Pazar, Ağustos 10, 2008

Furuğ'un mektubu

Merhabalar efendim.
Duydum ki beni tanımak istermişsiniz.
Ben bugün tam tamına 57 günlüğüm.
Artık büyümüşüm. Ailem bana iyi bakacağını düşünerek annem, babam ve kardeşlerimden ayırıp Fatma diye birine verdiler. Onun çalıştığı şirkete götürüp bıraktılar.
Onun şirketindeki bir amca beni aldı odasına kilitledi, kimseye göstermek istemedi.
Yine de onlarca kişi yasağı delip beni kucağına alıp sevdi.
Sonra bu odada toplantı yapıldı. Ben de bunu fırsat bilip o koltuk senin bu koltuk benim dolaşıp durdum.
Fatma bana "Kartanesi" diyordu, kimse bu ismi beğenmedi. Uzunmuş, iki sözcükten oluşuyormuş...
Bu arada bana isim arayıp durdular. Benim annem Vanlı, Babam İranlı. Bu nedenle Farsça bir ad bana yakışırmış. Zaten Türkçe’de de bir sürü Farsça sözcük varmış.
Deli mi ne bu karılar? Bana baba tarafından bir ad arıyorlar. Bir de feminist olacaklar.
Deseler ya bana pamuk, pampiş, mampiş... Yok olmazmış efendim.
İlle de Farsça olacakmış. İran manyakları.
Farsça’da Berf, kar demekmiş. Tane-i berf ise kar tanesi. Berfin, karlı.
Şeb, geceymiş. Bu/buy, koku. Şeb-buy, şeb-boy: Gece kokusu.
Ruz, gündüzmüş.
Fatma Şeb-ruz olsun dedi önce. Yahu benim gibi bembeyaz yaratığa gece-gündüz denir mi?
Pembe demeyi düşündüler, Farsça'da pamuk demekmiş. Onu da tutmadılar.
Aslında Fatma’nın gönlü Kartanesi/Tane-i Berf’de ya, o da çok uzun bulundu. Güya ben bu adı öğrenemezmişim. Benim adıma düşünüyorlar. Bu duruma çok bozuldum ya, neyse.
Hüs'ün ABD’deki arkadaşi Behruz, Farsça isimleri saymaya başlayınca ve Fatma FURUĞ'u duyunca, tamam dedi benim güzel kızıma en uygun isim bu.
Furuğ Ferruhzad diye İranlı bir şair varmış. Onu çok severmiş. Zaten ben de şiir gibi güzelmişim. Peh peh.... Ne demekse şiir?
Hem Furuğ aydınlık demekmiş, bana uyarmış. Ayrıca Furuğ Ferruhzad yalnızca dünyanın en iyi kadın şairlerinden biri değil; değişik, sınır tanımaz bir kadınmış. Şairliği yanında pek çok başka yeteneği de varmış. Hazret Furuğ da karar kıldı. Artık bana "Furuğ" deyip duruyorlar.
Sonra Fatma bana bir sürü ciciler alıp evine getirdi. Artık benim yeni evim burasıymış.
Birbirimize yoldaş olacakmışız.
Evde ev hani,30 metrekare yok. Benim yatağım, yemek kaplarım, mamalarım, çiş kabım, kumlarım nereye sığacağız bilmem.
Ayrıca onun bir tane daha Yoldaş'ı varmış ama beni de ondan ayırmayacakmış.
Ben eve gelir gelmez toplarla oynamaya başladım. Sonra uykum geldi.
O da zaten bilgisayar başında takır tukur edip duruyor. Gerçi bu tıkırtılar uykumu dağıtıyor ya ben yine de aldırmayıp klavyenin yanında uyumaya çalışıyorum.
Deli bana hiç rahat vermiyor. Ben hareketsiz kalınca korkuyormuş, bana bir şey oldu diye ödü kopuyor.
Bir de arkadaşları ona "sen kendine bakamıyorsun, bunu ne yapacaksın?" diyorlar?
Dedim ya deli mi deli bu Fatma. Bununla işimiz var gibi görünüyor ya, haydi hayırlısı.
Ben biraz büyüyeyim de görsün bak bu pasaklı, evini barkını birbirine nasıl katacağım.
Şimdilik size bu kadar hikaye yeter. Sonra yine anlatırım.
Hadi bana iyi uykular, size de güzel günler olsun...
Sizin FURUĞ.
06.08.2008