Cuma, Aralık 07, 2007

Venezüella Notları - Esin Kunt

Can dostum Esin Kunt’un Venezüella gezi notlarının taslağını okuyunca, sayfamın ziyaretçileriyle de paylaşma gereği duydum. Sevgili dostuma izni için sonsuz teşekkürler.
Sevgilerimle,
Fatma Özdirek


****

Venezüella’ya turist olarak ama turistik amaçla gitmedim. Oradaki gelişmeleri görmek, kısa bir süreyle de olsa, yaşamak için gittim. Karanlık, acılar içinde olan dünyamızda, gelecek için hiç olmazsa biraz umut veren bölgede gördüklerimi sizinle de paylaşmak istedim.

Karakas Hava Limanı’na iniş, pasaport kontrolünden geçiş kolay oldu. Gece geç olduğu halde etraf kalabalık. Alan bütün öteki hava limanları gibi, bir özelliği yok ama yazılar hep İspanyolca. Biraz etrafta dolandım, beni karşılamaya gelecek rehberi aradım. Meğerse o da, elinde üzerinde silik bir “Global Exchange” yazılı kağıtla beni arıyormuş. Buluşuyoruz ve Karakas’a doğru yola çıkıyoruz. Karanlıkta etraf pek görünmüyordu ama yinede duvar resimleri ve yazıları, asılı afişleri okumak mümkün oldu. “Si con Chavez”. Halk referanduma hazır ve Chavez’le beraber. Hoşuma gitti. Venezüellalılar referandumun coşkusunu yaşıyor. Ama daha sonra, Greg Wilfert (7 yıldır Venezüella’da yaşayan ABD’li yazar, araştırmacı, websitesi: venezuelanalysis.com ) ve Eva Bolinger (Venezüella asıllı ABD’li avukat, yazar, araştırmacı, 18 yıldır Venezüella’da blogu: chavezcode.com) ile konuştuktan sonra sevincim biraz azaldı. Greg Wilfert durumun çok karışık olduğunu, referandum sonucun ne olacağını kimsenin bilmediğini ama kendi tahminin 60-40 referandumun onaylanacağı olduğunu söyledi. Hem o hem de Bolinger muhalefetin kudurmuşçasına azılı olduğu, Chavez’i yenmek için her türlü hileye, kandırmacaya, yalana, aldatmacaya, akıl karıştırmaya başvurduklarını söyledi. Örneğin, anayasada reform onaylanırsa, aileler çocuklarını kaybedebilecekler, evlerine el konabilecekmiş. Chavista’ların bu yalanlara kanması olanaksız ama Wilfrert ortada olan %10 kadar seçmenin (orta sınıf) etkilenebileceğinden korkuyor. Muhalefetin kullandığı bir başka taktik de Chavistaları görsel olarak taklit etmek. Chavistaların rengi kırmızı, sağcılar da kırmızı T-shirt giymeye, yumruklarını sol usulü havaya kaldırmaya başlamışlar. Herkes kendilerini Chavista zannetsin ve dedikleri zırvalara inansın diye. Buna ilaveten ABD de bunlara NED, USAID aracılığıyla milyonlarca Dolar aktarıyor.

Ertesi sabah 9 saatlik uçak yolculuğundan, 4 saatlik zaman farkından ve 4,5 saat uykudan sonra bile dinç ama uykulu uyandım (Her halde heyecandan olacak!). Kahvaltıya vakit vardı, otelin yakınında küçücük büfe gibi bir yere gittim. “Cafe negro” istedim, adam bana irice bir yüksük büyüklüğünde plastik bir kap içinde kahve uzattı. Pek anlamadım, adamda beni pek anlamadı, emin olmak için bana tadımlık kahve veriyor zannettim. Meğerse bu benim ısmarladığım kahveymiş. Bir yudum yerine iki yudumluk kahve istiyorsan cafe negro grande istemen gerekiyormuş. Ama kahveleri çok sert ve kuvvetli, bir yudumu bile uykuyu açmaya yetiyor.

İlk gün gittiğimiz ilk yer Barrio’da bir yerel radyo istasyonu (CATIA) oldu. Öncelikle istasyonu dolaştık. Ufacık bir odada eski bir verici ve bir bilgisayar var. Yandaki konferans salonuna geçtik, Sahnesi yayın için hazırlanmış, karşılıklı iki koltuk var. Sunucu ve konuşmacının oturması için. Bize bilgi veren kişi istasyonun ilk kurucularından. Yaşlı, güler yüzlü bir adam. İstasyon hakkında bilgi verdi. Geçmişi 1961 yılına gidiyor. O zamanlar taşradan gelen göçmenler buldukları tahta, teneke kutu parçaları ile evler yapmışlar. Bario’da böyle evler hala var ama bu arada 15-20 katlı apartmanlar da yükselmiş. İçlerini bilmem ama dışarıdan görünüşleri çirkin. Göçmenlerin beraberinde getirdikleri hayvanları (inek,tavuk) artık ortalıkta dolaşmıyor, insanlar her sabah horoz sesleriyle uyanmıyor.

Kurucu yaşlı adam mahallede yayın yapacak bir radyo istasyonu kurmak istemiş. Bir arkadaşıyla anlaşmış, Bario’da kapanan, boş duran küçük bir hastane binası bunların kullanımına verilmiş., 1964 yılında orada yayına başlamışlar. Çok basit bir vericiden ve bir mikrofondan başka yegane aletleri “düşünceleri” imiş. İkramiye bileti satarak, mahalle konserleri vererek biraz para kazanmışlar, kadroları biraz genişlemiş. Chavez başkan seçildikten sonra bir gün mahalleye gelmiş. Radyonun raportörü onun dikkatini çekebilmiş, Chavez ilgilenmiş, kredi bulmalarını sağlamış. Şu anda tam bağımsız bir kooperatif kurmuşlar ama yakında bir TV kooperatifi ile iş birliği de yapıyorlar. Kooperatifte görevi ne olursa olsun herkes eşit, kararları oylayarak alıyorlar. Herkesin bir tek oyu var. Halk gücünün zafere ulaşacağına ve halkın yararına iş yapmamın sorumlulukları olduğuna inanıyorlar.

Bu zevkli toplantıdan sonra özel bir üniversitenin ayrıcalıklı sınıftan 3 sağcı öğrencisiyle buluştuk. Sokaklarda kargaşa çıkaran, Chavez’e karşı protesto yürüyüşleri yapan gruptan. Tutumlarını açıkladılar, isteklerini, amaçlarını anlattılar, daha doğrusu anlatmaya çalıştılar. 18-19 yaşında olan bu delikanlıların düşünceleri biraz karışık, anlamadan papağan gibi ezbere konuşuyorlar gibi geldi bana. Anladığım kadarıyla dediklerinin özeti:

- bir gün önce kamu üniversitesine saldırıp binanın kapısını ateşe verdiklerini kabul ettikten sonra bunu kendilerini savunmak için yaptıklarını söylediler
- nedenini açıklamadılar ama komünizme kesin olarak karşılar
- Chavez’e karşılar, çünkü sınıf farklılığını getirdi (yani Chavez öncesi farklı sınıflar yoktu demek istiyorlar galiba)
- Chavez yerli kültürünü öne çıkarıyor
- referandum önerileri yeterince tartışılmadı (yasa gereği her madde üç kere tartışıldı)
- anayasa reform önerisi halk girdisine açıktı ama sadece kendi yandaşları öneri verdi
Liderleri, yani en çok konuşanı sözlerini “Ben Venezüella, demokrasi için canımı feda etmeye hazırım” diye bitirdi.

Bu toplantı oldukça şaşırtıcıydı ama ertesi gün Justicia Primero (Önce Adalet) partisiyle yaptığımız toplantı tam bir felaketti. Bu parti Chavez cumhurbaşkanı seçildikten sonra varsılları desteklemek için kurulmuş. Nasıl bir konuşma olduğunu tahmin edebilirsiniz. Açıklama yok saldırı var. Soru sorduk. Verilen yanıtlardan anladığım kadar, partinin programının ne olduğu pek açıklanmadı ama Chavez’den pek çok şikayetleri var:

- Chavez diktatör ve ömür boyu diktatör kalmak istiyor (Üç dakika sonra da Chavez’in bir hiç olduğunu, bütün iplerin ordunun elinde olduğunu söyledi.)
- Belediye başkanlarına (çoğu iş çevresinden) daha çok yetki verilmeli
- Anayasa reformu reddedilmeli
- İktidar yapısı değiştirilmeli
- Anayasa reformunu Kurucu Meclis yapar diyor Ulusal Meclis değil (Doğru değil. Anayasaya göre Kurucu Meclis Anayasayı hazırlıyor, halk onaylıyor. Değişiklikler, ek maddeler Ulusal Mecliste tartışılıyor, onaylanıyor.) Ne diyeyim, onların anayasasını ben onlardan iyi biliyorum!
- Reform önerisi anayasaya aykırı (nedenini açıklamadı)
- Halkı güçlendiriyor - belediye başkanlarının yetkisini azaltıp, iyi yönetim kapasitesi olmayan yerel konseylere yetki veriyor
- Çalışmayan ev kadınlarını Sosyal Sigortalar kapsamına alıyor. Sigorta primi ayda ücretin %5’i. Bunlar ücret almadığı için bunların yerine devletin bu parayı ödemesi gerek ama ödemiyor. Para “BİZİM” cebimizden çıkıyor. (Bunu söyleyen yüzlerce yıldır Venezüella’nın bütün varlığını -yani sömürgecilerden arta kalanı- gasp eden varsıl sınıfın partisinin sözcüsü)

Diğer görüşmelerimiz çok zevkli geçti.

Eğitim Üzerine görüşmelerimiz:

SUCRE: SUCRE herhangi bir nedenle (çoğunlukla yoksulluk nedeniyle) üniversiteye devam edemeyen lise düzeyinde eğitimi tamamlamış kişilere değişik meslek dallarında eğitim veren bir program (misyon). Shell Petrol Venezüella’yı terk edince Karakas’taki saray irisi binası SUCRE’ye verilmiş. Okula devam bedava. Burada üç eğitici ve bir öğrenci ile konuştuk. Dersler hafta sonları ve akşamları veriliyor Aynı zamanda eğitimin yanı sıra araştırma, sosyal çalışma, yerli halkların kültür ve sosyal ihtiyaçları üzerine çalışmalar yapılıyor. SUCRE’nin ülke çapında 8.000 öğrencisi var. Üniversiteden hocalar ve meslek sahipleri burada GÖNÜLLÜ ders veriyor. Konuşan ikinci eğitmen yağma ve talandan, yoksulluktan, yapılan işkencelerden kapitalistleri, emperyalistleri, ABD’yi ve medyayı suçladı (haklı). Öğrenci ise anayasal reformun yaralarından bahsetti ve SUCRE’de kararların ortak alındığını ve eğitici, öğrenci ve emekçilerin eşit oy hakkı olduğunu söyledi (Önceleri 1 profesör oyu 40 öğrenci oyuna eşitmiş).

BANMUJER (Kadınlar Bankası) Adı banka ama kendisi tam banka değil. Chavez’in sosyal programlarından biri. Eğitim görmemiş, hayatını kazanamayan, ezilmiş, horlanmış kadınları (bazı durumlarda erkekleri de) eğitip, yol gösterip onları topluma kazanmak. Chavez’in deyimiyle bankanın görevi “facilitar” yani çalışmak isteyenlerin işini kolaylaştıran, yol gösteren, eğiten ve kredi veren kuruluş. İş kurmak isteyen bankaya başvuruyor. Kredi alabilmek için beraber çalışacağı iki kişi daha (kooperatif kurmak için en aşağı 5 kişi) bulması gerek. Bunun nedeni mümkün olduğu kadar çok kişiye iş sağlamak. Başvuru kabul edilince bir proje hazırlamaları gerek, bu proje inceleniyor, hatta mahalle meclisine danışıyorlar böyle bir iş yerine gerek var mı diye. Örneğin mahallede bir kaç berber dükkanı varsa, yenisi için proje kabul edilmiyor. Başka bir iş kur diyorlar. Proje kabul edildikten sonra sıra gerekli eğitime geliyor. Mesleki eğitim, iş nasıl kurulur ve yönetilir, muhasebe ve aynı zamanda sosyalist değerler. Bütün bunlardan sonra %3 faizle uzun vadeli kredi veriliyor. Ödenen borçlar yeni iş yerlerinin kurulması için kaynak yaratıyor (Devletin yardımı da var). Borcunu ödeyemeyenler için araştırma açılıyor eğer geçerli bir nedeni varsa borç yenileniyor. Borçların geri ödenme oranı %83’müş.

Bankadan çıktıktan sonra hiç unutamayacağım bir olay oldu. Yolda bir sürü yürüyüşe katılan referandum destekçisi vardı. Üzerinde “Si Chavez” yazılı kırmızı gömlekleri, etrafta dolaşıp duruyorlardı. Biz otobüsün gelmesini beklerken, yakınımızda yedi sekizi kişi durmuş konuşuyorlardı. Birkaçının elinde de gömlek vardı. Acaba bize ellerindekileri satarlar mı diye yanlarına gittik. Bunlar RIBAS öğrencileriydi. Yarı işaretle, yarı tek tük kelimeyle gömlek istediğimizi anlattık. Fazla gömlekleri yokmuş. Gömlek çok istiyordum ama neyse zararı yok, teşekkürler gibi bir şeyler söylemek istedim ama İspanolcam yok. Bildiğim tek cümle “yo soy chavista” dedim. Delikanlının çok hoşuna gitti. Elindeki gömleği bana verecek gibi oldu ama önce kokladı, kokusunu beğenmedi (herhalde yürüyüşte giymiş, terlemişti) ben tam “zararı yok ben evde yıkarım” gibi bir şeyleri işaretle anlatmayı düşünürken, o bize bekleyin işareti yaptı ve gitti. 5 dakika kadar sonra elinde üç gömlekle döndü. Biz parasını ödemeye kalkınca da yüzünde Türkçeye ancak “ayıp ettin” diye çevrilebilecek bir ifade belirdi ve para kabul etmedi.

RIBAS: Her hangi bir nedenle lise eğitimi görememiş kişiler RİBAS’ta eğitime devam ediyor. Programın amacı resmi eğitimi yarım kalmış isteyen herkesi bir meslek dalında eğitmek. Okul parasız ve herkese açık. Yaş haddi yok. Bizim Selana’da (Karakas’ın 250 km güney doğusunda yüce dağlar arasında 4000 metre yükseklikte yeşiller arsına kurulu küçük bir şehir) ziyaret ettiğimiz. Ribas okulu beni bu gezide en çok etkileyen yerlerden biri oldu. Okul resmi bir lisenin binasında hafta sonları ve akşamları ders veriliyor. Girdiğimiz sınıf “sosyal yöneticilik” kursu. Sınıfta 20 kadar öğrenci var. Kendilerini tanıtıyorlar. En genci 21 yaşında üç çocuk annesi bir ev kadını. Kocası onun okula gitmesinden pek hoşlanmıyormuş ama o kendisini eğitmek istiyor. Sınıfın en yaşlısı 54 yaşında, gündüzleri resmi lisede hademelik yapan bir hanım. Daha iyi bir iş bulmak için okula devam ediyor. Bir gün önce gezdiğimiz kahve plantasyonun sahibi/yöneticisi de burada öğrenci. Adil, sosyal bir yönetici olmak istediği için burada. Öğrenciler arasında, bir de sosyal bilimler profesörü var. Kadınlar çoğunlukta. Hepsi öğrenmeye hevesli, serbestçe konuşuyorlar. Ülkedeki egemen sınıfı, ABD’yi eleştiriyorlar, suçluyorlar. Hepsi de geleceğe güvenle bakıyor. Amaçları yönetmeyi öğrenmek kadar, sosyal olmayı, sorunlara pratik çözümler bulmayı, kendi kendine ayakta durabilmeyi, başkalarına yardım etmeyi, dayanışmayı öğrenmek.

Bu okulda bir de okul öncesi çocukları eğitmek için verilen bir derse girdik. Ders beden eğitimi dersiymiş. Öğrencilerin hepsi genç, eşofman giymişler. Bize nasıl eğitildiklerini göstermek istediler. Onlar öğretmen, bizde 3-6 yaş arası çocuklar olacaktık. Öğretmenin etrafında bir çember olarak dizildik. Okulun ilk günü ilk dersindeyiz. Arkadaşlarımıza kendimizi takdim edeceğiz. 3-6 yaş arasında olduğumuz için uzun konuşamayız. Sadece adımızı, tek kelimeyle okulda ne yapmak istediğimizi söyleyeceğiz ve bunu hareketlerimizle anlatacağız. Ondan sonra sevinçle bir kere zıplayıp çemberdeki yerimize döneceğiz. Herkes el ele tutuşacak ve ellerini havaya kaldıracak. Bizim gurubun yaş ortalaması ellinin yukarısında.. 3 yaşında çocuk gibi davranmak biraz garip oluyor diye düşünürken sıra bana geldi. Ortaya çıktım Esin - okumak dedim. İki elimi kitap gibi açarak başımı sağa sola salladım, bir kere zıpladım ve yerime döndüm. Sonra sıra çocuk masalarında çocuk sandalyelerine oturup resim yapmağa geldi. Üzerinde basit resimler çizili (benimkisi bir elma resmiydi) kağıtlar dağıttılar. Masaların üstüne küçük bir şişe zamk ve bir kaç renk krepon kağıdı koydular. Dersimiz krepondan küçücük toplar yapmak bu topları resime istediğimiz gibi yapıştırmak. Ders sonunda benim resim için hoca ‘çok güzel’ dedi ve bana bir saplı şeker verdi. Yahu ben bu resimle nasıl ödül kazandım diye şaşarken baktım herkes ödüllü. Bunu okuyanlar bu ne saçmalık diye düşünebilir ama emin olun son derece etkili bir ders şekli. RIBASlılar iyi eğitiliyorlar - hiç olmazsa okul öncesi eğitimde.

Selana’da gezdiğimiz bir başka yer de organik tarım kooperatifiydi. Kuruculardan yaşlı bir adam anlattı: 52 yıl önce iki kişi bahçelerinde yetiştirdikleri sebzeleri satmaya başlamışlar. Uzun yıllar parasızlık içinde uğraşmışlar. Neden sonra iki hektarlık bir araziyi kullanmaya başlamışlar. Sayıları altı kişi olmuş. Yakınlarda bir devlet tarım kooperatifiyle yardımlaşmağa, iş birliği yapmaya başlamışlar. Genellikle imece usulü yardımlaşma yapmışlar aralarında. Borç bulmuşlar, biraz toprak satın almışlar. Bu arada tıb okulundan stajyer öğrenciler gelmiş. Kan tahlili olmuşlar. Kullandıkları tarım ilaçlarından çoluk çocuk hepsinin kanında zehirli maddeler bulunmuş. Araştırmışlar, okumuşlar, denemeler yapmışlar. Şu anda bütün üretimleri organik. Chavez başkan olduktan sonra devletten yardım görmüşler. Sayıları 30’a yükselmiş. Dağların temiz otlarıyla beslenen sağlıklı, besili on onbeş inekleri de var. Onların sütünden yapılan yoğurdu yedik. Çok lezzetliydi. Kooperatifte herkes eşit, bütün kararlar ortak alınıyor. Kapitalizmi istemiyorlar çünkü kapitalizmin getirdiği para+güç+kişisel çıkar. Onların istediği ise sevgi+yaşam+ yardımlaşma.

Bu bölgede bir de Gıda Üretim Birliğini gezdik. Banmujer’in yardımıyla üç kişi tarafından kurulmuş. Yerel yetişen domates fazlasından salça üreterek işe başlamışlar. Bu şekilde hem kendileri, hem de ellerinde fazla domates kalan üreticiler için yararlı olacaklarını düşünmüşler. Şimdi sebzeli makarna ve yerel meyvelerden reçel de üretiyorlar. Hepsi çoluk çocuk sahibi ev kadını, evden çalışıyorlar. Ev işleri ve Birlik işlerini beraber yürütmek biraz zormuş ama hayatlarından çok memnunlar. Kocaları bazen şikayet ediyormuş ama aldırmıyorlar. Hepsi ateşli Chavista.

Venezüella’da on gün içinde bir sürü olay gördüm, hiç unutulmayacak anlar yaşadım ama beni en çok etkileyen olağan insanların (varsıl elitlerin değil) doğal davranışları, candanlıkları, umutları, kendine olan güvenleri, azim ve coşkuları oldu. Chavez’in yaptığı en yararlı iş şimdiye kadar ezilmiş, dışlanmış halkta öz güven duygusunu arttırmak, devrimi sevdirmek, geleceğe umutla bakmalarını sağlamak olmuş. Bunlar verilen maddi yararlardan çok daha önemli.

Kasım’07 – Esin Kunt
.

1 Comments:

Anonymous ysl said...

keşke devamını da okuyabilseydik...

1:37 ÖÖ  

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home