bitkilerimizden tutun da kelebeklerimizi, kurdumuzu, kuşumuzu, bilmem hangi dağ ve denizlerimizin bilinmeyen yönlerinin fotograflarını çekip dünya yayın piyasasına sürüyor. Oysa zaman hızla geçip giderken önüne kattığını götürüyor bir su gibi ve biz halen bakmaya devam ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu olumsuzluklara ara verip sizi dünyanın en güzel patikalarından birinde Likya yolunun mini minnacık bir bölümünde yürüyüşe çıkarayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5060708959079397858" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rjs__EmQeeI/AAAAAAAAACI/_z9Bz7E50Aw/s400/Oludeniz+183.jpg" border="0" /&gt; Daha önce söz ettim ya Kayaköy bir yamaçta kurulu diye. Aşağıdaki bir kafede kahvelerimizi içip sarıya bulanmış tarlalarla köyün fantastik manzarasını görüntüleyip, çeşmelerinden kana kana suyumuzu içip yukarılara tırmanmaya başladık. Deklanşör sesleri durmak bilmiyor. Rastladığımız inek, böcek, ot, çiçek vesaireyi çekerek kiliselerden birine vardık. Ondan da sadece duvarlar kalmış. Bir de bahçesindeki mozaik döşemelerinden bölük pörçük örnekler. Ne de severim bu mozaikleri. Deniz taşlarından yapılır genellikle. Dalgalarla törpülenmiş siyah, beyaz ya da boz bulanık renkli taşlardan. Ya çiçektir ya geometrik şekil. Bize rehberlik edecek kişilerden biri burayı mesken tutup bizden iyi bilenlerden bir İngiliz hatunu. Diğer ikisi büyük şehirlerden kaçıp buralara yerleşen doğa gönüllüsü. Sonuncusu köy imamının oğlu. Hepsi fotografa gönüllü. Kısa bir ön bilgi verdiler; yörenin bilmem ne kadar endemik bitkiye sahip olduğu, bu yolu yüzyıllar, hatta bin yıllardır hangi uygarlıkların aşındırdığı, sadece bu bölgede bulunan sakız ağaçlarının nasıl ilgisiz bırakıldığı ve Yunanista’nın sadece Sakız Adasında bulunan bu ağaçlardan elde ettiği astronomik gelir üzerine.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5060709083633449458" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RjtAGUmQefI/AAAAAAAAACQ/9YDJ-iKpJLs/s400/Oludeniz+191.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Yüze yakın kişiyiz. Kilisenin yan kapısından çıkarken hemen eşiğin yanındaki son kalıntıları da nasıl fark etmeden parçaladığımızı görüp buruldum. O güzelim mozaikler her gelişimde daha da azalmakta. Yürüyüş yolunu uluslararası standartlara göre işaretlemişler, yani yol boyundaki iri taşları turuncu ve maviye boyamışlar. Böylelikle yolu bilmesek de kaybolmadan arşınlamak olası. Köyde yüzyıllar önce yapılmış birkaç metrelik daracık düzlükler ve genellikle basamaklardan yükselerek zirveye vardık. Aşağıdaki düzlükte Faruk Akbaş’ın yıllar önce kurmuş olduğu Kayaköy Sanat Kampı var. Burada uluslararası katılımcılarla sanatın her dalında çalışmalar yapılıyor. O fotograf yolculukları ve üniversitedeki derslerinden fırsat bulup ilgilenemediği için satmış burayı, genç ve bir o kadar da yaratıcı arkadaşı Mutlu Ekiz’e. Bu buluşmanın organizasyonunu da o yapıyor. Altımızda Kayaköy, onun aşağı ve ötesinde bereketli olduğundan zerre kadar şüphem olmayan çoğu sakil binalarla doldurulmuş ovayı izliyoruz. Düşüncelerimi karasabana vardırmadan ağaçların arasına dalarak, adaçayı ve kekik kokularıyla sarhoş olmayı yeğliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman zaman sağımızda aşağılarda kıstaklar görülüyor. Kıstak ve fiyortları betimlerken genellikle dantel gibi denir. Ben bunları oyaya benzetiyorum. Dantel gibi düzenli değil, oya gibi tarumarlar. Elimde sigaramla bir kayanın tepesinde oturup, onlara dalmışım. Binbir düşünce de beraberinde. Arkalardan birinin “dertli kadın” dediğini duydum. Hangimiz dertsiziz ki? Deklanşör seslerinin arttığını anlayınca bana demiş olduğunu anladım. Fotografçıları ilgilendiren dalgın ya da dertli olmam değil, başımdaki şapkaydı. Bir şapka bizler için iyi bir obje olabiliyordu. Karenin önünde sırtı dönük şapkalı bir kadın, önünde deniz, ada ve berzahlar. Elde edilen kare hem kederin hem de “mutluluğun resmi&lt;strong&gt;&lt;em&gt;*)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;” olabilirdi. &lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5062514163898677794" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RkGpz0mQeiI/AAAAAAAAACo/Yvanvoc_Luw/s400/Oludeniz+241.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Sesler kesilene kadar orada oturdum. Amacım iç sesimi duyana kadar oturmaktı. Onlarca insanın farkında bile olmadan ezerek geçtiği otların, çiçeklerin rayihasını içimde hissederek oturmak. Ve MÖ 700 MS 500 yılları arasında yaşamış Likyalıların hala izlerini taşıyan yola döşenmiş taşlara dokunarak oturmak. Karşımdaki deniz ve St. Nicholas Adası ile koyu, su ile ışığın oyunlarını izleyerek oturmak... Bir çıtırtı duyup arkama baktım. Rehberlerden biri ardımda, beni bekliyormuş. Yalnızlık pek sevilesi bir şey değildir, hemen her zaman da bundan yakınırız. Ben ise böyle zamanlarda ölesiye özlerim yalnızlığı. Bazen ya yanımdakiler bırakmaz ya da ben onlara kıyamaz yanlarında giderim, hatta onlarla konuştuğum bile olur. Görenler yan yana sohbette sanır, ama ben bir başımayımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolun son kilometreleri yaklaşırken aşağılarda Ölüdeniz göründü. Artık kesin kararımı vermiştim. Yalnızlığı yalnız kılacaktım. Bu kez bir başka rehber başımda. Onu beni bırakıp gitmeye ikna etmek zor olmadı. Zira o iki gün önce Fethiye pazarıda tanıştığımız arkadaştı. Son yarım saatlik yürüyüşte birçok ortak nokta bulmuş, uzun uzun konuşmuştuk. O da Vietnam, Tayland, Kamboçya’da benim tarzımda dolaşmıştı. Bu nedenle beni anlayabildi. Sonunda doğayla gözüm, kulağım ve düşüncelerimle sevişebilecektim. Artık yalnızca içsesimi değil doğanın sesini de duyabiliyordum. Ne kadar oturdum o tepede bilmiyorum. Başarılı bir sevişmenin ardından yudumlanan kıvamda son sigaranın dumanını ciğerime doldurup, arkadaşları endişelendirmemek için hava kararmadan kampa döndüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son günün etkinliği serbestti. Zaten katılımcıların çoğu da uzak illerden geldiği için sabahtan itibaren geri dönüşler başlamış, katılımcılar azalmıştı. Canciğeri yeni arkadaşlarına emanet edip, Fethiye stadyumunda kutlanacak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na katılmayı tercih ettim. Bilindiği gibi son yıllardaki yönetimler Ulusal Egemenliği ağızlarına almayıp 23 Nisan’a Çocuk Bayramı demeyi yeğliyorlardı. Kişisel görüşüm o ki egemenlik gitti gidecek. Bu kadar satıp savmadan sonra adına egemenlik deseler ne olacaktı ki? Cumhuriyetimizin kurucuları ve Kemal Atatürk’ün onu emanet ettiği çocukların bu günü nasıl kutlayacağını görmek isteyip erkenden stadyuma damladım. Halk tribünleri, gösteri yapacaklar yeşil sahayı doldurmuş. Malumunuz protokol sahayı gören en güzel yerde. Onların koruma görevlileriyle itişip kakışarak birkaç kare çektim. Baktım iş tatsızlaşıyor kamptan gelecek grubu beklemeye başladım. Geldiler, bir ordu gibi sahaya daldık. Önce çekingen sonra pervasız olayı görüntülemeye başladık. Gözüm gösteri yapan çocuklar, kulağım konuşmalarda. Önemli zatlar hep aynı şeyleri dillendirmekte. Öğrencilerden de birkaç şiir ve günün önemine binaen ezberlenmiş konuşmalar. Gösteriler sırasında minik jimnastikçilerin başarılı hareketleri de olmasa yıllardır izlediğim filmi tekrar izlemiş olacağım. Olaylara dair tüm karamsarlığıma rağmen rengarenk giysili şen şakrak çocuklar yine de umudu diriltiyorlar ya da umutsuz yaşanmayacağı için ben böyle bir yalana sığınıyorum.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Evet fotografçılar buluştu. Tanışmayanlar tanıştı, görüşemeyenler görüştü. Hemen herkes eğlenip, ayrı telden çaldı, söyledi. Varılan ortak nokta, bir dahaki seneye daha güçlü bir kadro ve program ile yeniden buluşmak oldu.&lt;br /&gt;__________________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;*)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Nazım Hikmet: &lt;em&gt;“Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?”&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul, 30.04.2007 – Fatma Özdirek&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt; &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-8980769664965971644?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/8980769664965971644/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=8980769664965971644&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/8980769664965971644'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/8980769664965971644'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/05/ldeniz.html' title='Ölüdeniz'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rjs_vEmQecI/AAAAAAAAAB4/ekJRckXDAnE/s72-c/Oludeniz+082.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-2371006124198965224</id><published>2007-05-04T16:45:00.000+03:00</published><updated>2007-05-04T16:47:54.365+03:00</updated><title type='text'>üç gün sonra</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rjs5aUmQeaI/AAAAAAAAABo/Y-MyELoeKd8/s1600-h/uc+gun+sonra.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5060701730649438626" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rjs5aUmQeaI/AAAAAAAAABo/Y-MyELoeKd8/s400/uc+gun+sonra.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dikkadinizi çekerim,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;benim çirkin yavrularım&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;her geçen gün daha güzellesiyorlar...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-2371006124198965224?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/2371006124198965224/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=2371006124198965224&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/2371006124198965224'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/2371006124198965224'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/05/gn-sonra.html' title='üç gün sonra'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rjs5aUmQeaI/AAAAAAAAABo/Y-MyELoeKd8/s72-c/uc+gun+sonra.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-1976055918446499570</id><published>2007-05-04T16:39:00.000+03:00</published><updated>2007-05-04T16:45:15.177+03:00</updated><title type='text'>iki gün sonra</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rjs44EmQeZI/AAAAAAAAABg/4Vx2d-sADn8/s1600-h/iki+gun+sonra.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5060701142238919058" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rjs44EmQeZI/AAAAAAAAABg/4Vx2d-sADn8/s400/iki+gun+sonra.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-1976055918446499570?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/1976055918446499570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=1976055918446499570&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1976055918446499570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1976055918446499570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/05/iki-gn-sonra.html' title='iki gün sonra'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rjs44EmQeZI/AAAAAAAAABg/4Vx2d-sADn8/s72-c/iki+gun+sonra.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-6750255524390325387</id><published>2007-05-01T18:06:00.000+03:00</published><updated>2007-05-01T18:23:41.537+03:00</updated><title type='text'>Camönü Konuklarım, 2007</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RjdZzUmQeWI/AAAAAAAAABI/tfNt5NWhe3o/s1600-h/k+008-1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5059611444611414370" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RjdZzUmQeWI/AAAAAAAAABI/tfNt5NWhe3o/s400/k+008-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;İstanbul Valiliğinin akıl dışı kararlarıyla uyguladığı esaretle eve kapanınca fark ettim camönü konuklarımı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geçen sene ikiydiler, bu yıl üç.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;1 Mayıs İşçi Bayramını birlikte kutladık...&lt;br /&gt;Tüm emekçilere kutlu olsun.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5059611740964157826" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RjdaEkmQeYI/AAAAAAAAABY/Xup6otlrf8c/s400/k+021-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5059611620705073522" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RjdZ9kmQeXI/AAAAAAAAABQ/WjVQJEIhu7A/s400/k+015-1.jpg" border="0" /&gt;İstanbul, 01.05.2007 - Fatma Özdirek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-6750255524390325387?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/6750255524390325387/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=6750255524390325387&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/6750255524390325387'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/6750255524390325387'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/05/camn-konuklarm-01052007.html' title='Camönü Konuklarım, 2007'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RjdZzUmQeWI/AAAAAAAAABI/tfNt5NWhe3o/s72-c/k+008-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-3833346383568323129</id><published>2007-04-30T14:12:00.000+03:00</published><updated>2007-04-30T14:23:30.737+03:00</updated><title type='text'>Bizim Hanenin Yeni Konuğu</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RjXRiUmQeVI/AAAAAAAAABA/OT1G9YOmoXU/s1600-h/ad+2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5059180143995550034" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RjXRiUmQeVI/AAAAAAAAABA/OT1G9YOmoXU/s400/ad+2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;"Haneye yeni konuk da bir buzağı mı olur?"&lt;/em&gt; demeyin, eğer anneniz bizim Naime olsaydı, olurdu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bize harcadığı emeğin, içine girdiği düşünce ve endişenin fazlasını taşıyorsa, olur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bizim saçımızı okşadığı gibi onun da tüylerini ve bedenini okşuyorsa, yanağımıza kondurduğu öpücüğü ona konduruyorsa, olur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hoş geldin Naime'nin yeni gözdesi, bereketli olasın.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İstanbul, 27.04.2007 - Fatma Özdirek&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-3833346383568323129?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/3833346383568323129/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=3833346383568323129&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3833346383568323129'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/3833346383568323129'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/04/bizim-hanenin-yeni-konuu.html' title='Bizim Hanenin Yeni Konuğu'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RjXRiUmQeVI/AAAAAAAAABA/OT1G9YOmoXU/s72-c/ad+2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-1350390976197727183</id><published>2007-04-17T15:41:00.000+03:00</published><updated>2007-05-28T00:37:46.512+03:00</updated><title type='text'>Lale zamanı...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RiTA3WxbaMI/AAAAAAAAAA4/fPK9BZiPpRc/s1600-h/15.04.2007+198-1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5054376739054774466" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RiTA3WxbaMI/AAAAAAAAAA4/fPK9BZiPpRc/s400/15.04.2007+198-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-1350390976197727183?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/1350390976197727183/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=1350390976197727183&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1350390976197727183'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/1350390976197727183'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/04/blog-post_17.html' title='Lale zamanı...'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/RiTA3WxbaMI/AAAAAAAAAA4/fPK9BZiPpRc/s72-c/15.04.2007+198-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-117578412234108863</id><published>2007-04-05T17:36:00.000+03:00</published><updated>2007-05-28T00:39:53.504+03:00</updated><title type='text'>Rakı Şişesinde Balık Olsam*)</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rln6dNqmKjI/AAAAAAAAAUI/Tkf0dCpXy88/s1600-h/19.05.2007+015-1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5069358235373677106" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rln6dNqmKjI/AAAAAAAAAUI/Tkf0dCpXy88/s400/19.05.2007+015-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rh4JTGxbaII/AAAAAAAAAAU/R3Q1pXtfdMs/s1600-h/kus.JPG"&gt;&lt;/a&gt;Üçümüze uygun zamanı ayarlayamadığımız için bir türlü gerçekleştiremediğimiz balık sözümüz vardı ona. Canciğerle bunun sıkıntısını yaşıyorduk. Telefon çaldı, arayan oydu. Ne yaptığımı sorup, canciğerle messengerde konuştuğunu söyledi. Telefonu kapayıp ben de katıldım konuşmaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balık işinin ne olduğunu sordu. İkisine de uygunsa yarın bende yapabileceğimizi söyledim. Uygun bulundu. O İranlıydı, biz İran sever. İran sever bir dostumuz daha vardı, onu da davet ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karaköy’de yıllardır önünden geçip farketmediğim bir cami keşfetmiştim geçen hafta, Arap Camisi. Neredeyse bin yıllık bir yapı. Minaresi, iç mimarisi, tahta aksamı ile oldukça ilginç. Canciğere de anlatmıştım. Bu tarafa gelmişken onu da görmek istiyordu. Buluşma saatimiz öğle üzeriydi. Bende çay kahve içip yürüyerek camiye gider, sonra da balık sofrasında sohbeti sürdürürüz diye düşünmüştük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çay kahve faslı uzun sürdü, acıktık. Planı değiştirip camiyi yemekten sonraya bıraktık. Alkollü camiye gitmek caiz miydi? Benim bu konularla ilgim yok, fikrim vardı, inananlara saygısızlık etmeyip, bastığımız yeri gördüğümüz sürece neden gidilmesindi? Canciğer, Bektaşi torunlarından zaten. İran sever dost, Süleymaniye’nin cam ustası sarhoş İbrahim paşadan dem vurup, sarhoş da ibadet edilebileceğini beyan etti. O ses etmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balık da rakısız olmazdı ki. Malum, İran'da alkol resmi olarak yasak. O’nun alkolle arasının nasıl olduğunu bilmiyordum. Ben dost meclisinde birkaç kadeh içerdim. Canciğerin alkolle arası yoktu. İran sever dost ise akşamdan akşama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa sürede sofrayı hazırlayıp, balıkları ızgaraya koyduk. O da rakı içeceğini söyledi. Bardakları yerleştirdik. Dost canciğerin bardağına su, bize rakı doldurdu. Eylemin adabı konusunda ondan uyarı geldi. Saki herkese eşit koymalıydı meyi, yani eli kantar olmalıydı. Mecliste kimseye kıl payı hak geçirmemeliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balık ve rakı eşliğinde insan halleri, kendi hallerimiz, İran, Türkiye üzerine konuşuldu durdu. Yemek bitmek üzereydi ki o “Biz içki sofrasında şiir okuruz, sofradan şiirsiz kalkılmaz” dedi. Bunu duymamıştık, şaşırdık. “Nasıl yani?” dedik. Herkesin içinden gelen dizeleri okuyabileceğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim şair ve yazarlarla yiyip içtiğim olmuştur, hatta yemekte şiir de okunmuştur. Fakat içki sofrandan şiirsiz kalkılmadığına tanılığım yoktur. Demek ki şiir bizde sofranın süsü, onlardaysa tadı-tuzuydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşündük durduk, aklımıza iki dize gelmedi. Madem ki onlarda gelenek böyleydi, ondan okumasını rica ettik. “Okurum ama Türkçesini bilmem, önce Farça okuyayım, sonra ne demek istediğini size söylerim” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farsça, tek kelime bilmediğim halde, ne dese keyifle dinlerdim. Bu dilin tınısına hayrandım. Afedersiniz, bu kadar gidip gelmeden sonra birkaç sözcük biliyordum tabii ki. Ayrıca “can”ı, “merhaba”yı, “lütfen”i ki son ikisi Arapçadır biz de kullanırdık, fakat bizde tınısı asla onların ki gibi yansımazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiiri Farsça okudu. Şimdi anımsayabildiğim kadarıyla "Eğer vatanımdan uzakta ölürsem beni yıkayıp yüksekte bir yere koyun ki rüzgar kokumu memleketime taşısın...” diye Türkçe açıklamasını yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sete yerleştirdiğimiz CD’den Fereydun Şahbazian'ın müziği, Muhammed Reza Şajarian'ın vokali ve şair Ahmet Şamlu’nun sesinden Hayyam rubaileri dinleyerek sürdü sohbet. Hava karardı, Arap camisine gidişi başka zamana erteledik. O evi uzakta olduğu için erkenden ayrıldı. Biz devam ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne demişti şiiri çevirirken? “Rüzgar kokumu memleketime taşısın”. Önce yanlış çevirip ruh yerine koku dediğini düşündük. Ben kokunun ulaşmak için rüzgara ihtiyacı olacağını iddia ettim. Arkadaşlar da bu fikre katılır gibi oldular, yine de bir çözüme varamadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elinden şiir kitabı düşmeyen şiir sevicisiyle, hayatı şiir olan arasındaki farktı belki bu. Genetik mi, kültür mü, yoksa hemhallik mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İran'da niye kadim şairlerin mezarlarının ziyaretçilerle dolup taştığını, niye orada şairler mezarlığı olduğunu şimdi daha iyi anlayabiliyorum. O yaşamımıza yeni bir pencere açtı, biz bu kez bunları görebildik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Nice sonra aklıma geldi Orhan Veli’nin rakı sofralarında dilimize pelesenk olmuş dizesi “Bir de rakı şişesinde balık olsam”. Hangimiz biliyor onun mezarının yerini, hangimiz gidiyor başucunda ona okumak için şiirlerini?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;___________&lt;br /&gt;*) &lt;strong&gt;Orhan Veli Kanık (Eskiler Alıyorum)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Eskiler alıyorum / Alıp yıldız yapıyorum / Musiki ruhun gıdasıdır / Musikiye bayılıyorum &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şiir yazıyorum / Şiir yazıp eskiler alıyorum / Eskiler verip musikiler alıyorum&lt;br /&gt;Bir de rakı şişesinde balık olsam &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-117578412234108863?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/117578412234108863/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=117578412234108863&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/117578412234108863'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/117578412234108863'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/04/rak-iesinde-balk-olsam.html' title='Rakı Şişesinde Balık Olsam*)'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rln6dNqmKjI/AAAAAAAAAUI/Tkf0dCpXy88/s72-c/19.05.2007+015-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-117389011934674257</id><published>2007-03-14T19:28:00.000+02:00</published><updated>2007-04-12T13:30:23.882+03:00</updated><title type='text'>Haluk Çobanoğlu Fotoğraf Sergi ve Kitabı: ‘Arabesk’</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rh4KOGxbaJI/AAAAAAAAAAg/ZNQrHkOlPp8/s1600-h/haluk.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5052487069408651410" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rh4KOGxbaJI/AAAAAAAAAAg/ZNQrHkOlPp8/s320/haluk.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;ARABESK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Haluk Çobanoğlu Fotoğraf Sergi ve Kitabı: ‘Arabesk’&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Belgesel ve haber fotoğrafçısı Haluk Çobanoğlu’nun, dokuz yıldan beri sürdürdüğü belgesel fotoğraf projesi ‘Arabesk’, 31 Mart – 27 Nisan tarihleri arasında Fotografevi Koç Allianz Galerisi’nde sergileniyor. ‘Arabesk’ çalışmasının kitabı ise aynı adla Fotografevi Yayınları tarafından yayınlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransızca kökenli “arabesk” kelimesi, “Musikide Arap stiline benzetilmiş, iç içe geçen nağmelerle yapılmış parça” anlamına geliyor. Ancak bizim için Arabesk bundan çok daha fazlası: 1960’lardan bu yana kuşakları etkileyen bir müzik, hatta bir yaşam tarzı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde adı, besteci ve icracıları tarafından bile “fantezi müzik” olarak anılır olsa da, arabesk hâlâ hayatımızda. Kitlelerin sevdiği, seçkinlerin ise kıyasıya eleştirdiği Arabesk yakın tarihimizin ayrılmaz bir parçası. Ne yakın tarihimiz Arabesk’siz düşünülebilir ve anlatılabilir, ne de Arabesk yakın tarihimiz hesaba katılmadan sağlıklı biçimde değerlendirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arabeskin ilk tohumları Cumhuriyet döneminin başlarındaki kraldan da kralcı müzik reformu sırasında atıldı. Radyoda “alaturka”nın yasaklanması, İstanbul Konservatuarı’nın Doğu Şubesi’nin kapatılması; seçkinlerin öngördüğünün aksine eskiye yönelik talebi azaltmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden de şarkılı Mısır filmleri, bu yakın geçmişin Osmanlı vilayetinden gelen sedalarıyla, ninelerimizle dedelerimizin kulaklarında taht kurdu. 1960’larda ise bu filmlerin bayrağını Yeşilçam devraldı. 1970’lerde şehirli aydınların “minibüs müziği” dediği bir türe kapılarını açtı ve taze kanıyla canlandırdığı sinemanın tahtına, televizyonun yenilgisine uğradığı 80’li yıllara dek oturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1970’lerde kişisel isyanları dile getiren Arabesk, 1980’lerde palazlanan müzik endüstrisine ayak uydurarak uysallaşma yoluna girdi, yasaklı olduğu televizyonla barışması için “acısız arabesk” formülü uyduruldu. Gecekondular apartmanlara, 70’lerin işçi ya da hizmetlileri küçük ve orta ölçekli sermayedarlara dönüşürken, Arabesk de salt varoşlarda, köylerde değil, en “nezih” mekânlarda da çalınır ve aranır oldu. 1990’larda Arabesk adı unut(tur)uldu, artık radyolarımızda, gece mekanlarinda “fantezi müzik” çalınıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arabesk’i anlamaya ve anlatmaya çalışırken, toplumbilimci Adorno’nun, “Her müzik türü, toplumun bütününde var olan çelişkilerin ve gerginliklerin izini taşır” sözü bu fotoğraf projesi için anahtar nitelik taşıyor. Fotoğrafçı Haluk Çobanoğlu, dokuz yıldır sürdürdüğü fotoğraf projesi Arabesk’te böyle bir açıdan bakıp bir coğrafyanın, bir ülkenin sesli ve sansür edilemeyen tarihi mirası olduğunu kabul ediyor; Arabesk’in dünyasında yitip gidenin, kalıcı olanın ve değişenin izini sürmeye çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlü bir Arabesk müzik prodüktörü, Türkçe yapılan her müzikte arabesk unsurlar olduğunu söylüyor. Bizim de onsuz yapamadığımız ortada. Her yıl seçkin bir üniversitemizde düzenlenen arabesk konserlerinin başlığı da bu konuyu özetliyor: &lt;em&gt;“İtiraf ediyoruz, biz bu şarkıları seviyoruz”&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-117389011934674257?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/117389011934674257/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=117389011934674257&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/117389011934674257'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/117389011934674257'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/03/haluk-obanolu-fotoraf-sergi-ve-kitab.html' title='Haluk Çobanoğlu Fotoğraf Sergi ve Kitabı: ‘Arabesk’'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_II5Vaya8v70/Rh4KOGxbaJI/AAAAAAAAAAg/ZNQrHkOlPp8/s72-c/haluk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-117225357453217382</id><published>2007-02-23T19:44:00.000+02:00</published><updated>2007-02-23T20:04:15.070+02:00</updated><title type='text'>FATMA ÖZDİREK - FOTOGRAF</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;To see my photos click on the following link!...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Fotograflarımı izlemek isterseniz linklere tıklayabilirsiniz!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Iran Photos / İran Fotografları&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://fatmaozdirekiran.blogcu.com"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;http://fatmaozdirekiran.blogcu.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#003333;"&gt;Vietnam Photos / Vietnam Fotografları&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://fatmaozdirekvietnam.blogcu.com"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;http://fatmaozdirekvietnam.blogcu.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Cambodia Photos / Kamboçya Fotografları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://fatmaozdirekcambodia.blogcu.com"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;http://fatmaozdirekcambodia.blogcu.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;Thailand Photos / Tayland Fotografları&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://fatmaozdirekthailand.blogcu.com"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;http://fatmaozdirekthailand.blogcu.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;Mix Photos / Her Y(T)er(l)den Fotograf&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.flickr.com/photos/fatmaozdirek"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;http://www.flickr.com/photos/fatmaozdirek&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-117225357453217382?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/117225357453217382/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=117225357453217382&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/117225357453217382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/117225357453217382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/02/fatma-zdirek-fotograf.html' title='FATMA ÖZDİREK - FOTOGRAF'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-116974101508723904</id><published>2007-01-25T17:58:00.000+02:00</published><updated>2007-01-29T06:07:33.480+02:00</updated><title type='text'>YAŞ ONALTI - İlyas Halil</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/4040/2514/1600/447866/Spring_girl.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 381px; CURSOR: hand; HEIGHT: 207px" height="168" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/4040/2514/320/774572/Spring_girl.jpg" width="352" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jean Talon pazarı kavrulmuş kestane kokuyordu o akşam. Dükkanlar keçi peyniri, çökelek arayan, kavun seçen göçmenlerle doluydu. Açık hava kahvesinde oturmuş Rum mahallesinin yaşam uğultusunu dinliyordum. Taze kahve kokulu fincan elimde.&lt;br /&gt;Gölgeleri uzamış. Caddenin sonunda yarı elmaydı. Haylaz çocuğun ısırdığı. Kızıl güneş batmadan önce.&lt;br /&gt;İkiye bölünmüştüm. Bir yarım şaşkın. Henüz onaltı yaşında. Aptalca bakınmam hala üstümde.&lt;br /&gt;Öteki dünyadan habersiz yarım, kahve içiyordu. Kalabalığın içinde aşina bir ses, beni gerçeğe uyandırınca.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Akşamın alaca karanlığında, omuzları çökmüş saçları ağarmış bir kadın, adımı mırıldandı. Ayağa kalktım. Rüya görüyormuş gibi yüzüne baktım.&lt;br /&gt;“Beni tanımadın herhalde” dedi.&lt;br /&gt;Çocukluk arkadaşım. Mahallemizin güzel kızı Emma’ydı. Unutulacak insan değildi. Yıllar yılı baharın mahalleye geleceğini hep o haber verirdi. Giydiği elbise, süründüğü kokuyla.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Adını mırıldandım. Boyununa sarıldım. Yanaklarından öpüyordum. Demek boşuna değildi gözümün seğirtmesi, akşamın bu dost karanlığında eski bir dostumu bulacaktım.&lt;br /&gt;“Buyur otur”dedim. “Kahve içer misin?.”&lt;br /&gt;“Teşekkur ederim” dedi. “İyi olur “&lt;br /&gt;İçimde Emma’yı aramağa başladım. Aynı mahallenin çocuğu idik.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Annesi ile sokağın başında oturuyordu. Evlerinin önü parktı. İlkokulda aynı yaşta aynı sınıftaydık. Lisenin birde acele etti benden önce onaltı yaşında oldu.&lt;br /&gt;O yaz Emma’da bazı değişiklikler olmuştu. Saçları rüzgarda çok güzel dağılıyor uçuyordu. Giydiği etek haziran rüzgarında açılıyor saçılıyordu. Beni bilmediğim heyecanlara sürüklüyordu. Emma bilmediğim bir rayiha. Yanimda olunca güneşte kuruyan çamaşırdan daha güzel kokuyordu eli yüzü.&lt;br /&gt;Yatak odasının penceresini açınca park park olur çiçek kokusu dolardı.&lt;br /&gt;Yaz ortasındaydık koruklar üzüme dönmeğe başlamıştı. Güneş burnumuzun dibine sokulmuş bahçeleri bağları ısıtıyordu. Emma erik ağacı, dalında açan çiçek vardı. Onaltı yaşında elmalar fışkırmıştı üstünde.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Akşam sıcak çay fincanı, biraz kızıl, biraz sıcak. Karşımda oturan kızın kum rengi saçlarına dalmış bakıyorum. Sönecek yangin değildi bu kız. Uzun süre unutamadım. Yıllar önce yazın sıcak kumu çıplak ayaklarına yapışır kalırdı. Deniz kıyısında yalın ayak yürüdüğümüz akşamlar. Ayaklarını yıkamasına yardım ederdim.&lt;br /&gt;“Susmuş, konuşmuyorsun” dedi Emma.&lt;br /&gt;“Düşünüyordum” dedim “Onaltı yaşına bastığın gün gecelerim uzadı, sabah gelmezdi bir türlü. Sabahlarım sevinç doluydu. Aydınlık getirirdin. Sonra çektin gittin.”&lt;br /&gt;Nedense gençliğimizi değerlendiremedik. Çölde delik tastan su içiyorduk. Dudaklarımızı bile ıslatmadan. Sızdı gitti günlerimiz.&lt;br /&gt;“Suç senindi” dedi Emma. “Hatırlar mısın Bahara başladığımı, genç kadın olduğumu ilk sana söylemiştim. Sevinçliydim. Avucumun sıcaklığını seninle paylaşmak istiyordum. Onaltı yaşım sanki yeni bir fistandı üstümde. Yeni elbisenin yakışıp yakışmadığını sormak istiyordum.”&lt;br /&gt;O gün genç kadın Emma. Sevincimi dünyaya bildirmek istiyordum. Bugün güzel bir kadın oldum demek heyecan veriyordu bana.&lt;br /&gt;O kış kimseye haber vermeden yavaş yavaş uzamış, gelişmiştim. Vücudumun yuvarlakları daha yuvarlaktı.&lt;br /&gt;Her adımda sana, haberin olsun ben genç bir kadın oldum diyordum. Bak demiştim sana biz kardeş değil, arkadaşız, demistim. Seni her gördüğümde saçım saçına elim eline, el ediyor; Merhaba diyordu.&lt;br /&gt;Hatırlarım kalçalarım geveze mi geveze. Susmasını bilmiyordu. Mahallenin bohçacı kadını olmuştum. Yeni bir gençliğe başladığımı açan çiçeklere söyletiyordum.&lt;br /&gt;Göğüslerim mahallenin çığırtkanı. Söylediği şeylerle seni uyandırmak istiyordum. Yüzünün kızarmasını istiyordum. Çarpıntıdan yürek tellerinin kopmasını umuyordum.&lt;br /&gt;Gülünç olmuştun. Dünyadan haberin yoktu. Yağmura tutulmuştun ıslanmıyordun. Ne salak cocuk diyordum içimden. İki çocuktuk. Gençliğin ne olduğunu hem kendime hem sana öğretmeğe çalışıyordum.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;“Haklıydın Emma” dedim. Çocuktum korkmuştum. O yıl bahçe oldun bana kapından içeri bakıyor, içeri girmeğe cesaret edemiyordum. Çicek kokuların renklarin ürkütüyordu beni.&lt;br /&gt;Sonra geç gelmiş bir baharda uyandım. Ama iş işten geçmişti. Sen kayıplara kavusmuştun.&lt;br /&gt;Zaman oldu sabahları sana uyandım. Elimde fırça ressam ben, üstüm başım boya. Bahar gecelerini baştan çizer yeniden seni boyardım ağaçlara. Çıplak vücudunla süslerdim çiçek fidanlarını, seninle doldururdum meyve dallarını.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Onaltı yaşıma geç vardım. O yıl dilim tutulmustu. Kekelemeğe başladım. Bir türlü kurtulamadım dilimin şaşkınlığından.&lt;br /&gt;Sonra her bahar yeniden onaltı oldum seni düşününce. Bana göz ağrısı oldun, yürek ezgisi. Birbirimizin gözünde çapaktık. Silmek istemediğimiz.&lt;br /&gt;Çicek benekli fistan sırtında. Pabuçlarının içinde dünyanın en güzel ayakları. Hayatın başlayacağı gün olurdun. Nuhun gemisinden indiğimiz an. Otuzaltı ellialtıda. Sen yine onaltı yaşında. Yanı başımda.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Farkına vardım ki var oluyordum. Eski bir günde eline dokununca. Günes doğunca. Yağmur yağınca yüzümüzü yıkayınca. Sana Onaltı yaşında dokununca.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Elini tuttuğum gün Emma. Bilmediğim kendimi buldum elinin sıcaklığında. Sesinle. Sihir dolu lamba oldun bana... Her yorulduğumda her öksürdüğümde onaltı yaşını düşündüm, ilaçtın öksürüğüme...&lt;br /&gt;Ayağa kalktı. “Gitmem gerek” dedi.&lt;br /&gt;Sarıldım.&lt;br /&gt;“İki deniz mavi bir okyanus elli yıl sonra seni bulduğuma sevindim” dedim. “Biliyor musun Emma? Onaltı yaşın bana düşünmeyi öğretmişti.”&lt;br /&gt;Saçlarında ellerimi aradım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlyas Halil&lt;br /&gt;Ocak 22 2007&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-116974101508723904?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/116974101508723904/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=116974101508723904&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/116974101508723904'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/116974101508723904'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/01/ya-onalti-ilyas-halil.html' title='YAŞ ONALTI - İlyas Halil'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-116971093150233315</id><published>2007-01-25T09:37:00.000+02:00</published><updated>2007-01-25T09:42:11.520+02:00</updated><title type='text'>KARANFİL ORMANI - Hakan İşcen</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/4040/2514/1600/804923/DL.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 373px; CURSOR: hand; HEIGHT: 248px" height="158" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/4040/2514/320/162680/DL.jpg" width="243" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜN HRANT, BUGÜN UĞUR…&lt;br /&gt;YETER Kİ, GÖZÜMÜZ KARANLIĞA ALIŞMASIN.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün baba-kız el ele yürüdük Hrant’ın peşinden. Defterin dediği gibi, örgütlü bir topluluk asla değildi. Daha çok üç-beş kişilik grupçuklardan oluşan, Demokrasiyi içselleştirmiş toplumlarda böyle cinayetler karşısında özendiğimiz gibi, ortak bir aklın çevresinde, ortak bir vicdan yorumuyla, ortak bir refleksle oluşmuş bir kalabalıktı. Her türlü, inanç, düşünce, ırk, etnik kimlik aidiyetlerinin üstünde sadece insan olmanın gerektirdiği bir katılımdı. Binlerce Türkün(İnsanın) ellerinde “Hepimiz Ermeniyiz!” pankartıyla yürüdüklerini görmek Borges öyküleri kadar gerçeküstü, ama bir o kadar da büyüleyici idi. Herhalde Rakel Dink’in Sevgilisine atfettiği konuşması, Sevgili Uğur Mumcu’nun “Ey halkım, unutma bizi…” diyerek bitirdiği “Sesleniş” konuşması gibi, odalarımızın duvarlarını süsleyecek. 13 yıl önce bugün, Ankara’da onun ardından da yürüdüm. O gün için de, yüz bin demişlerdi. Üstelik hava buz gibiydi. Zaman zaman sulu kar yağıyordu. Kuyruğun ucu başı belli değildi. Dünkü “Sarı Gelin”, on üç yıl önce bugün “Yiğidim Aslanım, burada yatıyor…” olmuş, yürekleri rendeleyerek karanfil yağmuru altında söyleniyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüz düşürmeyelim; aydınlıklar sonunda karanlıkları her zaman boğar.&lt;br /&gt;Yeter ki, gözümüz gönlümüz karanlığa alışmasın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Uğur Mumcu için…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K A R A N F İ L    O R M A N I&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;masmavi bir şafağın berzahındayız…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;korkunun&lt;br /&gt;öfkeden patlamış gözbebeklerine&lt;br /&gt;dışkı kokan nefesine aldırmaksızın&lt;br /&gt;o irinli, kanlı dudaklarından&lt;br /&gt;kız oğlan kız şehvetiyle öpüşün,&lt;br /&gt;masmavi kocaman yüreğini&lt;br /&gt;titreyen metal çomaklara&lt;br /&gt;ilahi bir gülümsemeyle&lt;br /&gt;kendiliğinden uzatman var ya;&lt;br /&gt;tüm zamanların&lt;br /&gt;tüm cellatlarını&lt;br /&gt;ölesiye çileden çıkarır,&lt;br /&gt;güneşi gören kuduzlar gibi&lt;br /&gt;çılgına çevirirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o kıyamet gününde&lt;br /&gt;uzaklardan belli belirsiz&lt;br /&gt;havasını henüz bulmuş&lt;br /&gt;eski bir Ankara Türküsü duyarsan eğer,&lt;br /&gt;masmavi yüreklerin&lt;br /&gt;aynı devinimle soluklandığını,&lt;br /&gt;uyuşmuş ayakların&lt;br /&gt;buzlu taşlardaki tuzlu alkışlarını işitirsen,&lt;br /&gt;bil ki&lt;br /&gt;alev alev yanan&lt;br /&gt;kırmızı karanfil ormanının ardında&lt;br /&gt;masmavi bir şafağın berzahındayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakan İşcen&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-116971093150233315?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/116971093150233315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=116971093150233315&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/116971093150233315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/116971093150233315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/01/karanfil-ormani-hakan-icen.html' title='KARANFİL ORMANI - Hakan İşcen'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-116940820225762021</id><published>2007-01-21T21:35:00.000+02:00</published><updated>2007-01-21T21:36:42.270+02:00</updated><title type='text'>Utanıyorum!!!</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Utanıyorum!!!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;br /&gt;İfade özgürlüğüne hayır demek için yalnızca imza vermekle yetindiğim için, utanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkeme önlerinde ifade özgürlüğüne karşı yapılan eylemlere, düşünce bağlamında olmasam da fiziki anlamda sessiz kaldığım için, utanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimizden alınan değerlerin kıyımını sadece kınamakla yetindiğim için, utanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koruyamadığımız insan, doğa; kısaca tüm değerler adına yeterli çabayı göster(e)mediğim için, böylece kabahatin bir kısmının da bende olduğunu düşündüğüm için, utanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Fatma Özdirek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-116940820225762021?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/116940820225762021/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=116940820225762021&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/116940820225762021'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/116940820225762021'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/01/utanyorum.html' title='Utanıyorum!!!'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-116896232556617674</id><published>2007-01-16T17:39:00.000+02:00</published><updated>2007-01-18T16:25:05.856+02:00</updated><title type='text'>İsfahanlı Türkçe ve Türkiye aşığından mektup</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/4040/2514/1600/510488/snow.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/4040/2514/400/974398/snow.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;merhaba kardeşım&lt;br /&gt;bugün ısfahan yoğun bır kar yağıyor&lt;br /&gt;ben bu resımı sıze sunarım.&lt;br /&gt;Javad Keshtgar&lt;br /&gt;16.01.2006&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/24271704-116896232556617674?l=fatmaozdirek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/feeds/116896232556617674/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=24271704&amp;postID=116896232556617674&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/116896232556617674'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/24271704/posts/default/116896232556617674'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fatmaozdirek.blogspot.com/2007/01/isfahanl-trke-ve-trkiye-andan-mektup.html' title='İsfahanlı Türkçe ve Türkiye aşığından mektup'/><author><name>Fatma Özdirek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14682820713000412871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://i165.photobucket.com/albums/u78/fatmaozdirek/minervaninbaykusu-1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-24271704.post-116885074355507905</id><published>2007-01-15T10:42:00.000+02:00</published><updated>2007-01-15T18:23:55.606+02:00</updated><title type='text'>Karadeniz'in Kıyıcığından - 4 -</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/4040/2514/1600/911468/kestane_kebap1.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/4040/2514/320/384091/kestane_kebap1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Kestane Kebap&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otuzbeş günlük ayrılık, yenilenme, düşünme ve yuvaya dönüşten sonra yazacağım son yazı olacakken “Kestane Kebap” gelişmeler sonucu ilk yazı oluverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki yazılarımı okuyanlar bilir... Vietnam beni epey uğraştırdı vize alabilmek için. Ankara’daki elçiliklerine çektiğim uzun mektuba yanıt olarak sayın elçi beni telefonla arayarak, yaptığımız uzun konuşmadan sonra “size nasıl vize vermeyiz, bir aksilik olmuş, evraklarınızı yollayın hemen vize verelim” dedi. Lakin ancak onbeş gün vize alabildim. Biz bu kadar verebiliyoruz dediler. Vize almanın heyecanıyla nedenini de sormamıştım. Nasılsa yazılı kaynaklar Honai ya da Saygon (yeni adıyla Ho Chi Minh City – Hoşimin kenti-)’den vizeyi uzatmak mümkün diyordu. Uzun yıllardır çalıştığım şirerketten hem kolay hem de bu kadar uzun bir izin koparmışken postu Vietnam’a serer, bir ayda gidilmedik/görülmedik yerini bırakmam sanıyordum; yanılmışım. Saygon’a varır varmaz ilk işim vize uzatma talebi oldu. Benim vizem “d” katagorisiymiş. d katagorisi vizelerin uzaması ise oldukça zormuş. Ho Shi Min Kenti İmmigration (harici) ofisine baş vurup on gün beklemek ve sonucta eli boş dönmek de olasıymış. Vazgeçtim bu işle uğraşmaktan, zira boşuna burada on gün kaybedebilirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben nedense bir türlü Saygon’a Hoşiminsity diyemiyorum. Sevgili Ali Rıza Arıcan Ho Chi Min kenti diyor, iyi de ediyor. Oysa toprağı bol olasıca Hoşimin’e saygım sonsuz ve belki de ziyaretimin en önemli nedeni O; O’nun ülkesini, onun halkını tanımak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları daha sonra ayrıntılı yazacağım, şimdi kestaneye geçeyim. Zira böyle giderse daha soraki yazılara konu kalmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vietnam’ın şehir, cadde ve sokaklarında yemek problemim yüzünden aç bilaç dolaşırken ender olarak da olsa manavlarda kestaneye rastlıyordum, oysa hiç kestane ağacına rastlamamışım. Aç tavuk kendini buğday ambarında görür misali ben de aman bir kestane kebabı bulsam da yesem diyor, ama bir türlü rastla(ya)mıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burası Vietnam, kömür bol... Lakin bende kebap yapacak ne zemin ne de zaman var. Gözden ırak gönülden de ırak oluyor, kestaneyi görmeyince bu hesevi de unutuyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vietnam vizesini uzatmaktan ümüdi kesip, verilen vizeyi son saatine kadar değelendirdikten sonra kendimi sevgili Kamboçya’ma atınca zaten dünyalar benim oldu, tüm sıkıntıları unuttum... Gez-dolaş, gel keyfim gel...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse günler sonra Tayland’a duhul eyledim. Sokak yemek kültürünün baş kenti. Ah ki ah... Yine de ben açım... Meyve (mango, ananas, Hindistan cevizi, mısır), ciğ sebze (lahana, havuç, kıvırcık) idare ediyorum; lakin ekmek olmayınca karnım doymuyor. Babaannem “Allah insanı açlıkla terbiye etmesin” derdi, her anlamda zordur açlık. Karın açlığı, göz açlığı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşamları Bangkok sokaklarında kestaneciler de belirdi. Sanırım kabuklu kestaneyi daha önce haşlamış oluyorlar, sokakta da kocaman bir kap içine koydukları taşlar ve yağ ile yine kabuklarıyla kavuruyorlar. Bana düşen 1 YTL karşılığı Baht ödeyerek almak kalıyor. Oldukça da lezzetli. Hani mısırlarının lezzetinde değil ama olsun. İçinde nişasta olduğu için insanı oldukça tok tutuyor. Ayrıca sevdiğim tad, damağımda hissetmek hoşuma gidiyor. Ben bu durumun ne olduğunu Freudcu bir bakışla çözmeye çalışırken, gözümün önünde köyüm, ailem ve geçmiş kestane serüvenlerim seyrü sefer eylemeye başladı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim doğduğum köy meşe, kestane gibi ağaçların çok yoğun olduğu bir orman köyüdür. Biz daha doğar doğmaz kestane toplamaya çıkarız. Kendi ayağımızla olmasa da anne, babaanne, ya da abla sırtında yeldirme ya da karaltıya bağlanmış olarak. Yeldirme ile karaltı bizim yörenin yerel üst giysileri. Pardösü kesiminde siyah kumaştandır. Eğer pamuklu ya da sentetik kumaştan yapılmışsa yeldirme, un çuvallarından boyanarak yapılmışsa karaltı denir adına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi siz bu yeldirme ve karaltıyı gözünüzde nasıl canlandırırsınız bilemem ama ben köy hayatı için gayet kullanışlı ve yerinde bir seçim diye düşünür ve de severim. Sakın ola ki siz onu siyaset amacıyla giyilen tesettür kıyafetleriyle karıştırmayasınız. O çok işlevseldir. Zira ormanda, bağda-bahçede topladıklarınızı ya da yürüyemeyecek durumda olan çocuğunuzu onun eteğine kor sırtınıza ya da belinize bağlarsınız, olur size bir sırt çantası. Sırt çantasını sevdiğim için onun ilkel şekli diye düşünürüm bu giysi için. Böylelikle taşıyacağınız yük bedene eşit olarak yayılır ve kollarınız özgür kalır. Rengi kir götürür ve altındaki giysilerinizin kirlenmesini de geciktirir, bir nevi önlüktür yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek istediğim dış alım ve fenni tarım bu kadar artmadan önce, yani biz kendi kendimize yettiğimiz zamanlar, yanı yerli malı kullandığımız zamanlar, yani dışarıya bu kadar borçlanmadığımız zamanlar, yani eko tarım tareneleri başlamadan önce, yani her şeyi zaten doğal halinde saklayıp tükettiğimiz zamanlar; biz her yılın ekim ayında başlayıp yaklaşık bir ay ormanda kestane toplardık yıllarca. O zamanlar her hane en az yirmi teneke kestane toplar ve bunları kış yiyeceği olarak saklardı. Kestane kurumaya bırakılınca hemen kurtlanır, o yıllarda derin dondurucu da yok ki çiğ saklayasınız. De ki var derin dondurucunuz yirmi tenekeyi içine nasıl sığdıracaksınız? Biz de onu saklamak için topladığımız her on tenekeyi köy fırınlarında fırınlatır, yani pişirirdik, yani kebap yaparak kuruturduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun da nasıl olduğunu anlatayım. Birkaç sırt kuru dal bir fırını yakmaya yeter. Ormanda daha önce kesilip kalmış ağaç artığı kuru dallarla yakılır, sonra bir sopanın ucuna bağlanmış paçavra ile -ki biz buna pala deriz- süpürülerek temizlenir fırın. Kızgın fırına birkaç gün günlenmiş, yani güneşte bekletilmiş kestaneler boca edilip arada bir karıştırılarak pişim süresi beklenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz deyin bir saat, ben diyeyim bir buçuk saat sonra kestaneler pişer ve küreklerle dışarı alınır. Aman Tanrım dayanılmaz güzel bir koku ve yenmeye başlandığında ağıza yayılan o lezzet. Eh şimdi bir fırın kestaneyi yiyip bitirecek değiliz ya. Bir kısmı kabuklu olarak saklanır, bir kısmı ise odun bir tokaçla dövülür ve rüzgarlı bir günde kabukları savrularak iç olarak, yani kabuksuz saklanır. Köylünün kışlık yemişi hazırdır artık. Kışın kuzineye konulan taş gibi kabuklu kestane yumuşar kendini bırakır ve ilk günkü lezzetini alır. Yanında bugün yediğimiz sentetik çerezlerin lezzeti hiç kalır. Daha önce kabuklarından ayırmış olarak sakladıklananlar ise çorba ya da kestaneli fasulye yemeği olur ki, yeme de yalan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi durup dururken niye ben size bu kestaneyi anlatıp duruyorum? Yalnızca eskiye özlemimden değil ki o da olabilir, ama değil. Kestanenin faydaları olabilir, ama o da değil. Şundan anlatıyorum ki bizim köy de ülkemiz gibi sürekli değişmekte. Bazılarınca bu gelişme olarak bilinmekte, tarafımdan ise değişme. Bu değişimin iyiye mi kötüye mi doğru gitmekte olduğunu da kestirmiş değilim, belki kestirdim de korkumu bastırmak için çığlığımı satırlara döküyorum ya da aklımın ermediği bu konuda sizden gelecek bilgilerle aydınlanmak istiyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani bizim köy orman köyü ya, köy demek doğal kaynaklardan alabildiğine yararlanmak demek... Taşından, toprağından, havasından, suyundan, yani biraz doğadan bedava geçinmek demek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orman bol, ağaç bedava yani. Eğer doğaya zarar vermeden kesim yaparsan hem ona hem sana yararı olur. Bunun da denetimi zor değildir. Ağacı
