Cuma, Ocak 13, 2012

DOKTOR ATTASİ // İlyas Halil




1960 yılı. Faruk amca hasta. Kapısını çaldım. Yalnızdı. Karanlıkta bekliyordu. Sevdiğim saydığım bir insandı. Yıllar boyu hastalığımıza şifa bulmuş. Üzüntümüze çare. Sonunda küçük bir evde, karanlıkta çaresiz. Yaşlı.

Pencereyi açmış rüzgârda bir çiçek kokusu. Delikten bir ışık. Sokakta bir tanıdık. Gülen birini arıyordu.
Nasılsın Faruk amca? dedim.
İyiyim yeğen dedi, Borcum azaldı. Yakında tahsildar son taksidi almağa gelir. Bekliyorum. Daha önce buraları bırakıp uzağa gideceğini söylemiştin. Aman, benim işlediğim hatayı yapma. Toprak hava su unutkanı affetmiyor. Bastığın, ekmeğini yediğin toprağı evin yurdun yap. Bilmediğin elde padişah olacağına denizde köpek ol. Hiç olmazsa köpek balığı oldum dersin.

*

Dert sıkıntı parasızlık muson yağmurları. Gelen musibet tek gelmedi o yıllar. Kendimi genç zinde sandığım yıllardı. Gökten su sokaklarda sel. Önünde ben. Faruğu ağaç etti. Topraktan söktü götürdü. İnek oldum buzağımı aldı. Fırtına gelenin gidenin, önüne çıkanın canına okudu. Esen rüzgâr devlete benziyordu.

Parasızlığın işsizliğin ortasında idik o yıl. Türkçe bilmeyenin başı belada. Böyle anlarda okuman yazman varsa açlık çok zor. Gece daha kara. Hapisane daha dar. Çiğnediğin ekmeği yutmak olanaksız. Lokma boğazında büyür.

Savaşın sonu belli olmuş. İngilizler Mersin Adana yolunu genişletiyor asfalt döküyordu. Mahallede ekmeğin kokusunu az da olsa hatırlayan vardı. Uzakta birinin tüttürdüğü kokulu sigara sanki. Burunda acı bir sızı.

Korkmadım. Ekmeği beklemeye karar verdim. Sokakta ilk kokusu belirdi. Dost bir koku. Ana sesi. Karda kışta elini avcunu ısıttığın ılık nefesti ekmek. Ama üç yaşlı emekli ekmek görmeden tatmadan çekip gitmişti.

*

Faruk amcanın mahallemize taşınacağını babamdan duymuştum. Bir akşam yemeğinde babam sevinçli. Anneme yakında mahalleye doktor geliyor dedi. Fakir dostu işsiz dostu. Yardımını kimseden esirgemeyen gönlü zengin bir kişi.

Çok gecmeden Doktor Faruk Atesu mahallemize taşındı. Elle tutulur ağızda tadılır bir mutluluk hissettik sokakta. Kendimize bir kara gün dostu bulmuştuk. Hastalığı ağrıyı sokaktan kovuyorduk. Unutacaktık.

*

Farook Attasi 1934 yılında Halepte liseyi bitirince Istanbullu annesinin ısrarı üzerine İstanbula tıp üniversitesine okumağa gitti. 1938 de fakülteyi yüksek bir derece ile bitirince İstanbul belediye başkanı Lütfi Kırdar beyin yardımcılarından Reşit bey Dr. Farook Attasiyi makamına davet etti.

Farook bey dedi Sayın Belediye reisi Lütfi Kırdar Şehrin sağlık hizmetini artırmak için doktor kadrosunu genişletmek istiyor. Sizi aramıza almak istiyoruz. Sizin gibi çalışkan genç Türk doktorlara ihtiyacımız var. Size kadro dışı yüksek maaş vereceğiz. Memnun olacağınızı sanıyorum. Ayrıca dışarda muayene açabilirsin.

Farook Attasi biraz çekingen utangaç annesinden öğrendiği arapça vurgusu bariz türkçesi ile, “Efendim ben Suriyelim “dedi. “Yurduma dönmek istiyorum. Teklifinize çok teşekkür ederim. Size minnettarım. Yurduma dönmeme müsaade ederseniz sevinirim.

Reşit beyin suratı asıldı.
Farook bey ne dediğinin farkında mısın dedi Türkiyede yaşıyan her müslüman türktür. Üstelik türkçeyi iyi biliyorsun. Ayağına gelen bu nimeti nasıl tepersin.

Efendim türk olamaktan iftihar duyarım. Evet annem türk dedi. Babam Al Attasi ailesinden Suriyeli.

Reşit bey elini Farook beyin omzuna koydu.

Farook bey dedi “Anadoluda yaşayan annesi türk olan her müslüman türktür. Türk olmak hakkıdır. Daha önemlisi vazifesidir. Az kimseye nasip olan bir şeref lutfediyoruz. Nasıl Türk değilim demeğe cesaret edersin. Cevabını sayın büyüğüm Kırdar beyefendiye iletmiyeceğim. Bu ülkenin üniversitesinde okudun. Bu toprağa borçlu olabileceğini düşünmeden nasıl yapılan teklifi reddersin. Beş yıl Türkiyede kalmanı istiyoruz. Üstelik türk vatandaşı olduğunu biliyoruz. Sana baba öğütü. Türk olduğun için adını ve soyadını düzelt. Farook Attasi yerine Faruk Atesu olması daha uygun olur. Yolun açık olsun. Başarılar dilerim.

*

Ve öyle oldu.

Doktor Atesu sokağımıza taşındıktan kısa bir süre sonra muayehanesinin önü hastadan geçilmez oldu. Hapşıran öksüren mahalleli oradaydı. Ufak tefek hastalığına, soğuk algınlığını aspirin kinin ıhlamurla tedavi etti. Annelere sütü kaynatmadan çocuklara vermemelerini, ellerini yıkamadan yemek pişirmemelerini ekmeğe dokunmamalarını söyledi.

Bahçe mahallesinden arapça konuşan hastalar kapısını çalmağa başlayınca Doktor Atesunun mesleğinin sonu geldi.

Sokakta iş yerinde yabancı dil konuşmanın yasak olduğu yıllardı. Doktorun hastaları ile arapça konuştuğu tespit edilince. Mahkeme doktorun 6 ay hapsine ruhsatının bir yıl iptaline karar verdi.

Ve böylece Faruk Atesunun mosun yağmurları başladı.


15 Şubat 2011 - İlyas Halil


Etiketler: ,