Perşembe, Ocak 01, 2009

REHANA - İlyas Halil


Sabah uyandım. Dışarda sis. Gürültü durmuş. Dallar bir ak giz. Bir ömür geçmiş. Sessiz. Sanki biz.
Yorgun gelin yatağı sabah. Sere serpe iki ak göğüs nefes aldıkça. Uykuda yar. Karlı dallar iner kalkar.
Kapım önü. Martı ak. Kar. Lapa lapa dolmuş, güneşin başladığı yerden kapıma kadar.
Bir ses duydum “Gel çocuk karda yuvarlanalım” dedi “Annen ayıp deyinceye kadar.”.
Tanrının yalın ayak dolaştığı bahçeden ak çiçek iniyordu. Mahalleme kar yağıyordu.
*
Kapı çalındı.
Kapımın önünde bir kadın.
“Buyrun “ dedim.
“Ben Rehana” dedi “Farouk sevgilimi görmeğe geldim.”
“Farouk, Rehana” adları kulağımda. Otuz yıl uzak, bir ülkeye vardım.
Yağan kar tanelerinin arası bir anda renk doldu. Yaz ülkesinin renkleri iniyordu. Çiçek yağıyordu. Yasemin doluyordu.
Arap Körfezi. Otuz yıl uzak bir ülke burnumda tütüyordu.
*
Rehana’yı hatırladım. Kasımpatı ak sabah. Yüzü. Sinesi. Yaz yağmur üstü toprak kokulu kadındı. Körfezde Farouk dostumun arkadaşı idi.
*
“ Farouk’u bekleyebilir miyim?” dedi.
“ Memnuniyetle. Buyur otur.” dedim “Farouk senin burada olduğunu biliyor mu?”
“Ben burada isem Farouk bilir” dedi “Sevmeyi unutmadı ise. Dışarda yağan çiçekleri. Kar arası inen renkleri görüyorsun. Farouk sevgilime saldığım. Haber bu.
*
Arap Körfezi. Güneşte gün boyu ölüme mahkum olduğumuz yıllara gitti aklım. Rehana’nın arkadaşlığı, denizden bir esimlik rüzgardı. Akşamları. Sesini duyunca yaşamağa nefes almağa başladığımız, nedendi.
*
“Gelir Bengalli Rehana” dedim “Buyur bir kahve içer misin?”
“İyi olur” dedi “Körfez yıllarım güzeldi. O şiir havasında. Her mevsim yeni bir insandım. Farouk şiir yazıyordu. Ben yaşıyordum. Sevilen olmak, kadın olmak. Yaşamaktı.”
“Bu karda dışarı çıkmayı nasıl göze aldın?” dedim “Birkaç yıl önce Farouk’u Ottawa’da görmüştüm. O da seni arıyordu.”
*
Karşımda duran, otuz yıl önce çölde kuru yapraklarımıza serpilmiş su olan kadına baktım. Zekası hariç, değişmişti.
*
Ne düşündüğümü sezince “Ne yaparsın?” dedi “Kar değildim. Her kış ak yağamam. Zaman değiştirdi beni.
O yıllar gençtim. Her mevsim başka tazeydim.
Yağmur yağardım. Gökten su. Ağaçlara can. Dallarda kadın. Sevdiğimi görünce çiçektim. Kadın olmaktan sevinçli. Ayın Nisan mı, mayıs mı olduğunu yürüyüşümden anlardın.
*
Celaddini Rumi’nin mesnevisinden su içtiğim, sesini dinlediğim gün. Bu Rehana oldum. Şimdi Farouk’u arıyorum.
*
Öteki Rehana kadar güzel değilim. Öteki bir kaç dakikalık kadındı. Yeni yağmış kar taze. Genç kızdı. Şimdi derin büyük denizim. Karın ak rengiyim.
Farouk’a bunu söylemeğe geldim.
“Sevgili Farouk diyeceğim yıllar gitti. Sev dedin ne demek istediğini ancak şimdi idrak ettim. Bunu şimdi yetmişlik ellerimle anlatmak isterim.
Farouk diyeceğim.
O yıllar seninle sevildim diyeceğim. Sevilmesini bildim.
Bir gün kar gibi sevgi yağacaksam toprağa hep ak yağacağım.
Ülkemden iki tür uzaktım.
Ülkemde sevmedim. Ülkemde sevilmedim.
Ülkemin toprağı gençlerine sevişmeyi bir Bengal baharında bir Bengal bahçesinde öğretir.
Aşk dilimizi yalnız Bengalli bilir. Beni ancak Bengalli bir ağızın öpmesi gerekir.
Sevgi sözünü yalnız köyümün gencinden duyar kulağım.
Yabanda bana bakanın gözü beni görmez.
Güzelliğimi bilmez. Bengal’de göğüslerim başka göğüs.
Ben bir sözüm yabancının dili beni söylemeğe dönmez. Söyleyemez.
Ben Bengal dışında gelinlik kızdım. Rüzgarda kibrit ışığı idim.
Bengal dışında bana aşk. Bana yatakta rüyadan daha uzaktı.
*
Farouk gelince. “Güzel Farouk” diyeceğim “Beni sevdiğini sandın. Sevginde yittin mi, yok oldun mu? Saçın benim gibi ak oldu mu? Yüzün yüzüme benzedi mi?”
Sevgili Farouk diyeceğim elimi tut Bengal’e gidelim.
Yağmur mevsimi ikimiz ayrı ayrı sokakta aynı anda ıslanalım.
Sevgide yitmeden var olmak istemem. Ülkemin selleri ineğimi evimi alıp götürmedikçe. Farouk adını duyunca. Seni yanımda bulmayınca.
Gölgeyim derim. Farouk’un gölgesi, gölgeyi yapan güneş ben, gölgenin düştüğü toprak yine ben.
Sevecekse Farouk beni. Karda beyaz gülün yaprağını bulur gibi bulmalı beni.
Ak karın içinde ak gül belirsiz isem.
Seven Farouk bulur beni.
Kokudan.
Seven bulur beni gözleri kapalı. Ona vereceğim güzel yarından.
Seven sevilen. Alev ve gölgesiyim.
Güneşin gölgesini gören olmadı sevenden başka.
Birazdan kapı çalınacak.
Farouk gelecek.
Bana Rehana diyecek, benimle Bengal’a gel.
Evet diyeceğim.
Yağmur damlası olmanın mevsimi yok.
Yan yana iki damla su biz.
Bir olmayı öğreneceğiz.

2 Mart 2008
İlyas Halil

0 Comments:

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home