Perşembe, Ekim 18, 2007

İlyas Halil'den göçen dosta...


DOĞAN AKÇA DOSTUM,

Düne kadar Doğan Akça’yı anınca içimde Yedi cücelerin yaşadığı oyuncak köy belirirdi. Bir elin cüceler masalını kukla oynattığını görürdüm. Doğan fırçasından Mersin’i bir çocuk gözü ile tekrar yaşardım.
Doğanla konuşurken dünyamız gençlik dünyası idi, Gençtik genç Mersindeydim.
Aydınlık yıllarım uyanırdı. Doğanin naif desenlerinde cocuklaşmış bir kent, solmuş renklerinde Mersin’in geçmiş bayram havasını hayal meyal hissederdim.
Doğanın Mersini, güzel bir yanımdı içimde. Gece yorgunluğunu alan. Uyutan beni.
Yazılarını okuyunca. Doğanda buldugum Mersin değil bir çocuk parkı. Doğanın fırçasından çıkmış.
Hani o günlerin Mersini az insanın farkına vardığı aşk dolu bir aşk kenti idi. Aşıklar parkıydı.
Aşık değilsen belediye zabıta memurları kolundan bacağından tutar seni karga tulumba şehir dışına atarlardı.
Fizana sürerlerdi seni.
.......Sevecektin:
.......Nedenini nasılını bilmeden
.......Kimi ne zaman olduğunu öğrenmeden
.......Sabahları, sabah koparılmış cikriz incirlerini
.......Öğlenleri dut ağacının serin gölgesini.
Akşam üstü, göğüs akı, ak yasemin kokularını. Gecelerini şiir dinler gibi kadınlarını. Sevecektin rüzgar esince Güneş Sinemasının önünde bir etek üfürünce. Dizinden kim olduğunu bilecektin. Fesleğeni kokusundan tanıdığın gibi.
*
Sevgili Doğan’ın göç haberini alınca içimde üzgün bir aydınlık. Yedi cüceler masal günlerimizden gençlik yaşantısı, Gençliğimin doyumsuz hafifliği.
Sevgili Doğan Akça bildiğimiz Mersine ak köpüklerin kıyısında Akkahvesine gitti dedim.
Güzel çocuk Doğan dost bize Akkahvede bir masa ayır. Celal Çumralıyı Haşmeti Akalı görürsen selam söyle. Birazdan saat beş olacak teker teker dostlar ağır ağır ayaklarını sürçerek Nuri Abacın yazıhanesinde toplanacağız. Osman Özeren geç kalır belki hızlı yuremiyorum diyor, bu sıra. Nuriyi belki yazıhanede bulamayız dedim. Dün eşi Suna hanımla konuşunca yorgun demisti.
Uray caddesini yirmi dakikada yürürdük şimdi çok uzun sürercek yürüyüşümüz.
Beklemekten usanma. Eski dostların yakında Akkahvedeyiz yanındayız. Saat beş olunca şiir okuyacagiz.
*
Mersini küçük kahve fincanında yudum yudum içtiğim kokusu içime sindirdiğim gençlik yıllarımdayım şimdi. Sevmek kolay şeydi o gunler.
Doğan dost bu kez Mersini bize sen süsle renklerinle. Bir Mersin boya. Mersinde bir yaz gecesi bul. Beyaz olsun. Yasemin kokusundan. Rüzgarlı Kasım sabahı olsun. denizin bittiği yerde pamuk balyası yırtılmış olsun. Kopuk kopuk pamuk. bir sevgilin olsun Eşinin adını alsın. Yazdığın şiirleri martılar duysun.
*
Mersin güzel mavi. Denizin mavisi Doğanın gök mavisi. Sabaha gökyüzüne başka mavi sürersin biliyorum.
Doğan. Başka bir mavi bulursun sevdiğin kente. Haberi duyduğum gün Mersinin göğü kır menekşe mavisiydi. Son boyadığın renk olmalı sevgili dost.
*
Mersindeyiz. Yıl 1954 ile 1957 arası bir yıl. O günler gün değildi sanki, mangalda yakılan portakal kabuk kokusu idi, duman yükseliyor. Sonra söken güneşle gece yok olmuyor anılara yerleşiyordu.
Şimdi çok uzak bir ülkede aynı koku içimde. Bir dostu. Aydın yaşantımızı anımsıyorum.

İlyas Halil


Doğan Akça resimlerinin izinle alındığı adres:
http://www.bakrac.com/web/resim_sergisi_dogan_akca.htm
.

0 Comments:

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home