Çarşamba, Nisan 08, 2009

GÜÇ DEĞİLMİŞ - İlyas Halil


Bir Şehri Mersindi. Kokusu yasemindi. Denizin ucu zambak ak. Sevinçte dünya büyük. Üzgün bir çocuğa avuç içi kadardı.
Nereden geldiğimizi bilmiyor, nereye gittiğimizi damla damla damıktan, adım adım günden mevsimlerden öğreniyorduk.
Sihir doluyduk yan yana. O henüz genç kadın. Ben de bendim. Yıllar geçti. Onu an be an, her gülde, her yağmurda ana ana, bu güne vardım. Avucumun içinde onu kadın buldum.
Her yorulduğumda her öksürdüğümde, o doyulmaz yirmibir yaşı içimde. Kendime aspirin yaptım yuttum. Tansiyon hapı oldu. Yürek çarpıntılarımı azalttı. Ne güzel bir rastlantı. Çarpıntılarımın başlangıcı da oydu.
*
Herkesin uyuduğu saatlerde çiçek kokusuna denizin mırıltısına dayanılmaz bir kentti Mersin. Evleri yasemin güneşi yasemin, yasemin kokulu kızları ile yaşadığımı her gün bir daha yaşıyordum.
Bir sabah uyandım gençlik yakama yapışmış. Gittiğim yerde karşımda. Baktığım şeyin rengi duyduğum kuşun sesi. Uyarı. Vaktin geldi diyordu.
Kokladığın her çiçek uyan günün geldi diye davul çalıyordu.
Yavaş yavaş uyanmağa başladım. İlk önce gözlerim elmalar armutlar seçmeğe başladı kızlarda. Koku ile doldum her yanımdan, ağzımdan, burnumdan, kulaklarımdan.
*
O günlerin tadına doyulmuyordu. Her şeye bir anlam buluyordum. İçimde bir mıknatıs. İçimi güzellikle dolduruyordum.
Yaşamak aydınlıktı güzeldi. Yaşanmağa değerdi.
*
Ülkenin kendi iç kavgası vardı. Düşündüren bir olay. Günümüzde yer aldığı için. Güzeldi. Yaşadığımız bir savaştı. Her şey o güzel kızı sevdiğim yıl oluyordu..
Ordu Menderes’in peşinde. Her şeyi bilen albaylar. Bir demokrasiyi silip süpürecekler, yeni bir düzen getireceklerdi.
27 Mayıs cuma sabahı. Radyoda haberleri duyunca çocuk parmaklarımla kolay soyulan mandalina ağacının altında çocuktum. Sevinçle uyanmıştım. Yeni bir düzene uyanmıştık. Öğrenemediğimiz bir şeyi oldurmuştuk.
*
Beni büyülemiş bir kıza, nedenini anlamadığım bir ilgi gösteriyordum. Vücuduna bakıp tanrısal bir varlığın ne olduğunu anlamağa çalışıyordum.
Kızın her yerinde doğa, yağmur bulutu, sıcak yaz güneşi, bahçelerde yeşil marul, kızıl domates vardı, bir gizli yerinde tanrı vardı. Yaşıyordu. Beni çağırıyordu. Yazılacak şiirlerim vardı. Göğüslerinden dizine kadar.
Kızın alevini, karanlık bir odaya görmüş. Ne olduğunu anlamağa çalışıyordum. Daha önce bunu tatmamıştım. Yeni bir duyguyu ağzımda arıyor ellerimle anlıyordum. Sensin diyordu bir duygu içimde Sen ve o. Yeni bitki yeni güneş taze bir koku. Güzel bir yarın olun.
İçimde incirler limonlar ağaç olmuş, Ne meyve vereceklerini şaşırmış beni, onu, bizi bekliyorlardı.
İste böyle bir bahçeydim, ağaçlar tırtıllar hep beraber ağustos böcekleri ne olduğumuzu anlamadan iç içe yan yanaydık.
*
Şöyle başlamıştı. O yıl kentin genç kızları çoğalınca içimde bir ses “Yaşın yirminin üstünde demişti. Yaşını yaşa. Ödevin var. demişti.
Peki efendim dedim. Ne yapmamı istiyorsun?
Yaşına uygun, kız bul. Görmezsen tatmazsan eksik yaşayacaksın.
Sonra bir tanığım kızın elleri, bluzundan taşan göğüsleri “Neden beni görmek, istemiyorsun” dedi “İnan ki güzelim. Bir elma ağacının arıyı çekecek her şeyim var. Doğa ben, hayat ben, görmezsen beni yaşayamam ben.”
*
Yıllar geçti. Düşündükçe düşündüğüm kızı. Tiryaki sigara öksürüğü tutar beni. Kokusu hala ciğerlerimdedir. Düşündüğümün..
Yasemin kokulu bir kentte sesinden sarhoş olmuştum. Her sabah gözümü açanda, adini gagamda cıvıltı ettiğim kuş olmuştum.
*
Şimdi Prince Arthur sokağındayız. Yine aynı öksürük ciğerlerinde. Bu öksürüğüm sevinçten. Bahçemizin çiçekleri temmuz ağustos çiçekleri kızın saçlarını anımsatınca.
*
Yanımda duran kızın kim olduğunu biliyorum. Toprağa vuran gölgesinden. Sabah güneşinde iki gonca vermiş gül fidanı sandığımdan. Her düşündüğümde her baktığımda beni üzgün ezgin bırakırdı.. Sevinçte sevincimden.
*
Yeni mevsim yaşadığım mevsim. Bilmediğim bir istasyon beklediğimiz yer. Bizim mahalleden yalnız iki yolcu vardı. Bana “Beni gör “diyen kız hala yanı başımda. Hala öğrenmeğe çabalıyorum.
Yalnızlık yağmuruna tutulmuş iki insan olduk. Yeni ıslaklığın ne olduğunu yan yana tadıyoruz. Öğreniyoruz.
“Yağmurda durma” diyecek biliyorum, “öksüreceksin”. Sesini duyacağı için seviniyorum
*
Güneş doğunca. Yüzümüzü yıkayınca. Işıklar serpilince bahçeye. Seni çiçekleri sularken görünce.
O kadar güç değilmiş yetmişyedi yaşında olmak diyorum.

Eylül 22 2007 - İlyas Halil

0 Comments:

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home