Pazartesi, Temmuz 17, 2006

Tümceler - Oruç Aruoba














Akşamüstü
Tümceleri

7.
Dünya bana doğru dönüyor,
ama kimseyi yakınıma getirmiyor –
sadece güneşi alıp uzağıma götürüyor.
20.
En değerli aydınlık,
karanlıktan sonraki, ve,
önceki aydınlıktır
-biteviye aydınlık değil…
27.
Neyiz ki biz:-
Rüzgar çoktan ters taraftan esmeğe başlamışken
kıyıya vuran gecikmiş dalgalardan başka…
28.
En hırçın halinde bile, deniz dinginmiş gibi görülebilir:
bütün dalgaları, tamamiyle dingin bir havada
kıyıya vuran “ölü” dalgalar olarak…
30.
Bulutların üstünde hava hep açıktır.

Şuradan-buradan
Tümceler
21.
En yoksul toprak bile tohum doludur.
24.
Dünya, uyur da.
36.
Hiçbir zaman kazanılmaz, çünkü hiç kaybedilmemiştir.
47.
Hayaller işitilir de.
61.
Herşey durgun
herşey durmuş
herşey duracak
- işte, bile
METAFİZİK
Sevmiyorsak, yokuz.
97.
Deniz de bakım istiyor – artık: Orman da koruma – Yeryüzü de, merhamet!
99.
Alışıyorlar demek: Serçe pervaza, Karga bacaya; Kırlangıç birikete; Güvercin terasa – Bülbül duvara…
100.
Kaynak da beslenir.
103.
Acaba nasıl oluyor da kafası hep havaya kalkık yüzerken, aşağıdaki balıkları görüyor, diye sorarsın – ama, belki, sorun yanlış : belki, gördüğü falan yok : zamanı gelince, öylesine, dalıyor – arıyor…
104.
Solucan gibi : nasıl, yolu boyu, yerin altında, önünden aldığı, alıp içine kattığı toprak parçalarını, içlerinden kendisini besleyebilecek maddeleri özümsedikten sonra, gerisinden çıkarıp, ardında bırakıp, yeni topraklara yönelirse – hep ilerleyerek…
AY:YA
Yarımsın – ama tam karşımdasın:
Tam karşımdasın – ve yarım’sın –
112.
Nasıl, gelmeyeceğini bildiğini beklemen “bilgelik sevgisi” idiyse, geleceğini bildiğini beklemen de, sevginin kendisidir…
113.
Verimli bir çaresizlik –
olabilir mi?…
116.
Biliyor musun : Güneş’in tam üstünde oyalı işlemeli (pırılpırıl ve pespembe) bir dantel örtü vardı bugün – sana uğurlarken onu…
119.
Daha kaç kez Dut yiyebileceğini hesaplayabilirsen, daha kaç Yaz yaşayabileceğini bulabilirsin.
KARANLIK
Pencerenin arkasında birçok şey çullanır üstüne – ama, tek bir ışıktır onlara karşı kendini korumanı sağlayabilecek olan – tek bir aydınlık kızıltı…
125.
Kış gelince, gölgeler uzarlar; ama, azalırlar da, aynı zamanda…
135.
Bir apartmanın bacası içinde çiftleşen Kargaların yarattıkları gürültü içinde, dişinin(?) acıklı(?) çığlıkları(?), nasıl da, bacanın içine sıkışmışlar, takılmışlar, yukarıya uçamayıp aşağıda düşeceklermiş gibi gelir – gürültü kesilip ikisi de baca boşluğundan çıkıp sessizce uçup gidene dek…
138.
Fırtınayı bile dineltir mi Ay, bulutların arasından sıyrılıp çıkınca?
142.
İnsanın kullanıp, yıpratıp, atıp bıraktığını, anakucağına geri alır Doğa.
143.
Bir Karga’nın gözünde bile parıldayabilir Güneş _
146.
Güz, Ağustos ortasında da gelmeğe karar verebilir – bir-iki Martı da, itiraz edebilir, buna...
147.
Güz çoktan gelmişken dalının ucunda yeşeriveren ince Çam yaprağı gibi…
159.
Güneş de gitmişti buraya geldiğimde – sanki niye bu yöne dönük oturdum ki?
166.
Yalnızca Güneş ısıtıyor artık – hep öyle değil mi ki, zaten?…

Boğaz’dan
Tümceler
NİSAN

2.
Önemli olan bir tek şey var şimdi : Bülbüllerin seslerini ne zaman – hangi gün – yeniden işitmeğe başlayacağım. _
16.
Kenarı yitik Ay – hiç bu kadar aşağıda, bu kadar karşımda olmamıştın! –
22.
Rüzgar dindi : şimdi, Yağmur gelecek mi – yetecek mi, Bulutlar?
30.
Geldiniz işte : ama, soğuk karşıladı sizi – şimdi, geri döner misiniz?
MAYIS
2.
Burada, Güney’in en kuzey noktasında, kocaman Doğa büyümeğe, gelişmeğe, serpilmeğe yönelmişken, ben, nasıl da…*
* Her yeniden-doğuş noktası,
bir yitip-gidiş noktasının
komşusudur.
6.
Sesler – siz susun : bırakın ışıklar konuşsun.
16.
Bülbül sesleri dingince direniyor hala insan gürültülerine.
16.
Tam karşımdasın; öyle ki, senden başka hiçbirşeyim olmasaydı da, olabilirdim – sen, yeterdin varolmam için…
23.
Yağmur sonrası : ne çok ıslanmıştır Bülbüller –
Bülbüller hep ıslanırlar!
23.
Çiseleyip çiseleyip, sesinden başka iz bırakmayan Yağmur…
HAZİRAN
4.
Sen ey geç kalmış Bülbül – Yaz’a girmiş Bağaz’ın üstünde gidip gelen serin esintilere aldanıp, Bahar geri mi geldi sandın?
15.Bülbül, bir ötüş önce dizdiği sesleri bir ötüş sonra unutur – onu Bülbül yapan da budur : Bülbül, unutur…
16.
Şu rüzgar artık bir karar verse ya – duracak mı, yoksa Doğu’dan mı esecek, Batı’dan mı, yoksa Güney’den…
18.
Küçülüyorsun –
Küçülüyorsun…
22.
Burada, tam olgunluğuna ereceksin
Güneş doğarken, gideceksin
23.
Bülbülleri unutmalı artık – şimdi Kurbağa zamanı; yakında da sıra Cırcırböcekleri’ne gelecek…
TEMMUZ
GEL-GİT
Bir an sessizlik oldu:
Geldin sandım
Gene başladı gürültü:
Gittin sandım
AĞUSTOS
12.
Acaba bütün dünyada tek bir Ağustosböceği mi var – böylesine inatçı olduğuna göre?…
Yoksa, zaten, bütün dünya tek bir Ağustosböceği mi?
13.
Çekip giderler sonunda önünden – yeter ki sen dur, diren, bekle…
İşte; gördün mü!…
23.
Ay’ın doğuşu gecikti ya : tozlu topraklı inşaat tepesinin üstündeki zebani ışık öykünüyor O’na – pırıltı serpmeğe çalışıyor sulara – ama, gelecek O; o zaman da, kalmayacak bu sefil taklitçinin izi bile Boğaz’da.

EYLÜL
1.
Ne yani – imdi de “Eylülböceği” mi demeliyim sana; orada, hala, bütün o kara bulutlara meydan okumana bakarak?!
6.
Orada öyle durup kırık bir bulut taklidi yapıyorsun –
O kocaman –seni aydınlatan- gitsin diye beklerken:
Gitsin, ki, sen, gene, herşeye egemen olasın…
10.
Beklerken beklerken, bir Karanfil (tohumdan yetiştirdiklerimden) kıpkırmızı açıvermiş, hiç belli etmeden…
16.
Bezgin Cırcırböcekleri –
gene, Poyraz’da titreyen yaprak :
hiçbirşey, yok! _
ne bekliyordun ki…
EKİM
10.
Merak etme : Güneş gidince dinelir Lodos – diner, başağrın …
10.
Martı Mart’ı özler Ekim’de – oysa fark yoktur aralarında.
12.
Karanfil ve Kereviz –
yerliyerindeler…
26.
Günlerdir -ve gecelerdir- üfürüp duruyor hiddetli Lodos – ne yapacağı belli değil : yağmur mu getirecek; yoksa, göğü açacak mı…
27.
Sis kapladı heryeri : durgun havada, bitkilerime bile ulaşamıyorum --- heryeri…
KASIM
8.
Sığırcık Yalıçapkınlığına özense;
Meltem Poyraz gibi esse;
Fesleğen Begonya kadar Güneş istese-
15.
Dün akşam karar vermiş bütün Çınarlar, bütün yapraklarını dökmeğe, demek…
20.
Şimdi, akıntı dengelenmiştir : acaba, bir yelkenli, yelken açıp, Kuzey’e gidebilir mi, şimdi?
21.
Sis Güneş’e engel olamaz.
23.
Günlerdir, öğle saatlerine dek, sabah erken renkleri oluyor havada : Güneş, sanki, belini doğrultamıyor bir türlü; esniyor, geriniyor, zorlukla –ite-kaka- çıkıyor, bulutların üstüne.
23.
Kendi getirdiği Yağmur yumuşatıyor Lodos’u.
30.
Boyluboyunca uzanmış Boğaz’ın üstüne Sis; bırakmak istemiyor – ama yavaşça ivedilenip geliyor Karadeniz çıkışından Poyraz…
ARALIK
2.
-Sis, düşmüş Bulut’tur;
Bulut da, yücelmiş Sis…
9.
Sinsi, ufacık çıtırtılarla kendini eleveren soğuk Yağmur, gelecek Kar’ın yolunu açıyor.
9.
İlk Kar…
18.
Olabilir mi –
bu işittiğim, bir Bülbül olabilir mi –
olamaz, tabii ki! –
23.
Tek bir pırıltılı Kar tanesi uçup geçer buğunun tümüyle kaplamadığı pencerenden –
dersin, “Bu muydu, hepsi…” - değildir, tabii ki.
30.
Neden : epey zamandır görmüyorum Bağaz’ı – yalnızca, onca yıl geçti; şimdi de bir tane daha geçiyor diye mi _ yoksa, gözlerime birşey mi oldu?
30.
Buğu, şimdi, tam, duvar.
OCAK
1.
Günboyu karanlıktan sonra, kar olmaya kararlı, çıtırtılı bir yağmur başla : eski Usta’nın o geç kalmış sözünü düşünürsün : “Yeni yılla yeni değişim gelir.” – gelir, belki…
5.
Boğaz, asıl, hiçbir geminin, şilebin, tankerin, vapurun, takanın, motorun geçmediği zaman Boğaz’dır – tamamiyle karanlık ve boşken; öyle, öylesine, boşuna, kendi kendine, akarken…
6.
Yine söyleşiyorlardı yüksek Dallar ile karlı Rüzgar – yine işitemedim söylediklerini; yüzüme çarpan tanelere hak vere vere, yürüdüm.
11.
Karanlık arttıkça ışıklar da çoğalır.
11.
Aydınlığın karanlıktan ayırdedilemediği saatte Güneş’i gören bir ak çizgi geçiyor üzerimden –
13.
İçeride ısı olmadığından pencerede de buğu yok.
14.
Şimdi de içeride çok nem olduğundan pencerede buğu var.
21.
Hava olabildiğice açık –penceren buğulu da olsa- görebilsen, ta nerelere dek görebileceksin…
23.
Öyle işte bu gece de : birkaç köpek havlaması, birkaç anı – bütün açıklığıyla ve aydınlığıyla, orada, hala, Boğaz…
24.
Martıların da (Kediler gibi) kızışma zamanıysa, anlaşılabilir Boğaz yükseklerinde giriştikleri çılgınlıklar.
ŞUBAT
9.
Yalnızca toprakta kaldı Kar : çatılarda ve sokaklarda eridi.
10.
Şimdi de mevsim değişiminin sessizliği olmalı, bu.
11.
Yağmur olmaya da karar verebilir, Kar.
17.
En karanlık gecesinde bile, Boğazda Mehtap varsa, aydınlığı sularda görünür.
19.
Pencereden dışarı bakmak isteyenin görüşünü kapayan buğu, kendi bulunduğu odadan gelir.
24.
Kar mı Yağmur mu olacağına da karar veremez, bazen, yağış – ama yağıp durur.
26.
-Orada bulunmakla da haketmiştir buğusunu – işte : kişi görüşünü kapayan buğuyu da hakeder.
MART
1.
Dışarı çıkıp Bülbülleri dinleme vakti geliyor mu; gelecek mi - gelecekler mi?…
1.
Kaçıncı dalışında gagası balıklı çıkacak acaba Karabatak – bak; say!…
5.
Bu soğuk geceyi kar yüklü çalıların altında geçireceğini umduğum Bülbüller – keşke size sığınak olabilseydim…
10.
Bitkilerim söylüyor bana : Bahar burada – onlar, yanılmazlar…
17.
Şiddetli Kış’ın Bahar’ı da şiddetle gelir.
31.
Kapalı, durgun Boğaz –ama bungun değil : benim gibi işte…

Eski Istanbul
E f e n d i s i
(şimdi/artık)
Kimse bilemez benden başka, niye.
6.
Boğaz gene dümdüz – ve ışıklı; sessiz, dingin – beklentili…
-Sen de…
10.
Tam, senlik, bu dingin gece – ama yoksun. Belki geçip gittin bile iskelene; belki de, daha geçmedin : bomboş Boğaz şimdi.
Sen yoksun.
12.
Gene de : Yoksun işte – bomboş şimdi apaçık Boğaz artık.
13.
Birdenbire çıkıverirsin karşıma : Boğaz en dingin halindeyken- şimdiyse, artık, bomboş…

1 Comments:

Blogger Web Tasarım said...

Sorry my english firstly, i read well but i cant write :), So its useful post for me and i bookmarked your blog.

warez indir, oyun indir, dizi indir, program indir, photoshop indir |

web tasarım |

fotokopi, dijital cikis, ozalit, kirtasiye |

sesli chat

11:14 ÖS  

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home