Pazartesi, Mayıs 16, 2011

DOĞU PENCEREMDE MASALLAR // İlyas Halil



Hala doğuya bakan penceremi severim. Hala o çocuk yıllarımda, gerçek ışığını beklediğim pencerede. Günün loş olacağı anı hayallerim.

Her yaşta çocukluğum buğulu bir rüya oldu çok uzakta. Hiç yaşamamış sanki. Hiç bitmemiş gibi. Hep o yıllarda olduğum çocuğu aradım. Ben değildim sanki hayatını yaşadığım o çocuk.

Sevinci nasıl öğrendiğimi bilmek isteyince çocuk ben yine, saçımdan tırnağıma.

Dinlediğim masalları tekrar duymak. Üzüntümde küçük sevincimde sığındığım masal oynadığım çocuk bahçesi. Devlerle savaşan parmak çocuk ben. Korkmam korkmayacağım dedim. Deyince çocuk sevinmiştim.

Pazartesi akşamı.

Annem Bir varmış bir yokmuş dedi. Seccadeye bindim. Açık penceremden bazen oda yeşil bazen mor karanlık ile doldu. Üvey annenin çocuğuna nasıl kötü davrandığı Pamuk Prenses masalında buldum. Gözlerim dolu annem gözümde uyudum.

Cuma sabahı mutfağa girmeden

Ken fi, bi zeman. Ken ya me kan ya mustemeiin al kelam dediğini duyarım.

Yeni bir ülke penceremde. Geniş ova yeni bir çocuk ben Kırk haramilerin mağarası. Malını kaybetmiş fakirlerin gözyaşı haramiler gelmeden iade eder sevinirim.

Perşembe öğleüstü

Sıcak yaz. Sivrisinek ince saz sesleri. Kulağımda.

Once upon a time masal saati.

Benden daha önemli bir varlığın olduğunu öğrendiğim an.

Annemin Sheakespare anlattığı üç duvarlı oda. İki genç sevmeyi sevilmeyi öğrenirken sevinçle canlarını yitirir. Var olmak önemli değilmiş anlaşılan. Sevgi olmadan. Burnun aldığı hava imiş. Oksijen değil.

Il etait une fois: Pazar gecesi

Syrano de Bergerac’ın umutsuz aşkı karanlıkta. Garam sevgilisi Roxane’dan, umutsuzluktan daha büyük daha önemli. Garam amour umutsuzluğa bürünmüş de gelse kovalamağa aramağa yaşamağa değer. Evet deyince sevindim.

Masalsız çocuk. Ayaksız fil. Varmaz gitmez yenmez yutulmaz.


Mayıs 14 2011




Etiketler: