Perşembe, Kasım 30, 2006

Bekle beni İstanbul...

Doğanın kızı benim canım anacığım,
doğa ana ile haşır neşir ol,
















lakin bunlardan da
uzak dur ki,
oralarda yüreğimi

yerinden oynatma,
emi!



Benim küçük Daçka’lım,
Sen de “doğayı görmeyince enerjim mi kalıyor?”
deyip, ciğerimi yeme.
Derslerine çalış ki o da seni
sevinçle bütün yaz bağrına bassın!
















Ve...
Batıni ve de daimi aşkım İstanbul...
Bekle beni!















.
.





Perşembe, Kasım 16, 2006

Değerli şair ve öykücümüz İlyas Halil

Şair, öykücü İlyas Halil’i iki ay önce tanıdım, yani O’nun öykü ve şiirlerini; Duvardibi Dergisi aracılığıyla. Dergi’deki bir öyküsüne beğenimi yazınca, kitaplarından birkaçını yolladı, sağ olsun.

Şiir kitabına bir göz atmıştım ki yeğenim alıp kaçırdı, öyküler kaldı bana.

Agap Çiçeği öykü kitabını su içer denli keyifli okudum.

İlyas Halil öyküleri kısacık cümlelerle başlıyor, sürüyor ve müthiş bir ahenkle bitiyor. Cümleler kısa olmasına kısa, ama yaptırdığı yolculuklar uzun. Şiirimsi bir tat sürekli zihnime bulanan.

Her cümlecik imge yüklü... Her bir öykünün imgeleri sağanak gibi. İmgelere bulanırken ıslanıyor, öyküler bittiğinde kuruyacağım sanırken, nemli kalıyorum.

Öyküler Mersin, Adana, Tarsus, Çukurova, Kayseri’de başlıyor, Sen nehri, Roma, Atina, Toronto, Montreal, Vancouver, Hayfa, Urunda, hatta Merih’de menzile varıyor, ya da tersi oluyor.

Kahramanların çoğunluğu günümüzden çok, kırklı ellili yılların ülkemizin etnik mozaiğinden Türkler, Çingeneler, Rumlar, Ermeniler, Beyaz Ruslar vb. Akdeniz’in meyvesi gibi çeşitli ve yan yana durabilen Ahmet, Ali, Mustafa, Leyla, Dimitri, Dikran, Karlo, Lydia Ivanovnalar. Bazen de oradan oraya konup gö(e)çerken, yollarının birleştiği insanlar.
Hemen hepsine de çocukluğunun koku ve izleği ile yaklaşıyor.

Geç tanımış olmaktan üzüntü duyduğum bu değerli öykücümüzün Agap Çiçeği adlı kitaptaki Renklerin Ölümü adlı öyküsünden iki paragraf ile sizi baş başa bırakıyorum:

Mutlu olduğum yıllarda, yağmur yerine renk yağardı bağımızda. Ağaçlarımız yeşile ıslanırdı her bahar... Üzümlerimiz sevinçle karaya boyanırdı. Mor patlıcanlara, kaynak suyu çiğ domateslere yapışmıştı. Renkli kalemi elime aldığım gün büyümüştüm. Gülleri terzi, karanfilleri ebe çizdim. Kızıl turplar, kokulu naneler maydanozlar önümde eğiliyor “Ecem gülüm, güzelim” diyorlardı bana.

“Ispanak elinde yeşil süpürge sokakları süpürüyor, Japon gülleri lavanta serpiyordu yoluma. Neden öldürüyorlar renklerimi? Kara doğuyor günlerim... Sabah uyandığım an çiçeklerimi yolunmuş sebzelerimi koparılmış buluyorum. Renkler teker teker bahçemi bırakıp başka ülkelere göçtüler. Kızılı domateslerden silip atmışlar... Yeşil biberler boşanmış... Portakallar renklerinden soyulmuş çırılçıplak... Kokular çamları bırakıp dağlara göçmüş... Renklerin acı çekince insanlar gibi öldüğünü şimdi öğreniyorum.”

****
Şiir Kitapları:
* Hal ve Hayal, 1950
* Mürdüm Dalı, 1953
* Emerson'dan Şiirler, Çeviri, 1954
* Yalandır Herhalde, 1959
Öykü Kitapları:
* Doyumsuz Göz, 1983
* Çıplak Yula, 1985
* İt Avı, 1987
* Boyansın Ramazan, 1989
* İskambil Evler, 1991
* Kiralık Mabet, 1993
* Sarhoş Çimenler, 1995
* Gavur Memur Aranıyor, 1999
* Körler Bahçesi, 2004
* Agap Çiçeği, 2006
Türkçe/İngilizce Kitapları:
* Almış Beş Yıl Beklemek Gerek, 1998
* Dört Damla Bahar Yağmuru, 2000
* Tuz Çizgisi, 2001
* Pazar Sabahı Güvercinler, 2005




Salı, Kasım 14, 2006

İRAN















Bir Seyyah'ın Not Defterinden: İRAN

İran ile ilgili bu kısa not sayın Özgen Acar'ın "Frig Başlıklı Kadına Yasak" ve BorgesDefteri moderasyonunun "Özgen Acar Bey'e Yanıt!" yazılarına atfen kaleme alınmıştır.

Lütfen linke tıklayarak birlikte okuyunuz.

http://borgesdefteri.blogspot.com/2006_11_01_borgesdefteri_archive.html
.
.