Çarşamba, Mart 29, 2006

Berlin’den Neuss’e Birlikte Gidiş (Mitfahr)

1986 yılında 2 ay için Almanya’da bulunduğum sırada, ekonomik olarak gezmeyi düşündüğümden birçok defa Mitfahr Vermittlung (Birlikte Gidelim Ofislerini –belki buna resmi otostop da denebilir-) kullandım ve bu yolculuklardan hem çok şey öğrendim, hem de büyük bir keyif aldım. Burada birinden söz edeceğim.

Almanya otomobil endüstrisinin beşiğinden biri olmasına rağmen, oralarda bizdeki gibi kara taşımacılığı yoğun değildir; öncelik demir yollarına verilir. Bu nedenle önce tren ücretini sordum, geçmiş gün tam anımsamıyorum, ama üç aşağı beş yukarı 115-120 DM arası bir fiyat söylediler. Bu ücret bana çok yüksek geldi ve dönüş için de bir Mitfahr bürosuna müracaat ettim.

Burada Mitfahr’ın ne olduğuna bir açıklama getireyim. Bu sözcük, genel anlamda biri ile birlikte araç ile yolculuk etmek anlamını içeriyor. Almanlar her ne kadar zengin ve yüksek mevki sahibi olurlarsa olsunlar, ekonomik davranmaya, gereksiz yere para saçmamaya özen gösteren insanlar topluluğudur. Şehirlerarası ulaşımda da otoyolların sağladığı kolaylık ve zaman tasarrufu yüzünden arabalarını kullanırlar, fakat bu arada benzinden tasarruf etmeyi de ihmal etmezler. Bu da şöyle olur, aynı yöne giden bir veya birkaç kişi aynı arabada seyahat ederek, benzin parasını bölüşürler. Böylece hem benzinden tasarruf edilmiş, hem de ekonomi yapılmış, hem de yolculuk yeni tanıyacağınız bir insanla yapılacak sohbetle renklendirilmiş olur.

Benim de Berlin’den Wuppertal’e dönmem gerekiyordu. Wuppertal’e değil ama yakınında bir yere Neuss’a gidecek biri varmış, yakın sayılırdı, kabul ettim. Aşağı yukarı belirli olan benzin fiyatı üzerinden bana 28 DM düştüğünü söylediler ve üzerinde birlikte gideceğim kişinin adı ve telefonu yazılı olan bir pusula hazırlayıp elime tutuşturdular. Birlikte gideceğim kişiyi, yani Bay Cristian’ı telefonla arayıp birlikte gitmek istediğimi söyledim. Yola çıkış saati olarak gece 02:00’yi düşündüğünü söyledi ve bana uygun olup olmadığını sordu, uygun dedim. Nerede buluşabilirizi konuştuk; Mc Donald’s da buluşmak üzere anlaştık.

Peki birbirimizi nasıl tanıyacaktık. Ben; kısa boyluyum, şişmanım, gri eteğim, beyaz kazağım ve siyah bir sırt çantam var deyip kendimi tanımladım. O ise, ben de tam saat 02’de beyaz bir Mercedes Benz ile geleceğim dedi. Mercedes’i anladım da Benz’i ne oluyor pek anlayamadım. Arabalardan ve markalardan hiç anlamam da. İçimden arkadaş herhalde kamyon ile gelecek diye geçirdim, ama cahilliğimi anlamasın diye de soramadım. Gecenin bir saati nasılsa tek gelenin o olacağını varsayarak üzerinde de fazla durmadım.

Jugendherberge’den –Hadi onu da şöyle tanımlayalım, seyahati seven gençlerin, birbirini tanısınlar ya da tanımasınlar; en az iki, bazen on ve üzerinde kişi de olabilir, aynı odalarda bir arada konakladığı ucuz oteller. Bunlara İngilizce’de Hostel deniyor- sabah bavulumu alıp ayrıldım ve Doğu Berlin’e geçtim. Bütün gün Doğu Berlin’i gezip akşam Batı Berlin’e döndüm, biraz da oralarda dolaştım, yorgunluktan ölüyorum. Saat 24 civarı kendimi Mc Donald’s a attım.

Yarım saat bir şeyler yiyip içtim, biraz kitap okudum, sıkıldım mektup yazmaya başladım. Halen sıkıntıdan patlıyorum, beklemek ne berbat şey. Bu arada Almanya’yı bilenler bilir gece hayat genellikle sakin geçer. Buraya da artık müşteri gelmez oldu, çalışanlar ciddi bir temizliğe başladılar.

Temizlik işçisi, çocuk yaşlarından yeni kurtulmuş bir zenci, belli ki onun da canı sıkılıyor, temizliği dans ederek, önümde reveranslar yaparak oyuna çeviriyor. İşi bitince elinde bir çiçek ile yanıma gelip, yazdıklarımı merak ettiğini söyledi. Birlikte oturduk; mektubumdan, elimdeki kitaptan, Doğu Berlin’den, Berliner Esamble’den, Brecht’den, Nazım’dan, onun Afrika’sından konuşmaya başladık; artık zaman su gibi akıyordu. Bu arada zenci arkadaş Türkçe’ye de merak sardı, birkaç Türkçe cümleyi komik bir şekilde tekrarlayıp duruyor. Bizim Batı Afrikalı zenci ile kısacık zamanda can dost olduk, öpüşerek vedalaştık.

Aceleciliğimden, saat 01:50’de artık benim yoldaş gelir deyip, kapıya yöneldim. Kapıda beklemeye başladım, tam 10 dakika sonra 10 m uzağımda külüstür, kirli beyaz bir Mercedes otomobil durdu ve içinden iki kişi indi. Birincisi bir bayan ve görülmeye değer güzellikte, vallahi bizde onu görseler hemen artist yaparlar. O kadar güzel ki yeteneği olmasa bile nasıl olsa ona bakmaktan kimse ne yaptığına bakmaz. Onun yanındaki de ne! Yüzü kız, vücudu erkek, inanın hayatımda bu kadar güzel bir yüz görmedim. Lepiska gibi kulak hizasında küt kesilmiş kumrala yakın saçlar, mini minnacık bir burun ve ağız, pürüzsüz bir cilt ve ince bir erkek vücudu. Herhalde bunlar değildir benim yol arkadaşlarım diye düşünüyorum, ama ikisinin güzelliklerinden de o kadar etkilendim ki onlara bakmadan edemiyorum. Komik bir “Fatma” seslenişiyle yanıma geliyorlar. Kendimi nasıl tarif etti isem hemen tanıdılar, kırk yıllık dost gibi selamlaşıyoruz, bir sarılışmadığımız kalıyor.

Beni arabaya buyur ediyorlar, tanışma faslı başlıyor. Benim birlikte gideceğim kişi Cristian, bu yakışıklı genç imiş, yanındaki Dünya güzeli hatun da sevgilisi. Delikanlı coğrafya, sevgilisi tiyatro okuyorlarmış, bu yıl okulu biteceklermiş vs. vs. Ben de kendimi tanıtıyorum.

Cristian “sevgilimi eve bırakalım, ondan sonra biz yola devam edelim” diyor, “peki” diyorum. Şimdi adını da unuttuğum bu güzel kızın evi, git git bitmez bir yolda; sonunda eve varıyoruz. Beyoğlu’ndaki apartmanlara benzer, eski güzelliğini yitirmiş ama mihrap yerinde duruyor cinsinden, geniş ve yüksek bir bina, binanın girişteki bir dairesinde oturuyor hatun. Beni eve de buyur ediyorlar. Devasa kapıdan içeri giriyoruz. Binanın holleri Amorcord filminin afişleri ile süslü, hatunun dairesine yöneliyoruz, kocaman bir odadan oluşuyor, giriş kapısına iç çamaşırlarını asmış, söylemesi ayıptır her şey meydanda. Ortada kocaman bir yatak, nerede ise beş kişilik. Oturmam için beni yatağın üstüne buyur ediyorlar, civarda koltuk, sandalye gibi şeyler namevcut. Çaresiz edeplice hanım hanımcık, ama ürkek bir kuş gibi yatağa ilişiyorum. Çevremi izledikçe beni bir panik alıyor, acaba buranın yüksek kaldırımına mı düştüm diye. Bu arada da beni niye eve aldılar, arabada beklerdim, acaba niyetleri kötü mü diye içim içimi yiyor. Ne de olsa ben bir köylüyüm ve de böyle görüntülere alışık değilim.

Uzun etmeyelim neyse ki çocukların hiçbir kötü niyeti yokmuş, sadece benim görüş açımı genişletiyorlarmış! Yani onlar gayet normal davranıyorlar, ben orman köylüsü olduğum için panikliyormuşum. İki sevgili öpüşüp koklaşıp vedalaşıyorlar, biz de sonunda Cristian ile yollara düşüyoruz.

Sürücümle yol boyu tiyatro, şiir, siyaset, coğrafya, vs. hakkında konuşuyoruz. Doğu Almanya’dan Batı Almanya’ya geçiyoruz ki, takır tukur güç bela ilerleyen arabamız sonunda gitmez oluyor. Çalışıyor ama gitmiyor, arabayı itmek gerekli. Ben iteyim diyorum, Cristian kabul etmiyor. Sen para verdin olmaz ben çalıştıracağım diyor. Bir ayağı yerde bir ayağı arabada uğraşıp duruyor.

Araba çalışıp yeniden yola koyulunca yaptığımız konuşmadan, bu arabanın dayısına ait olduğunu ve araba ömrünü doldurduğundan, Alman kanunlarına göre de bu emektarın bir çöplüğe atılarak ölüme terk edilmesi gerektiğini, bizim Cristian’ın da bununla görevlendirilmiş olduğunu öğreniyorum. Çocukcağız bu emektardan son bir hizmet alıp, beden de harçlığını çıkartmak amacındaymış.

Neyse sonunda Neuss’a varıyoruz, ben ücreti ödüyorum, Cristian ile helalleşip kendi yollarımıza gidiyoruz.

Yol ve yolculuklarınız aydınlık olsun ve anılarınız sizi daima gülümsetsin!


İstanbul, 24.01.2004, 21:00 – Fatma Özdirek

2 Comments:

Anonymous dilek said...

:)
Koeln - Muenster arasi Mitfahr macerami animsadim yazini okuyunca...Bir ara Turkiye'de yapsam mi su isi diye dusundum (pek girisimciyimdir de :) Muhtelif olasi senaryolar siralayan arkadaslarim cabuk caydirdi beni...google a Mitfahr yazdigima bakilirsa pek Yolun acik,keyfin bol olsun ...

6:58 ÖS  
Blogger fatma_ozdirek said...

Yollar kesişiverir bir noktada... Kimi diğerinin geldiği yola gitmektedir, kimi henüz o yoldan dönmüştür ya da aynı yoldan geçip gelmişlerdir rastlaşmadan.
Ne güzeldir o anlar. Benim doyamadığım anlardır.
Sanki yıllardır tanışıyormuşsunuz gibi karşılaşmanın mutluluğu yaşanır. Yolculuk deneyimleri paylaşılır.
Mitfahr ile seyahatim sırasında çok ilginç insanlar tanıdım.
Hep hayıflandım, niye bizde de yok diye.
Sen niye yapmadın diye soracak olursanız, ne yazık ki ben hiç girişimci değilim. Keşke sizin gibi olsaydım, o zaman denerdim belki de bunu yapmayı.
Her zaman arkadaşların sözüne uymamalı insan. Onların neyi ima ettiklerini tahmin ediyorum. Nedense biz bize güvenmeyi öğrenemedik. Belki de kendimize yeterince güvenemediğimiz için.
Böylesine güzel bir sistemden de mahrum kaldık.
Sizin de keyfiniz bol olsun.

10:27 ÖS  

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home