Cuma, Ekim 20, 2006

Güle güle Sıdıka teyze...

.
Bir ışığım daha söndü.

Güle güle değerli ve sevgili Sıdıka Su...


O güzel insanın güzel yoldaşı;
O'na yakışan, O'nu yaşatan.

Mor çiçekler üzgün.

Kendime verdiğim sözü tutamadım...
Çok üzgünüm...
Daha da çok kendime kızgın ve kırgınım...

İnsanın kendini affedememesi, ne zor.
.
.

Salı, Ekim 17, 2006

Dünyanın güzel şiir ülkesine yolculuk...


















imaj: internetten


"Yollar bizi değiştirmiyorsa yola çıkmaya gerek yoktur" diyen dost

ve

bir diğer aziz dost İlyas Halil'in

"Dünyanın güzel şiir ülkesine, yolun açık olsun.
Dünyanın güzel şehr'lerinden biri İsfahan, Nısfı cihan.
Kadın gözleri İsfahan'da yüzde nazan.
Şimdi tül altında üzgün hazan."

uğurlama sözleri heybemde gülistan diyarına gidiyorum.

Şiir, nar, şeb-boy*.......


*Farsça'da şeb: gece, boy: koku demek (j.m.)
.

Perşembe, Ekim 12, 2006

Ben(lik)
















İçimde bir yengeç var.
.........................
Hiçbirşeyi unutmuyor olmalı – o, benim bengi belleğim...
.........................
Benden de eylem istiyor; oysa ben, onunla uğraşmaktan, eylemde bulunamıyorum. Ben eylemde bulunmağa hazır olduğumda da, o bunu istemiyor.
Belki, tam da bana bir şeyler yaptırmağa çalışmasından dolayı, benim birşeyler yapmama engel oluyor.
........................
Yoksa, korkutmuyor mu ölüm onu?
(Bir seferinde, iki arkadaşımla birlikte, rastlantıyla, bir vapurdaydık, üst-arka sahanlıkta oturuyorduk. İskeleye yanaşırken, bir başka vapur hızla üstümüze gelmeğe başladı – herkes ayağa fırlayıp oraya-buraya kaçıştı: Arkadaşlarımdan biri kapağı içeriye atarken, öteki de ayağa fırladı, ama, dönüp, bana bakıp; hiç kıpırdanmadan, sakin bir ifadeyle, yaklaşmakta olan vapuru seyrettiğimi görünce, hafifçe kızardı, ve, ani bir kararlılıkla, geri, yanıma, oturdu. Ben, birşeyler söyleme gerekliği duyup, “Bu gibi durumlarda kaçmak hiçbir işe yaramaz” gibilerinden bir şey söyledim. O sustu. Biraz sonra –tehlike atlatılmıştı– öteki de, içeriden, utanç içinde döndü.
- Sonradan düşündüm: o kadar sakin olmamı sağlayan neydi? Ölüm korkusu mu yoktu bende – yoksa, tersi: hoşuma mı giderdi, ölüme seyrede seyrede gitmek?...)
Bilmiyorum.
........................
Bu ne kadar sürebilir?
- Dediğim gibi, beni sonunda ölüme (ölümüme; ölümüne – ölümümüze) götüreceği, belli; peki, ya öncesi?
Hiç belli değil.

Oruç Aruoba: benlik / YENGEÇ’ten

Salı, Ekim 10, 2006

Laos
















Sabadiii!

Laos'da karşılaştığınız her Lao sizi "Sabadii" diye selamlayacaktır.
Lütfen siz de onların selamını "Sabadii" diyerek alın.

Pek çoğu İngilizce bilmesine rağmen size "Hello" demez. Karşılaşmalar "Sabadii" ile başlar, İngilizce devam eder ve "Sabadii" ile sonlanır.
Ben bunu diline sahip çıkmaya yordum.

"Sabadii" öylesine sesçildir (fonetik) ki bir tek bu sözcükle bile güzel anlara yelken açarsınız.



Sunum: Cem Yurtsev

Fotograf: Fatma Özdirek




İndirim Linki:


http://www.hemenpaylas.com/download/1832042/LAOS_C_1_.Y..pps.html

.

Pazartesi, Ekim 02, 2006

Fotografik Yolculuk

15 Eylül – 31 Ekim 2006 tarihini kapsayan İFSAK 1. Uluslar arası İstanbul Fotoğraf Bienali’ndeki etkinlikleri açılış dışında izleyememiştim. Evime ortalama onbeş dakika uzaklıktaki Beyoğlu’ndaki sergi mekanlarını dolaşmaya çıktım bu Cuma.

Boza yapa bir türlü bitiremediğimiz mimari ve kültürel dokusuyla şehri İstanbul’un kalbi, çoğunluğun eğlenmek, alışveriş, görmek/görünmek (arz-ı endam) için gittiği eskilerin Cadde-i Kebir dedikleri İstiklal Caddesi, Bienal mekanlarının bir ayağını oluşturuyor.

Caddedeki aydınlatma lambaları ve Turkcell reklamlarının hemen yanında tek tek sıralanmıştı “Fanus” adlı serginin onlarca fotografı. Genel sergi mantığı dışında, görmek için başınızı oldukça yukarı kaldırmanız gerekiyordu. Boyutlar devasa değildi, ancak çok dikkatli bir izleyiciyseniz bunları fark edebilirdiniz. Bienal fotografı kapalı mekanlardan başka halkın ayağına da getirmişti. Hoş, ben de bu durumdan haberdar olmasam sık sık dolaşmakta olduğum bu mekanda fotografları fark edebilir miydim bilmiyorum. Zira caddenin kargaşası arasında oldukça yükseğe asılı bu fotografları görmek için ciddi bir dikkat gerekir.

Neyse ben başım yukarıda o fotograf bu fotograf diye bakınarak dolaşırken Galatasaray’daki tarihi Mısır Apatmanı’nın önüne vardım. Kapının yanında minicik bir afişin, afişten de önce üzerindeki Bam kalesi fotoğrafı dikkatimi çekti. İran’a defalarca gittiğim halde bir türlü göremediğim tarihi ve mistik kent Bam ve 2004 Aralık depreminde yerle bir olan o güzelim kale.

“Bam Projesi Hayat, Felaket, Ümit ve İyileştirme
Bam İnsanlarından Fotoğraflar
7’nci kat, Mısır Apartmanı, Beyoğlu”

360 İstanbul restoranının altındaki 7. kata asansörle çıktım, kapıyı açtığımda sanki bir yıkıntının içine düştüm. Her yerde masalar, sandalyeler, dökülüp saçılmış bin bir tür eşya. Bam yıkıntısıyla özdeşleştirsem ayıp edeceğim ama nerede ise ona yakın bir görüntü. Ben yanlış bir yere geldim diye dönüyordum ki ışık beni çekti, yürüdüm. Evet içeride bir fotoğraf sergisi vardı. Etraftaki döküntülere ve loş ortama aldırmayıp sergiye daldım. Böylelikle Bienal diye yola çıkmışken kendimi bir başka fotograf etkinliğinde buldum.

Proje ve düzenleyici Picture People ve Hayata Destek gruplarının tanıtımı üç panoda “Bu sergi, insanların hayatlarına uzanan fotografik bir yolculuktur.” diye başlayarak ve özetle “Bam projesi, 26 Aralık 2004 te otuzbin kişinin ölümüne neden olan depremden yaklaşık bir yıl sonra bölgede yaşayan erkek, kadın ve çocuklara hayatlarından kesitleri karelemeleri için Kodak fotograf makineleri verdik. Bu eylem, derin anlamlar taşıyan yüzlerce kare ve hikayeyi beraberinde getirdi.
................................
Bam’de yaşayan dul bir kadının, bir taksi şoförünün, öksüz bir çocuğun, bir kasabın, bir çobanın ya da bir bankerin çektiği fotograflara baktığınızda, onların hayatlarında onlar için önemli olan detayları görebilirsiniz. Güzel, ilginç ve anlamlı buldukları şeylerin neler olduklarını fark etmeniz mümkün. Umuyoruz ki, bu fotograflara bakanlar aslında yaşamlarımızın ne denli benzer olduğunun farkına varacaklar.
................................
Bu sergi insanlara yardım etmek isteyen, Bam’ın rehabilitasyon sürecinde kendi kendilerinin yazarı, fotografçısı ve görsel mimarı olmaları için destek sağlamaya çalışan insanların gerçekleştirdiği ortak bir çalışmanın ürünüdür.
Felaket bölgelerindeki insanların deneyimlerini, umutlarını ve hayallerini ifade etmelerini sağlamak adına çalışmalarımızı sürdüreceğiz, yalnız Bam’de değil, Kaşmir’de ve ihtiyaç duyulan her yerde. Bu fotograflara bakan sizlerin, trajedinin tam olarak ne anlama geldiğini unutmamanızı dileriz; İran’da, Kaşmir’de ya da Lübnan’da.” diye açıklanıyordu.

Pek çok fotografın altında da fotografın öyküsü ve çekenin tek sözle tanıtımı vardı. Bunlardan birkaç örnek:

Bam sokaklarında yürümeye çalışırken gördüm her şeyi. Bacağım yüzünden çok uzağa gidemedim ama gördüm. Harabe! Her yer harabeye dönmüştü.
Ali Asghari, Sağ bacağını depremde kaybetti

Bam genelinde afyon kullanımı ciddi bir problem haline geldi. Eskiden de içerdik ama artık işler kontrolden çıktı.
Abdul Reza, Taksi şoförü

Bu yavru kedi, her şeyi korkmadan ve utanmadan anlatabildiğim tek canlı.
Jack Mandal, Afyon kullanıcısı

Ben James Bond ve bu da kötü kalpli düşman. Burada silahlarımızı birbirimize doğrultmuş olsak da biz çok iyi arkadaşız. Eğer bir deprem daha olursa birbirimizi koruyacağız. Ama şimdi oyun oynamamıza izin verin. Öğrendik ki hayat gelir ve ansızın gider, o yüzden onu en iyi şekilde yaşamak gerek.
Hasan, Çoban çocuk

Çocukların yeniden oynuyor olması iyiye işaret, yıkıntılar arasında oynuyor olsalar bile.
Akram, Psikolog

Fotograftaki çocuklar kardeş. Bizim oturduğumuz bölgede yaşıyorlar. Bazen Ghanat’a gelirler ve ördekle oynarlar. Aralarındaki ilişkiyi çok seviyorum. Birbirlerini korur ve desteklerler. Bu fotografı çektiğim zaman kendimi iyi hissettim.
Hamid, Gönüllü

Bin bir düşünceyle sergiden çıktım. Bienalin diğer mekanlarına İFSAK Sergi Salonu, ISO Odakule Sanat Galerisi (açık alan), İstanbul Fotoğraf Merkezi, Taksim Sanat Galerisi’ne uğradım. Kadıköy, Sultanahmet, Maçka ve minibüsler, vapurlar, açık alanlar, meydanlar ve parklardaki diğer sergileri bir başka Cuma’ya bıraktım.

Fotografların eleştirisini uzmanlarına bırakıyorum, lakin pek çok mekana yayılan bu etkinliğin kaçırılmamasını diliyorum. Her kare ayrı bir öykü, üreten ve izleyende ayrı ayrı kurgulansa da bize kattıkları ve bizi çıkardığı yolculuklar doyumsuz.

İstanbul, 02.10.2006 – Fatma Özdirek