Pazar, Ağustos 20, 2006

Yaşasaydım / 17 Ağustos

Yaşım yedi olacaktı anne
Bu yaz sünnet de olacaktım
Kardeşimle el ele
Okula başlayacaktım

Siyah önlük almayacaktın
Sözün vardı bana
Kararmasın diye içim
Mavi giyecektim, umut olacaktım

Büyüyecektim
Asker olacaktım
Baba olacaktım
Yurdum toprağına, yarın olacaktım

Yaşım yedi olacaktı anne
Dağıttıklarımı toplayacaktım
Hafta sonları babamla gidip
Para kazanacaktım

Olmadı anne!
İki dünya arasında kaldım
Burası da kalabalık ama
Sıkılıyorum işte

Özledim sizi
Hem de çok özledim anne
Ayaklarım altında, hayal denizi
Balık yerine kuşlar geçiyor anne

Bakıyorum,
Elimi uzatsam dağılıyor bulut dalgaları
En derinde siz varsınız da
Kalkıp gelemiyorum anne

Üzerimde hala yıkıntılar
Gözlerimde hala odamın tozları
Ayaklarım yok anne
Sol gözüm yok

Oğlun yarım anne!
Sol göğsünden kopardılar beni
Sütün son damlası boğazımda
Bebeğin, canınım hala değil mi anne

Ben yüreğinde büyüyorum
Sen gözlerimde
Ağlama sakın ardımdan
Benim için de dua etsin babam
Duvarlara teslim ettim diye oğlunu
Yakmasın sigarasını

Yalnız değilim
O kadar baba var ki
O kadar ana var ki
O kadar çocuk var ki......

Burada insan çok da
Orada insanlık ölmüş anne
Biz ağlıyoruz ardınızdan
Siz avuçlarınızı açın anne...

...17 ağustos...
Arzu Altınçiçek

Cuma, Ağustos 18, 2006

17 Ağustos



gidenler

boynu

bükük

gittiler...


ya

kalanlar

?!...

Perşembe, Ağustos 17, 2006

" o "











bir dağ tilkisiydi

o
hırpalanmış

elinde öldürme yetkisi
aklında mavi perçem

bir dağ tilkisiydi

o
tekmelenmiş

asırlar öncesinden
gelen kökleri

bir dağ tilkisiydi

o
kuyruğu kısılmış

anlayamadılar vurdular

o
mavi perçeminden...

S.A.

Salı, Ağustos 15, 2006

ÇİZGİ


















sola yattı
dönüşe başladı

istikamet
ve denge ağır bastı

çizgi boyu
tırmandı

bulutlar görüp sıçradı
balıklar gibi

altında kaybolmadı
öte yana yattı

rüzgarla belirginleşti
yukarı çıktıkça

altı puslu pis
üstü tertemiz

tutturdu seviyeyi
hizaya girdi

yanaşıyordu
ya da
sandı

çizgi eğildi...


S.A.

Ay gülüşlü kardeşim


Ay çarpması gülmesi,

ne mümkün o gülüşün esrarını bilmesi...

Çarşamba, Ağustos 02, 2006

Bu eller miydi









Bu eller miydi masallar arasından
Rüyalara uzattığım bu eller miydi.
Arzu dolu, yaşamak dolu,
Bu eller miydi resimleri tutarken uyuyan.

Bilyaların aydınlık dünyacıkları
Bu eller miydi hayatı o dünyaların.
Altın bir oyun gibi eserdi
Altın tüylerinden mevsimin rüzgarı.

Topraktan evler yapan bu eller miydi
Ki şimdi değmekte toprak olan evlere.
El işi vazifelerin önünde
Tırnaklarını yiyerek düşünmek ne iyiydi.

Kaybolmuş o çizgilerden
Falcının saadet dedikleri.
O köylü çakısının kestiği yer
Söğüt dallarından düdük yaparken...

Bu eller miydi kesen mavi serçeyi
Birkaç damla kan ki zafer ve kahramanlık.
Yorganın altına saklanarak
Bu eller miydi sevmeyen geceyi.

Ayrılmış sevgili oyuncaklardan
Kırmış küçücük şişelerini.
Ve her şeyden ve her şeyden sonra
Bu eller miydi Allah’a açılan!

Fazıl Hüsnü Dağlarca