Çarşamba, Nisan 05, 2006

Erguvan


Sonbaharı yaşıyoruz; birçok ağacın yaprağı renk değiştirmeye, hatta usul usul dökülmeye başlamış...

Yirmiyedieylülikibinbeş günü; hastaneden çıkmış Kriton Curi parkının yanından geçerek işyerime doğru yürüyorum. Etrafıma bakındığım yok; kafamda sağlık ve seyahat sorunları ve dahi diğerleri...

Nasıl olduysa gözüme ilişti o erguvan ağacı... Gözlerime inanamadım! Çiçeğe durmuş...
Bir an için bütün karamsar düşüncelerim uçup gitti... İçimde kelebekler uçuşmaya başladı, karşısında mıhlanmış gibi kaldım. Ve yeniden sökün etti düşünceler...

Ben ki her mayısta İstanbul’ u bırakıp gidemezdim erguvanların Boğaz'a verdiği rengi izlemek için... Bu mayıs çiçeğine ne olmuştu da bu sonbaharda ortaya çıkmıştı! Yalancı bahara mı aldanmıştı; yoksa ben her zaman çiçeklenirim mi demek istemişti?

Bilgelerin en bilgesidir ağaçlar... Konuşurlar duyabilen için... Ama şu anda onu duyamıyorum; kendi sesimden!

Bizler de güzel bir söz, sıcak bir davranış karşısında çiçeklenmiyor muyduk?

Her iyi şey, "sonbaharımız" da bile olsak, bize "ilkbaharımız" daymışız hissini vermiyor muydu?

Ve hislerin en güzeli dokunmak değil miydi? Göz ile, el ile, yazı ile dokunmak...

Gördüm, dokundum, yazdım...

İstanbul, 29.09.2005 – Fatma Özdirek

0 Comments:

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home