Salı, Mayıs 30, 2006

Cannn!..

Teşekürler armağanın için cannn...


Bir

yan-
gın

yeri-
dir

aşk...



Aşk
Başlar ve biter.
Geriye bir sızı kalır.
Ve dostların.

Savaş sonrası Berlin’i anımsatır.
Binalarında top izleri.
Bilirsin bu böyle sürmez.
Ama zordur yeniden kurması.

Ve kendin olmaya başlarsın tekrar.
Tekdüze ve sıkıcı…

Sokaklarında yasaklansa da aşk.
Tekrar istersin.

Kim ne derse desin
Savaş kadar zor
Barış kadar da güzeldir;
Aşk.

Sevmek istersin…

Ali Gökhan T.

Başkalaşım

Pazartesi, Mayıs 29, 2006

Gökçesu İlköğretim Okulu Fotoğraf Günleri


Işığın olduğu her yerde gölge de vardır” diyen “Gölge Fanzin”ciler geçtiğimiz hafta Bolu’nun Mengen ilçesi Gökçesu beldesindeki “Gökçesu İlköğretim Okulu Fotoğraf Günleri” kapsamında öğrencilere ışığı, gölgeyi, kompozisyonu; kısaca ışık ile yazı yazma sanatı fotografı tanıtmaya öğretmeye çalışmışlar.

Sevgili Cenk ve Mert’in eğiticiliğinde ilkokul öğrencileri birkaç gün fotograf üzerine bilgi alıp kendi görüşlerini de oluşturmuş ve tartışmışlardı. Pazar günü öğrencilerle yapılacak fotograf çekim gezisine çağrıları üzerine ben de katıldım.

Sıklıkla olduğu gibi, en sevdiğim mevsimin Mayıs ayında yine yollardaydım. Trafik korkum nedeniyle otobanda genellikle uykuya sığınıyorum ama en ufak bir terslikte sıçrıyorum. Sonunda Bolu’yu geçip otobandan kurtuluyor köy yollarına sapıyoruz. Artık gözlerimi açıp yemyeşil doğayı içime sindirerek izleyebilirim.

Gökçesu’ya varmak üzereyken maden ocağı girişleri görünüyor. Şaşırıyorum; kara elmas diye adlandırılan bu maden sanki sadece Zonguldak’da çıkarmış gibi aklıma yer etmiş. Heyecanlanıyorum; acaba gün içinde fırsat olur da maden civarında fotograf çekebilir miyim?
Ne yazık ki biraz sonra aldığımız -bu hafta iki yaralı ve bir ölümle sonuçlanan göçük olduğu- haberi, benim için ilginç olan bu görüntüyü acıya dönüştürüyor ve yıllar önceki Kozlu deneyindeki acı dersten sonra, en azından bugün buralarda çekim yapılamayacağını gerçeği oluşuyor. Ah ah... Keşke ben hiçbir zaman buraları görüntüleyemesem de göçük, kayıp, acı olmasa.

Bakımsız bir bahçede okul binası. Bahçede ilave bir inşaat yapılmakta. Okulun dışı Murat öğretmenin refakatinde resimlenmiş. Böylelikle sıradan bir mimariye sahip okul binası renklenmiş, göze şirin görünüyor. Öğretmenler ve fotograf eğiticisi arkadaşlarla tanışıyor, öğrencilerin fotografa ilgilerini konuşuyoruz.

Çevre köylerden taşıma sistemi ile gelen çocuklarla birlikte, beşyüz civarı öğrenci eğitim görmekteymiş bu okulda. Öğrencilerin çoğunluğunun ailesi çiftçi, memur ve maden işçisiymiş.

Biraz sonra çocuklar da geliyorlar, tanışıyoruz. Öğretmenlerin dediği gibi zeki, ilgili ve onlara güvenilip fırsat verilince karşılığını alacağınızı fısıldıyor bakışları.

Bizden aldıkları izinle bizim dijital makinelerimizle hepsi birbirinin ya da bizim fotografımızı çekmeye çalışıyor. Genellikle kesik baş, kol, bacak, net olmayan görüntüler... İlk heyecanlarını atlatmalarını bekliyor, usul usul kompozisyon, ışık, imge bilgileri vermeye çalışıyoruz.

Çekime çıkacakların sayısı 60’ı geçiyor. Gökçesu’nun yamacında yükselen daha doğru tırmanıyoruz, öğrenciler, öğretmenler ve fotografçılar.

Yemyeşil bir düzlükte toplanıyoruz. Gölge Fanzin’den Saffet beraberinde getirdikleri tek kullanımlık fotograf makinesini nasıl kullanacaklarını öğrencilere anlatıyor. Her iki öğrenciye bir makine düşecek şekilde dağıtım yapılıyor. Her fotografçıya da 8 – 10 öğrenci düşüyor.
Her grup farklı bir yöne dağılıyor çekim için. Önce biraz sorun çıkıyor, 27 karelik film iki öğrenci için eşit çekim şansı bile sağlamıyor, ama öğrenciler ellerindekini paylaşmayı öğreniyor birbiriyle. Biz de bilgilerimizi onlarla paylaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

Manzara, insan, ağaç, çiçek, böcek, dağ, dere, ev, köy, işlik derken filmler bitiyor ve açlığımızı hatırlıyoruz. Filmler yıkanıp, basılıp, sergilenecek hale gelmek için toplanıyor. Çoğunun yapımında annelerine yardım ettiğini söyledikleri kekleri, börekleri, çörekleri afiyetle yiyip dönüş yoluna geçiyoruz.

Güzel paylaşımlarla geçen bir günün ardından ayrılık saati gelip çatıyor. Belki iki taraf da bilmiyor birbirinin düşüncelerinde yeni bir pencere açtığını. Yine de zor oluyor ayrılık. Benden onlara ne kaldı bilemiyorum, ama onlardan bana anlattıkları belki gerçek belki de kurgu olan öyküler ve çocuktan al haberi denilen yaşam dersleri kalıyor...

Cuma, Mayıs 26, 2006

DASK-DOGAY'06 -3-

Çiçek...




Perşembe, Mayıs 25, 2006

DASK-DOGAY'06 -2-

Kilit...

DASK-DOGAY'06 -1-

DASK
"DOĞADA(N)
AYAK İZİNDEN BAŞKA BİR ŞEY BIRAKMA

ANILARDAN BAŞKA BİR ŞEY GÖTÜRME
GÖRÜNTÜDEN BAŞKA BİR ŞEY ALMA
ZAMANDAN BAŞKA BİR ŞEY ÖLDÜRME
"
diyor.


**********************************************

DASK-DOGAY'06
Taraklı Karagöl Yaylası Kampından
birkaç kare...


Perşembe, Mayıs 18, 2006

Görüntü bizi yanıltabilir!

Bu sabah Cihangir’de bir telefon kulübesinde, sanki gelecek telefonu beklerken uyuyakalmış izlenimi veren bir kedi yavrusu gördüm.

Bir kedi delisi ve fotografçı olarak bu sevimli görüntü karşısında ne yapabilirdim, çantamdaki fotograf makinesini telaşla buldum. Tek korkum kedinin uyanıp bu sevimli olayı görüntülememi engellemesiydi.

Birkaç kare çektim... Şükür ki kediyi rahatsız etmemiş, istediğim görüntüyü de elde etmiştim.

Sevmek dokunmaktır benim için... O’na dokunmadan oradan gidemezdim, bencillik edip uykusunu bölmeyi göze alarak ona dokundum. Onun soğumuş bedeninden yüreğime buzlar doldu.

Minicik bir kedi 120 cm yukarı sıçrayıp ölümü beklemek için kendine bir mekan ayarlayabilir miydi? Yoksa, yoksa, yoksa........

Salı, Mayıs 16, 2006

Şairin ölümü



Ben niye hep meteor ile metafor çarpmasını karıştırıyorum ki?
Her iki sözcüğün “met” ile başlayıp çarpmasıyla dağılmalar yaşandığı için mi?
Met... Me(t)d-cezir... Yine bir çarpma ve dağılma...
Şair Cenk Koyuncu’nun ölüm haberi ile dağıldım birden...
O'nu tanıma(z)dım. Yazık ki hiçbir şiirini okumadım ya da anımsa(ya)mıyorum da.
Peki bu durumda niye meteor çarpmış gibi dağılıyordum?
Sadece, ölüm sözcüğünün soğuk çağırışımı mıydı beni tuzla buz eden diye düşünüyordum ki “Ben sözcüklerimi kağıt bir gemiye yükleyip saldım, senin sahiline ulaştıysa ne güzel!” diyen bir başka şair sevgili Hakan İşcen’in
“Bir şair öldüğü zaman yitirdiğimiz, sadece aşina bir yüz veya sevgi dolu bir yürek değildir. Onun aklına düşecek imgelerle birlikte zihnimizde kıprıştıracağı düşlerimiz, hüzünlerimiz, coşkularımız, aşklarımız da ölür.
Bir şair öldüğünde biraz biz de ölürüz.”
diyen iletisi Defter’e düştü. Bilmecem çözüldü...
O'nun imgelerini tanımamış, eksik kalmıştım. Şimdi imgeleriyle tanışmış, ama kim bilir daha ne imgeler üretecekken gitti diye düşünürken dağılmıştım.
Evet sevgili Hakan, zihnimizden seken en güzel imgeler O’nun olsun....

Pazartesi, Mayıs 15, 2006

Boğazın süsü Vapurlarımızı Vermiyoruz!

Cumartesi, Mayıs 13, 2006

.....

Erguvanlar...


Erguvanlar da soldu


ah..... ah ki ah.....


Artık terk etmek
vakti


şehri İstanbul'u


ah.....

Çarşamba, Mayıs 10, 2006

... lâle'ye sor..........