Pazartesi, Temmuz 30, 2007

Yazmak (I) / Berna Efeoğlu


( I )

Üzgün olduğum için mi yazıyorum ben, üzgün olduğum anlarda iç dökmek istediğim için mi; yoksa tam tersi yazmak üzüyor beni de, bu rahatsız duyguyu istediğim için mi kendime işkence olsun diye, pes edip pes edip, ardından yine yazmaya devam ediyorum.
Bir keresinde anahtar sözcükler dökülüvermişti aslında ağzımdan, yazmak kendine dönmekti. İçimi burkan, derinliklere indirip kimi zaman oracıkta boğuveren, ama suyun üstüne çıkıp nefes alma ihtimaliyle bilmem kaçıncı doğumu yaşadığım, kendimi farklı şekilde yeniden bulduğum ve var ettiğim birşey yazmak. Acı veren bir dönüş. Kendime dönüp orada kaldığım zaman, her şey daha bir zor, içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Hemen kaçıp kurtulmak istiyorum kendimden. Uzaklaşıp yüzeyselleşmek.
Yazmak yüzleşmek demek oluyor böyle zamanlarda. İçime bakıp korksam da kimi zaman, gördüklerime savaş açma gücünü bulabilirsem kendimde, içimdeki susuşlar, yerini ‘içimi kusuş’lara bırakıyor usulca. Bu kusuş, kelimenin ilk akla gelen anlamındaki gibi iğrenç olabilir diye daha başlamadan öyle bir yer değiştiriyor ki susuşumla, ‘bırak dağınık kalsın’ hissi veriyor. Lanet olsun, bırak…
İçime dönüp bakacak gücümü kaybettiğim anlarda bu susuşların süresi uzuyor. Sonra, biraz zaman geçiyor aradan. Bazen bir şarkı, bir söz, bir görüntü, bir gürültü ya da anlık bir hisle dolup taşma hali. Ve işte yine, yılıp bıraktığım o şeye baktığım yerde buluyorum kendimi. Susmayıp her şeye razı gelecek cesareti kendimde bulduğum anda ise, önce nispeten farklı bir iğrençliği yaşayıp, sonrasında elimi yüzümü yıkayıp, temizlenip ferahlamışçasına bir basamak daha çıkıyorum kendime yolculuğum ve kendime barışımda. İçimdeki pek çok şey, ve dışımdakiler. Her biri anlam kazanıyor. Gözümdeki kendim gibi. İşte o anda yazmak, kendimden öte bir anlam savaşına dönüşüyor artık benim için. Yazdıkça çözümleniyor her şey. Ama daha da karışıyor diğer yandan. İçinden çıkamıyorum. İçinden çıkmak için soyunmak gerekiyor, her şeyinle ortalara dökülmek. Utanmadan, sıkılmadan.
Yazmak, örtüleri kaldırmak işte bu yüzden. Çıplak kalmak, çıplak bırakmak. Ama sırf bu örtüler yerli yerinde dursun diye, kendimden ve yazı masasından uzaklaşıp kopup gidiyorum kimi zaman. Bazı şeyleri yok saymak, onları bilmekten iyi geliyor. Farkındalığımı görmezden gelip basitliği seçiyorum o anlarda. İşime geliyor. Yazmak basitlik karşıtı bir eylem oluveriyor bu noktada. Nefretimi hak ediyor.
Yazmak benim acı çelişkim sanırım…

Berna Efeoğlu
29.07.2007
.

Pazartesi, Temmuz 16, 2007

Hüzün

Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir
Gönlümün kıyısına vurur
Aşınan kayalar gibi ruhum
yorgun suskun öylece durur

Islak kumlara yazılmış hikayeler
Ummana karışır silinir yavaş yavaş
Her dalga ömrümden bir şeyler koparır
Ağır ağır sönen gönlüm sakin koyları özler
Son kum tanesi olana kadar
Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir
Gönlümün kıyısına vurur
Son kum tanesini alana kadar
.
Cansın Erol
.
.
Şarkı, Şile feneri altındaki esintide can dostum Yarser'in duyarlı yüreğinden sesine yansıyan tınıyla kulağımda yankılanıyor.....
.